<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169</id><updated>2012-01-19T18:19:36.539+02:00</updated><category term='denemeler'/><category term='kitaplar üzerine'/><category term='sinema'/><category term='öyküler'/><category term='içdöküsel'/><title type='text'>Yazmak yaşamaktır, yazmak aşktır.</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>56</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-1021333940603812520</id><published>2012-01-19T18:18:00.000+02:00</published><updated>2012-01-19T18:19:36.545+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>BU SON OLSUN…</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BsyM0wf18Is/TxhBkdy6P2I/AAAAAAAABvw/bfLOgXUJXnk/s1600/bu+son.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-BsyM0wf18Is/TxhBkdy6P2I/AAAAAAAABvw/bfLOgXUJXnk/s1600/bu+son.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Birkaç gün önce vizyona girenfilmlerin de çokluğuna bakıp nasılsa güzel bir film bulurum diyerek sinemayagittim ve başlayacak olan ilk filme girdim. Sabah ilk seans olduğundan kocasalonda yalnız başımaydım. Sonradan gelip en arka köşeye geçen genç çiftleberaber bize özel gösterimin başlamasını beklerken heyecanlıydım. Filmkonusunda önyargım olmasın diye her zamanki gibi yazılan çizilenleri okumadansinemaya gitmiştim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Film, “BU SON OLSUN” ismindeki yenibaşlayan hukuki süreci sebebiyle gündemden düşmeyen 1980 darbesine dair komediolarak tasarlanmış. Kara komedi denebilirse de bu konuda dengenin tutturulamadığınıbelirtmeliyim. Film boyunca tamam şimdi ayarlayacak dozu, konunun ağırlığınauygun bir bakış açısı ile toplayacak filmi diye bekledim ama sonuç hayalkırıklığı oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yönetmen, filmin alt yapısını kurarkenkulaktan dolma bilgilerle hareket edip senaryoyu baştan savmış da gişe yapardiyerek konjektüre uygun bir film mi tasarlamış yoksa darbeci zihniyetle seyircininanlayamayacağı bir dil kullanarak dalga mı geçmiş, yakın tarihini bilmeyengençler hedef alınıp ciddi bir konu sulandırılarak başka amaçlara mı hizmetedilmiş tam olarak kestiremedim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;(Filmin konusu internet sitesinde şöyleizah edilmiş: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.busonolsunfilmi.com/sayfalar/filmozet.html"&gt;http://www.busonolsunfilmi.com/sayfalar/filmozet.html&lt;/a&gt;)&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Film bana epey uzun ve eğlenceli geldi. İnsanındarbe iyi ki yapılmış evsizler başını sokacak bir dam bulmuş, karınları doymuş,insanlar da tutuklanarak kardeşlik tesis edilmiş, epey kaynaşmışlar diyesigeliyor. Öyle ki, hapishanedekiler birlikte güzel vakit geçirmiş, maçlar yapmışbazıları bir iki kere tokat yiyerek hırpalanmış, o kadar kusur kadı kızında da olur,darbe darbe dedikleri bu muymuş dedirtiyor izleyene. Hele en sonunda sokaktayaşayan bir adamın yaptığı planla müdürü katakulleye getirmesi ve tümtutukluların elini kolunu sallaya sallaya hapishaneden kaçması var ya mutlu sonbu olmalı diyor insan. Tabi senarist bu toplum mutlu sonları çabuk unutur,ajitasyonu da sever mantığı ile film içinde pek yer vermediği drama unsurunu sonsahnede öne çıkarıyor. Hapishaneden çıkanlardan darbeden önce birlikte yaşayanve evlilik hayali kuran sevgililerin ölüm haberini Cumhuriyet Gazetesininmanşetinden perdeye yansıtarak epey eğlendirdiği seyirciye bir darbe indiripdevreye Cem Karaca’yı sokuyor ve o muhteşem ses “Bu gün sen çok gençsin yavrum”diyerek şarkıya giriyor. Parçanın yorum başarısıyla bu son olsun diye diyesalondan çıkarken türü komedi olan filmden size boğazınızda bir yumru kalıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İşte ben de eminim her seyircinin dilinedolanacak “Bu son olsun, bu son” diye mırıldanarak filmden çıkmış yürürken aklımaYusuf Atılgan’ın, “AYLAK ADAM” adlı eserinde geçen sinemadan çıkan insanıanlattığı satırlar geliyor: “ İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan darsokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu;” Çağımızda geçmiş yüzyıllarınbilmediği kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü filmona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık.Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadançıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onuaralarına alıyorlar, eritiyorlar… Eve gidip okusam. Bunları kurtarmanın yolunubiliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünüsokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birlikte çıksınlar.Kafasından geçenlere güldü…” &amp;nbsp;diye devamediyordu satırlar. Ben de güldüm, dilimdeki Cem Karaca Şarkısı eşliğindehızlıca yürüdüm ve içimdeki sinemadan çıkmış adam ölmeden birkaç satır yazmakiçin bir kafeye oturdum.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tabi bu arada bir şeyin farkına vardım; yazarbu muhteşem tespiti kitabına yazdığında yıl 1959 olduğundan henüz AVM’ler veburaya monte edilmiş ticari sinemalar icat edilmediğinden bu yaratık daha uzunömürlüydü sanırım. Şimdi ise bol ışıklı ortama düşüyor sinemadan çıkan insan.Etrafındaki binlerce uyaranın gönderdiği oklarla pek çabuk yere yıkılıyor,bırakın herkesi kurtarmayı kendisini bile koruyamıyor. Ve filmin tesiri hızlaazalıyor, her yerden ayrı bir müzik yükseliyor, sizi sizinle bırakmıyor ki,düşünüp akledesiniz. Mağazaların camlarında “yüzde yetmiş indirim, tekfiyatlar, yetişen alıyor” yazıyor. Mis gibi kebap kokuları yükseliyor, fastfood dükkanları menüleri ile gençleri tavlıyor, çocuklar jetonlu oyuncaklardasallandığını zannedip gülümsüyor. Ailesi ile nitelikli vakit geçirdiğinidüşünen baba muzaffer bir kumandan edasıyla karısının alışveriş paketlerinitaşıyor. İlla ki oyuncakçıya girilip sinemada izlenen animasyonun oyuncağıalınıyor, yetmiyor yemeyeceği menüde hediye olarak verilen minik oyuncaklaristeniyor, kitapçıya benzeyen yerlere girilip film karakterlerinin adınıtaşıyan dergiler alınıyor. Bu kitapçılarda niye iyi kitaplar bulunmaz diyekimse düşünmüyor, çok satan diye önüne konanlar arasından bir kaç tane seçipkendine epey süre yetecek kitabı alan aile mensupları okuyor ve seyrediyorolmanın dayanılmaz hafifliği ile&amp;nbsp; &amp;nbsp;ellerinde bir sürü poşet çıkışa doğruilerliyor ve sonuçta filmin adından başka bir şey hatırlanmıyor. Üşenmeyenlerfilm sitelerine yorum yazıp fragmanını sosyal paylaşım ağlarında beğeniyesunuyor, bir nevi filme karşı vefa borcunu ödüyor ya da başkalarını kurtarmakadına, sakın gitmeyin yazıp insanları uyarma vazifesini eda edip günlük iyiliklimitini dolduruyor. Bir dahaki haftaya onlarca film yeniden vizyonagireceğinden önümüzdeki maçlara bakacağız deyip internet sitelerinde yenieğlencelik filmler arıyor. Sinema ile kurulan ilişki, modernleşme sürecinifikri açıdan oturtmadan şeklen yaşamına aktaran bizim gibi toplumlarda bireyiböylesi bir kısır döngünün içine alıyor, sıradanlaştıryor. Belki de kapitalizmhız çağının da etkisiyle tüm dünyada tatmin olmaz, düşünmez, akletmez insanlaroluşturmak için sinemayı yem olarak kullanıyor. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bu yazı da daldan dala atlayan çağrışımlararasında “Bu son olsun” filmine benzedi ama işte böylesi önemli ve acı birmevzuuyu ele almamızı engelleyen şartlar, günümüzün hızlı, karmaşık kapitalistdüzeni utansın. Sonuçta hepimiz bir şekilde bu oltaya geliyor, sisteminçarkları arasında eziliyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tekrar filme dönersek, oyunculukların gayet iyiolduğu filmde, görselliğin de başarılı olduğunu belirtmek gerek. Üniformaüstünlüğünün kabullenildiği o günler de bir hapishane müdürü ve oraya atananasker üzerinden iktidar mücadelesi, kraldan çok kralcı tavırların gardiyanlara kadarsirayeti perdeye güzel yansıtılmış. Ama eksik olan bir şeyler var filmde; mizah–drama dozunun ayarlanmamış olması belki de bu eksikliklerin en önemlilerinden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;1980Darbesinde henüz bebeklik devresinde idim. Dolayısıyla olayların pek fazlafarkında değildim. Ancak ( çok şükür bin yıl sürmese de) darbelerin etkisiepeyce bir zamanı ülkeden çaldığından olsa gerek ilkokula başladığım yıllardahala herkesin korku içinde olduğunu anımsıyorum. Evimizin balkonunda ayağımdabebeğimi sallarken elinde pankartlarla bağıra bağıra gençlerin yürüdüğünü,annemin korkuyla gelip bir serseri kurşun isabet etmesin diye beni içerialdığını hatırlıyorum. Erkenden öğrendiğim okuma sayesinde karşımızdakiüniversite binasının duvarlarında DEV-GENÇ&amp;nbsp;yazdığını, bir sürü kurşun deliği olduğunu, mahallelinin kitaplarınıbizim bahçemizdeki eski zeytin kuyusuna saklaması için babama getirdiğini,babaannemin çok korktuğunu, o zaman lise çağlarında olan erkek kuzenlerimihiçbir şeye karışmaması için uyardığını, gizli gizli kitap okuduklarını görse solcu,arkadaşları ile buluşup kitap okusalar, namaz kılsalar sağcı olacaklarıkorkusuyla sosyalleşmelerini engelleme gayretini anımsıyorum. Bu toplum niyekitap okumuyor veryansınlarında sözlü gelenekten gelen tarihi yapımızın yanındabüyüklerin bu tavrının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu darbelerin insanlıkdışı zulmüne bizzat maruz kalmamış ama ara ara topluma çekilen ayarlarla, postmodern darbelerle postal korkusu diri tutulmuş günümüz nesillerinin, insanıaktive eden kitaptan çok pasif durumda tutan sinemaya ilgi göstermesi nedeniylebu konuları işleyen filmleri faydalı buluyorum. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ancak bu kadar ciddi bir konunun bahsigeçen filmdeki kadar karikatürize tipler üzerinden ele alınmasını konunungüncelliği üzerinden rant elde etme amacı şeklinde gördüğümü söylemeliyim. Bufilm bir ilk film. Tabi ki bunun acemiliklerini barındırıyor; en basitinden amiyanetabirle ucuz solculuk yapıyor. Yakışlı, bilgili, kültürlü, merhametli, insancılkarakterler solcu iken tipsiz, cahil, kimisi aptal, kimisi menfaatçi, uyanık,bir nevi çapulcu tipler sağcı daha doğru ifadesi ile ülkücü gösteriliyor. Oysahepimiz biliyoruz ki, bu kötü niteliklere haiz, hatta darbelerden sonradavasını satıp plazalarda çalışan, zengin olan ve fakiri hiç de umursamayan birsürü solcu olduğu gibi, yakışlı, bilgili, kültürlü, hala davasına sahip çıkanmilli manevi değerlerine bağlılığının getirisi ile merhameti karakter edinmişbir çok ülkücü genç-yetişkin var bu ülkede. Bir hiç uğruna oyuna getirilipbirbirine kırdırılan, sağ kalanlarının da beslemektense asıldığı bir sürü gençvar bu ülkede. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Adalet olsun diye bir sağdan astık,bir soldan diyen zihniyetin ölüme götürdüğü nice isimsiz kayıp var bu ülkede.Hapishanelerde çektiklerini bir dikey yükseliş sağlar duygusu iledillendirmeyen ama beraat ettiğinde bile o travmanın gölgesinde yaşayanhareketli mezarlar kadar, asılan gencecik oğlunun naaşını bile alamayan,resimlerine bakıp gözyaşına boğulan bir anne gördüm mesela 2011 yazında, birköyde. İçine düşen ateşin otuz yıldır en canlı haliyle gözlerinde durduğu yaşlıkadın ne zaman bitecek bu acılar diyor, darbecilerin yargılanacağını söylemekiçin arayan gazetecilere ana yüreği duygusallığı ile bu saatten sonra oğlumgeri gelecek mi, ahirette iki elim yakalarında olacak onların diyordu. Oğluöleli onları her yaz arayıp soran “insan” siyasetçinin de yakın zamanda birhelikopter kazasına(!) kurban gittiğini söyleyen ajansı kapatıp bütün iyiinsanları öldürüyorlar işte diyordu. Klişeleşmiş, ezberlenmiş replikler,nasihat ya da dava kaygısı gütmeden sırf o annenin gözlerinden ilham alarak birfilm yapılmalıydı. Böylesi darbenin acısını göstermek, o gençleri ölüme karşıkorkusuz hale getiren düşünceleri yansıtmak, sokakta geçen mücadeleden çok dahaetkili olurdu ama sağcılar zamanında yatırım yapmadıkları bir alanda bugün birtürlü var olamıyorlardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tabi bunun bir çok sebebi vardı: Romansanatının batı toplumuna özgü olması gibi belki de sinema da doğu gelenekleriile örtüşmüyordu. Kolun kırılıp yen içinde kaldığı, bütün hesapların ahiretebırakıldığı, sessizliğin tevekküle denk tutulduğu bir toplumda göstermeküzerine kurulu bir sistemin, sinemanın gelişmiş olması beklenemez. Henüzemekleme aşamasında olan Türk Sinemasında da solculuğu hayatına hayat kılmasada sözlü bir gelenek üzerinden daha çok solcu senarist ve yönetmenlerce filmleryapıldığı düşünülürse sağcıların yetersiz insan tiplemeleri üzerinden perdeyeyansıtılması tarafsızlığın olmadığı dünyada kaçınılmaz oluyor. Netekim hayatboşluk kabul etmiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Darbelerin daha nitelikli senaryolarlaele alınıp doğru aktarılması ve sadece filmlerde kalması temennisiyle…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;HANDAN GÜLER &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-1021333940603812520?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/1021333940603812520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=1021333940603812520&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1021333940603812520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1021333940603812520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2012/01/bu-son-olsun.html' title='BU SON OLSUN…'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-BsyM0wf18Is/TxhBkdy6P2I/AAAAAAAABvw/bfLOgXUJXnk/s72-c/bu+son.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-7952263567995857629</id><published>2011-12-16T13:56:00.001+02:00</published><updated>2011-12-16T13:56:50.468+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>DEDEMİN İNSANLARI’NIN İÇİMDE ÇAĞ(LAY)AN IRMAĞI…</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CYs8Pgeq7UE/Tusn8THrQAI/AAAAAAAABvI/nrw7dzejn20/s1600/dedemin-insanlari-3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-CYs8Pgeq7UE/Tusn8THrQAI/AAAAAAAABvI/nrw7dzejn20/s320/dedemin-insanlari-3.jpg" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Epeydir süren mesleki sınav telaşlarım sebebiyle, yazmaya,seyretmeye, yaşamaya verdiğim aradan sonra dün sabah sınavdan çıkar çıkmazsinemaya koştum. Vizyondakilerden bile bihaber gittiğim sinemada tesadüfen bazıtanıtımlarını gördüğüm ama üzerine kesilmiş ahkamlara dair tek yazı okumadansadece Çağan Irmak ismine güvenle DEDEMİN İNSANLARI ‘na girdim. Filmdençıktığımda epey ağlamıştım. Buna rağmen bir o kadar da gülmüş olmanın keyfiyledoluydum.&amp;nbsp; Toprak çekiyor olmalı ki,Çağan Irmak’ı, filmlerini, insancıl bakışını kaybetmeden basit ve güzelhikayeler anlatışını seviyorum.&amp;nbsp; Basit vekolay yazmanın, böylesi filmler çekmenin, hele de herşeyin görmek, görülmek,kısacası gösteriş üzerine kurulu olduğu zamanları yaşarken basit olmanınzorluğunun farkındayım. Bu cümleyi basitçe söyleyemediğimden bahisle,“Basit”liğin ustalığın zirvesi olduğunu kabul ediyorum. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İyi sinema filmlerini domino taşlarına benzetirim… Dışdünyadan kopup karanlıklar içinde salona girdiğimizde önce reklamlarla kirlenenhafızamız, ışıkların tamamen sönüp filmin başlaması ile alır götürür bizizihnimizin arka odalarında biriken anılardaki bize. Binlerce resmin arka arkayaaktığı filmde her karenin zihnimizde bir başka kareyi harekete geçirerek dominotaşlarının devrilişleri ile büyüleyici bir başka resmi ortaya çıkarması gibi iyibir filmden çıkarken de yeni bir resmin parçası oluruz. Bu resim ne kadargerçekçi ise kalbimize ne kadar değdiyse filmi de o ölçüde severiz. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu filmde memleketimi, egenin sıcak insanlarını, sonlarınayetiştiğim seksenleri, annelerin çocukları rahatça yalnız başına evdengönderebildiği, yürüyerek okula gidildiği, dükkanların kapısına kilitvurulmadan yemek yemeğe gidilebildiği güven dolu çocukluk günlerimi yani hayatınsaflığını gördüğüm &amp;nbsp;için olsa gerek beğenerekizledim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ve film boyunca domino taşları devrildi içimde benikendimle, babaannemle yüzleşmenin eşiğine getirdi. Rahmetli babaannem 1917 deİzmir’de doğmuş, babasını, amcasını, hasılı kelam ailenin erkeklerini ÇanakkaleSavaşı’nda yitirdiğinden etrafında pek fazla erkek figürü görmeden büyümüş.Babaannemin annesi de 1908’li yıllarda 9 yaşında iken mübadele ile Girit’tenİzmir’e göçmüş bir ailenin kızı. Erken yaşta evlenip kız çocuklar doğurmuş ancakkocası savaşta şehit olunca çeşitli işlerde çalışarak çocuklarını büyütmüş yalnızve güçlü bir kadın. Ve babaannem bu zorunlu olarak anaerkil olan ailede güçlüolmak zorunda kalan bir kadının güçlü(yü oynamak zorunda kalan) kızı… &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ben doğduğumda 60 yaşında olan babaannemle 18 yaşına kadarbirlikte olabildim. Bu sürede iki ev değiştirdik ve babaannem her daim altkatımızda oturdu. Doğduğum, çocukluğumun geçtiği bu bahçeli evler Bornova’da olupbabaanneme aitti. Dedemse bu evlere, annesinin kaderini yaşayarak&amp;nbsp; genç yaşta dul kalan babaannemin ikincikocası olarak sonradan gelmiş, babaannemden sekiz yaş genç ve ona aşık biradamdı. Aynı zamanda babaannemin teyzesinin torunu olduğu için Girit’ten gelmişbir ailenin en küçük-haşarı bir oğluydu. Babaannem hem yaşının hem annesindengördüğü zorunlu aile yapısı nedeniyle hem de mal varlığının gücüyle evde baskınbir karakter olmayı başarmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Buraya kadar göç dışında filme paralel giden bir durumolmasa da anlattıkça anlayacağınız durum için bu ayrıntıları verme gereğiduydum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Güçlü insanların yaralarının çok derin olduğunu düşünürüm.Sınana sınana çelikleşen bir iradeleri ve olaylara bakışları olur. Hele yeridoldurulmaz kayıplar yaşamış olmak hayata bilgece bakabilmeyi getirir çoğuzaman. Ama yine de insanın içinde kalan bir çocuk vardır ve o çocuk ara arayüzünü göstererek huysuzluklar yapar, kanayan yaralarını hatırlatır insana. Bunedenle ne kadar olgun, görmüş geçirmiş olsa da çocuksu halleri vardır bütüninsanların.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Babannem çevresinin sevdiği, akıl aldığı ve iktisatlı olmayıyaşam biçimi haline getirdiğinden her daim dolu olan cüzdanı sebebiyle herkesinsık sık borç istediği, sohbetine doyulmaz, güler yüzlü bir kadındı. Dışarıdanbakan, içten kahkahalarını gören hiçbir derdi yok zannedebilirdi. Zaten şimdilerdedert edindiğimiz bir çok şey o ve onun zamanını yaşayan insanlar için dertdeğildi. Filmde Çağan Irmak’ın dediği gibi “&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;şimdiler olsa travma derlerdi biz yaşamamızgereken ne varsa hepsini yaşadık, toslamamız gereken her şeye tosladık.”diyebilecekcinsten bir yaşamdı babaanneminki. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Babasını doğduğunda, aşık olduğu kocasını evliliğininbaharında henüz 24 yaşındayken, kocasından yadigar bir kızını kocasınıgömdükten kısa süre sonra kaybeden, sık sık hasta olan nazenin diğer kızı vekarnında taşıdığı oğlu ile hayata tutunmayı başaran, dışarı dikiş dikerek evinigeçindiren, çocuklarını okutan bir kadın. Dul olmanın ayıp olduğu zamanlardayaşadığından ikinci bir evlilik yapan, o evlilikten doğan babamı diğerçocukları ile beraber büyüten ve ona çok aşık olsa da içtiği zaman dellenen,iyi kalpliği yüzünden sürekli kurduğu işleri batıran bir adamla tek tokatyemeden 45 sene geçinebilmek başarısını gösteren zeki bir kadın bahsettiğim. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama bir yandan da adını koymayacaklar diye babama uzun süreküsen en sonunda ilk kız torun olan bana adı verilince üst kata çıkıp annemiziyaret eden bir kadın babaannem. Dolayısıyla benim babaannemle ilişkim birinatlaşma üzerinden başladığından olsa gerek hep böyle sürdü. Herkesinsohbetini sevdiği bu kadınla bir ben bir de babamın geçinemiyor olması nedendidiye düşününce aynı ona benzediğimiz ve benim dediğim olacak noktasındahiçbirimiz taviz vermediğimiz için olduğunu yeni yeni anlıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ve aslında onu ne kadar çok sevdiğimi öldüğünü uzak birdiyarda öğrendiğimde anladığımı anımsıyorum. Bir kurban bayramı arefesindeİzmir’e geldiğimde 27 gün olmuştu öleli ve sınavlarım var diye bana söylememiştiailem. 18 sene beraber olduğunuz biri daha ayrılalı bir sene olmuşkendöndüğünüzde oturduğu köşede olmayınca çok dokunuyor insana. O geceyihatırlıyorum; dedem onu kaybetmenin perişanlığı ile babaannemin adını taşımama &amp;nbsp;gurbette olmam da eklenince öyle sıkı sarılmışve yerine sen kaldın kızım diye diye ağlamıştı. Uykusuz bir geceden sonraöğlene doğru Konak’a gitmek için çıktığımda annem bayram temizliği için altkatta olduğundan anahtarı oraya bıraktığımda kapıyı dedem açmış vegülümsemişti. Annem çok oyalanma, çabuk dön, çok iş var dediği o gün biraz geçkalınca anneme görünmeden yukarı çıkmıştım. Ben apartmana girerken kapınınönüne gelen cenaze arabasından inenler bizim binaya girince ne çok ölen var buara diye içimden geçirmişken hemen arkamdan ağlayarak gelen annem deden öldüdemişti. Daha babaannemin yokluğu fikrine alışamamış, onun yasını tutamamışkendedemi de kaybetmiştim. Dalga geçme birkaç saat önce gayet iyi idi diye tepkivermiş, inanamamıştım anneme. Öğlen sapa sağlam olan dedemin cenazesini herkesbir koldan koşup ikindi namazına yetiştirmişler, çok sevdiği karısının yanınadefnetmişlerdi. Herkes, ne büyük aşkmış, onsuz yaşayamadı, ne çok seviyormuşlarbirbirlerini, Allah toprakta da ayırmadı demişti. Babam bir anda garip olmuş,anne babasını 28 gün ara ile defnetmenin acısı ile bu dünyada gurbete düşmüştü.O günden sonra da babam epeyce değişti, bir başka olgunluk, sakinlik geldiüzerine. Artık kafası attığında çekip gideceği, orda da rahat durmayıpçekişeceği birileri yoktu alt katında. Ve hayat huzursuzlukla, kavgaylageçirilemeyecek kadar kısaydı. Ahiret hayatı bir nefes kadar yakındı, her anhazır olmalıydı. Bu hazırlık belki de en çok dışarıda ahkam kesmeyi bırakıpdaha fazla içe dönmekle sağlanacaktı,birçoğumuzun sözde söylerken özdeıskaladığı bu gerçeği idrak eden babam sosyal yaşamdan da kopmadan halkıniçinde Hakk’la beraber olmanın yollarını arşınlamaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yokluğunu ölümünden sonra çokça hissettiğimiz babaannem, oneşeli, olgun, görmüş geçirmiş kadın sık sık benimle ve dünya görüşü farkındandolayı babamla uğraşırdı. Ben de babasına aşık her kız çocuğu gibi babamı vekendimi savunmak için sürekli teyakkuz halinde bulunur, hazırcevaplığı iletanınan babaanneme laf yetiştirme telaşına düşerdim. O ise sözünün üstüne sözsöylenmesinden hoşlanmadığından kızar otoritesini sarsan bu iki figüre babamave bana daha fazla yüklenirdi.&amp;nbsp; Babaanneminen kızdığım sözlerinden biri “İsmimi senden geri alacağım, sen bize hiçbenzemedin, onlara benzedin, göçmenlere” demesiydi. “Kardeşin aynı biz, keşkeona verseymişim ismimi, o bizden, Girit’li o.” diyerek beni kışkırtır, lafımınaltında kaldığında bu şekilde üste çıkardı. Eeee, bütün ömrü zeytinyağ yiyerekgeçmiş biri olarak ben de altta kalmaz cevap verirdim ona. Sırf babannemeinattan yemediğim otlardan hareketle, damak tadımın anneannemin yemeklerineyatkınlığını baz alarak bu ithamda bulunurdu çoğunlukla. Tabi bir de renkligözlü olmam da göçmenliğime kanıttı. Biz yerlisiyiz İzmir’in der, bana nispetolsun diye aslında huyu anneme benzediği için anlaştığı kardeşimi bağrınabasardı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gerçekten de İzmir’in insanın büyük kısmı mübadele ile gelenGirit Osmanlılarıydı. Şehirde epey de Rum yaşardı. Kaynaşmış bir kültürdüİzmir’de Rum’lar ve Türkler. Müslüman olmasalar da çok hassas ve insancıldılardiye anlatırdı babaannem komşularını. Mahallede bir cenaze olsa bir hafta radyoaçmazlar, bayramda bizle bayram yapar, bizim gibi yani Müslüman -Türk gibiyaşarlardı diye anlatır, bahsettiği kişilerden ölenler için ah çekip içli içlitoprağı bol olsun derdi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bugün buradan bakınca Osmanlı’nın çökme sürecinde bile çokkültürlü coğrafyasındaki yönetim başarısını görmek gerek. Kimseyi kendi etnikkimliğinden koparmadan, kendisi olmaktan vazgeçmeden beraber yaşamanın mümkünlüğünügösteren bu fotoğrafı iyi okumalıyız. Bugün belki de en çok ihtiyacımız olanempati gücünü, insan olmayı, güvenmeyi yeniden öğretecek kodlar o fotoğraftasaklı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama işte filmde de gördüğümüz gibi ötekileştirme, oralarayeni geleni kabul etmeme, içten içe eleştirerek öz yurdunda garip hissettirmedurumu imparatorluktan devlete geçişte öne çıkarılan milliyetçilik fikrisayesinde bocalayan halkın birbirine reva gördüğü bir hal olunca yavaş yavaşkardeşlik duygusu da zedelenerek bugünlere gelindi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Babaannem çocuk yaşta evlenen göçmen bir annenin çocuğuiken, ilkokula kadar Türkçe’yi çok da bilmezken, aksanı onun göçmen olduğunuele verirken muhtemelen itilip kakılmalara maruz kalmış ve filmdeki çocuk gibiiçinde kin büyütüp yaralanmıştı. Ve hayatında onu karşısına alıp bukızgınlığına bilgelikle karşılık verecek “Onlar da bizim insanımız” diyecek,onu üzenlerin karşına çıkıp onu koruyup kollayacak güçlü bir erkek figürüolmadığından hep bunun ezikliğini hissetmişti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yıllar sonra nesiller değişip kendisini İzmir’in yerlisigibi hissetmeye başladığı zamanlarda hem çalışkan ve hem de güzel oluyorlardiye Bulgaristan göçmenleri içinden annemi gelin alsa da, babaannemin her kafasıattığında onlar göçmen vurgusu yaparak bununla çevresindeki göçmenlere karşışefkatsiz söylemlerde bulunduğu da bir gerçek. Bu filmi seyrederken şunuhissettim; aslında göçmen kelimesinin içinde oluşturduğu sızının bastırılmaçabasından başka bir şey değildi kendisi de göçmüş birinin kendinden epey sonragöçen kişilere olan bu tavrı. Filmde çok az verilen bu bölüm sayesinde kalbimdeböylesi bir sayfa açılırken, babaannemin aslında bana değil de içindeki çocuğakızdığını fark ettim. Öyleyse ben yanlış bir şeyler yaptığım için kızıyordeğildi babaannem, belki de beni kendisine en çok benzettiğindensıkıştırıyordu. Demek benim bir hatam yokmuş duygusu kapladı içimi. Keşke dahadetaylı işlenseydi mübadele kavramı ve göçmenlerin acıları diye düşünürken babaannemeolan kızgınlığım birden merhamete dönüştü. Keşke dedim birkaç Çağan Irmak dahaolsa ve binlerce sessiz hikayeyi o muhteşem bakışı ile perdeye aktarsa.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aslında beni babaannemden ziyade anneanneme yaklaştırangöçmen mutfağına olan yakınlıktan çok anneannemin merhameti, ilgisi, her şeyisevgi ile karşılaması idi. Anneannemin de hayatı çok zor geçmişti ama işteinsanlar yazılan kaderlerine verdikleri farklı tepkilerle karakterlerini demeydana getiriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Anneanneannem 1928’de doğmuş ancak doğduktan bir sene sonraannesini kaybetmiş, ailenin en küçüğü olarak babasının gözbebeği olmuş birçocuk. Bu nedenle üvey annesi tarafından da çokça ezilmeyen hatta onu çok da sevenbir çocukmuş. Ama işte ne kadar da olsa “analık” ana gibi olmadığındaneksikliğini çektiği şeyi, kendisi fedakarane bir tavırla etrafına vermiş, tümçevresine karşı şefkat dolu bir insan olmayı huy edinmişti. Hiçbir şeydenkorkmayan, yılmayan, ağabeylerini pısırık bulan bu kadının ardında güçlü vesevgi dolu bir baba figurünün olması da karakterinde en önemli etken olsagerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;Anneannemin babası,kardeşleri ile beraber Bulgaristan’dan Çanakkale’ye gelip savaşan Türkler’den. Bulgaristan’ada Osmanlı’nın hassasiyetle uyguladığı ve bunun sonucunda fethettiği yerlerdeayakta kaldığı iskan politikası ile Karaman civarından getirilmiş Türklerdenimişler. Çananakkale den sağ olarak kurtulan annemin dedesi İzmir’den düşmanındenize dökülmesinin ardından 4 yıl sonra döndüğü Bulgaristan’da her daimİzmir’i anlatmış ve bir gün mutlaka Türkiye’ye , İzmir’e gidin diye evlatlarınavasiyet etmiş. Anneannem Çanakkale ‘den dönünce dünyaya gelmiş ve babasınındestansı savaş hikayeleri ile büyümüş. Korkusuzluğu ve atılganlığını dabunlardan almış olmalı diye düşünüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yıllar sonra komünist&amp;nbsp;rejim Türkler’e eziyet etmeye başlayınca varlarını yoklarını oradabırakıp sadece kocası ve 4 çocuğu beraberinde bir bavulla turist vizesi alarakTürkiye’ye girmiş ve babasının vasiyeti üzerine İzmir’e yerleşmişler. Rahmetlidedem 40 yaşında imiş. Nasıl bir cesaret ki, kurulu düzenini, işini, malınımülkünü bırakıp sadece dinini daha rahat yaşamak için göç etmek… Dürüst olana,çalışana her yerde ekmek var deyip canla başla ailecek çalışarak kısa birsürede İzmir’in yerlisinden daha hali vakti yerinde bir duruma gelmek… İnancın,azmin, uğruna yoluna çıkılan değerlerin hayata yansıyan zaferi olmalı bu. Vehiçbir zaman göçmenliğinden utanç duymadan Peygamberimiz ‘de hicret etti, o dagöçü, zorluğu yaşadı diyerek bundan kıvanç duyan bir duygu durumu taşımak ancakiçindeki inancın duruluğu ile alakalı olmalı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama işte geldiğin yerde Türk, göçtüğün yerde göçmen diyeyaftalanmak, huzursuz edilmek, ötekileştirilmek belki de tüm göçenlerin kaderi.Bunları umursamadan ayakta durmak ise güçlü bir alt yapının eseri. Filmdekidede gibi benim de annemin babası olan dedem dürüstlüğü, çalışkanlığı,insanlara verdiği tavsiyeleri, kurduğu sağlam dostlukları ile kendini toplumakabul ettirmiş biri. Bunu da onu bu hasletlerle yetiştirenlere, her zorluktansonra bir kolaylık olacağını öğreten büyüklerine borçlu olmalı. Ümitsizliğin,çaresizliğin lügatında yer almadığı insanlardandı dedem ve anneannem. Tıpkıfilmdeki dede gibi. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Filmde&amp;nbsp; Girit’tengöçen Mehmet, helal süt emmiş bir çocuk. Mübadele esnasında günlerce gelecekgemiyi beklerken zor şartlarda bile namazlarını kılan insanların içinden gelmiştemiz bir toplumun, değerleri sağlam bir ailenin evladı. Bu terbiye ilebüyüdüğünden dürüst, sevecen, çalışkan, yardımsever bir insan. Müslümanlığınşekilden ziyade karakterde yaşandığı, inancı zayıf olanların bile ailedençevreden öyle gördükleri için hakka riayet etmeyi adet haline getirdiklerizamanlar anlatılmış filimde. Ama sonrasında yıkılan bir imparatorluk ve yenibir ulus oluşturmanın getirdiği zorluklar ile değişen şartlar, zamanla ülkesizenginleşse de ruhunu yitirmenin fakirliği ile hak yiyen, çalan çırpan ve ahlakınınmenşei dininin öğretilerinden kopmuş bireylerin çoğalması ile içten içeçürüyerek bugünkü güvensiz ortama sebebiyet veren ülke tablosu hepimizin içindebir yerlere dokunuyor. Acıtıyor, kanatıyor, o yılları, o eski, sağlam inançlı toplumuözletiyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Filmin senaristi ve yönetmeni dedemin hikayesi dediği filmdebizi bu sonuca götüren ayrıntıları o kadar iyi yakalıyor ve gösteriyor ki,filmi beğenmemek elde değil. Ancak &lt;a href="http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2009/10/karanliktakilercagan-irmaktan.html"&gt;Karanlıktakiler&lt;/a&gt; filminde yaptığını tekrarediyor ve çıkış noktasında tıkanıyor. Özünde taşıdığı iyiliği ona kazandırandeğerleri ilerleyen yıllarda toplumun genel yapısından da kaynaklı olarakhayatına hayat kılmayan dede de çıkmaza sürükleniyor. Dedesini özlüyor ama öyleçocuklar yetiştiren bir ailenin karakteri haline gelmiş dinamiklerini göz ardıediyor. Geçmişi ile bağları koparılarak dinamitlenmiş bir toplumdan yine dürüst,sevecen, tatminkar, kadere isyan etmeyen insanlar çıksın istiyor. Ama artıkgünümüzde o sağlam nesillerin yetiştirdikleri evlatlar bile toprak olmuşken,başarılı olmak için her yol mübah kabul edilip şeytanın aklına gelmeyecekoyunlarla insanlar birbirinin ayağını kaydırırken hele de günümüzde görünürdemuhafazakarlaşan halkın özünde ahlakı giyinememiş olmasından ötürü, (belki debu tablonun verdiği psikoloji ile) böyle bir toplumun gelemeyeceğini ıskalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;Ama tersten tuttuğufeneri ile bize aslında hangi hasletleri kazanırsak huzurlu ve herkesinbirbirini olduğu gibi kabul ettiği bir toplumu tekrar oluşturabileceğimizinizleklerini sunuyor. Bu nedenle Çağan Irmak’a çok teşekkür ediyorum. Bizi nicesamimi hikayelerle buluşturup kendini gerçekleştirme çalışmalarında başarılardiliyorum. Bir röportajında “ Kendimi de, film çekmeyi de fazlaca ciddiyealmadığım zamanlarda çektim bu filmi” diyen başarılı senarist-yönetmenin ustaişi filmlerinde bundan sonra benliğini taşa çalan bilgeler gibi daha farklıişler ortaya koyacağını umuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Doğru soruları sormak öyle önemlidir ki, bir gün bir debakarsınız aradığınız cevaplar sizi yormadan önünüze çıkmış, kalbinizi sarıpsarmalamış, oradaki yaralara bir bir merhem olmuş. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir film beni bunca sorgulamanın içine attı, Çağan Irmakdedesine ithaf ettiği filmi ile babaannemle çatışan taraflarımın fazlalıklarınıaldı, derinlerde bir yerde ayrı bir huzurun kapısını araladı. İçindeki ezikçocuğun sesini bastırmak için çocukça bir tavır sergileyerek bana herkızdığında bu yolla üzen, sen onlara benzedin, kardeşine vermeliydim ismimidiyen bir babaannem vardı. İçimden “Hayır, benTürk’üm, göçmen değilim” diyebağırsam da dışımdan sadece babaannem sinir olsun diye “Evet, ben onlardanım”diyen, kendince zayıfın, hor görülenin yanında yer alan bir torun. Bu adaş iki çocuğuninatları yüzünden o güzelim Girit otlarından yapılan salataları, radikayı, turpotunu yıllarca yemedim, şevketi bostandan, arapsaçından uzak durdum. Nelerkaçırdığımı yıllar sonra fark ettim ve bütün otların tadına bakıp müdavimioldum ama bunları görmeye babaannemin ömrü vefa etmedi. Yıllarca içimdetaşıdığım ismimi değiştirme sevdasından da zamanla vazgeçtim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şimdi, içimdeki o kızgınlık yerini şefkate bırakınca zihnimebabaannemle geçen güzel günlerden de hatıralar gelmeye başladı. Mesela üniversiteokumak için başka bir şehre giderken babaannemle vedalaşma sahnem dün gibi tazehafızamda. Babam, bizde kızlar evden bir kere çıkar dediğinde onu susturup oşimdi okumaya gidiyor bu laf gelin olduğunda söylenir, bu ev onun, hem gelin deolsa her zaman döneceği tek yer burası diyerek bana sarılışının verdiği güvenhala içimde. Yıllar geçmesine rağmen kaderin çizdiği yolum İzmir’e uğramadığındanbir daha dönemesem de biliyorum ki her zaman sığınabileceğim bir evim varİzmir’de. Babaannemin, hatta babaannemin annesinin emeği, teri ile yapılmış,önünde babamın annesinin diktiği çam ağacının olduğu, babamın, benim doğduğumev, bir evim var İzmir’de. Ve bir de aslında beni çok sevdiğini sonradan farkettiğim babaannemin anıları, birkaç parça eşyası, fotoğrafları var İzmir’de.Belki daha fazlası zihnimin her köşesinde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bana kendimle yüzleşme fırsatı verdiği, şanslarımıhatırlamama vesile olduğu, ülkeye, insanımıza dair&amp;nbsp; sorular sordurttuğu için bir kez daha VarolsunÇağan Irmak.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Herkese doğru soruları kurma şansı verilmesini, cevaplarında fazlaca beklemeden ikram edileceği hayatların başrolunde olmalarını dilerim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Oyuncuların her birinin muhteşem ve yöre insanının doğalhalini yansıtan oyunculuklarını da belirterek DEDEMİN İNSANLARI filminigörmenizi salık veririm. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu arada merak edenler için bu canlı Ege filminin konusuyapımcıların kaleminden şöyle anlatılmış: &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“&lt;span style="color: red;"&gt;Ozan, Ege'de küçük bir sahilkasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Girit göçmeni dedesi Mehmet Beynedeniyle arkadaşları onunla "gavur" diye alay etmektedir. Yalnızkalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar "BizTürküz." diyerek onlara kafa tutar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ozan'ın dedesi Mehmet Bey, kasabaeşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıylailgilenip, onlara yardım eder. Hoşgörürsüyle bilinen Mehmet Bey torununun budurumundan dolayı üzülmekte ve endişe duymaktadır. Mehmet Bey daha yediyaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılmış, mübadeleyle Girit'tengöçmüşlerdir. Mehmet Bey'in en büyük arzusu ölmeden evvel doğduğu topraklarıgörebilmektir. Bu özlemle sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Ege'nin mavisularına bırakmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;DEDEMİN İNSANLARI, küçük birkasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin vebir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Kalabalık ve sıcak Egeinsanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen gitbir yere ait olamamaya, iki yakaya, çok sayıdaki azınlığa, ihtilallere, birdefa daha ama bu kez farklı bir yerden bakacaksınız&lt;/span&gt;.”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-7952263567995857629?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/7952263567995857629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=7952263567995857629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/7952263567995857629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/7952263567995857629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2011/12/dedemin-insanlarinin-icimde-caglayan.html' title='DEDEMİN İNSANLARI’NIN İÇİMDE ÇAĞ(LAY)AN IRMAĞI…'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CYs8Pgeq7UE/Tusn8THrQAI/AAAAAAAABvI/nrw7dzejn20/s72-c/dedemin-insanlari-3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-607515413513621944</id><published>2011-06-21T19:30:00.002+03:00</published><updated>2011-06-21T19:31:00.554+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><title type='text'>AL ÇİÇEĞİN MORU...EKSİK HAYATIMIZDA</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dz0TSZLeXZ4/TgDHC2qSm8I/AAAAAAAABuU/kQyXHJeF93Y/s1600/al-cicegin-moru_90833.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-dz0TSZLeXZ4/TgDHC2qSm8I/AAAAAAAABuU/kQyXHJeF93Y/s320/al-cicegin-moru_90833.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Dün hastane sırasında beklerken güzel bir öykü okudum. Sevinç Çokum’un Al çiçeğin Moru adlı son öykü kitabından Buluşma isimli bir öyküydü. Aynı cami avlusundan aynı anda kaldırılan ve birbirini tanımayan biri kadın biri erkek mevtaların geçtikleri yeni alemde tanışıp konuşmaları, cenazaye katılanlar üzerinden hayatlarının muhasebelerini yapmaları ve pişmanlık paydasında buluşmalarını anlatan öykü oldukça etkileyiciydi. Hikaye dilinin zenginliği, yazarın Türkçe’sinin güzelliğini bir kez daha&amp;nbsp;&amp;nbsp;ortaya koyuyor, bir ustanın kelimeleri arasında dolaştığınızı hatırlatıp keyifli bir okuma süreci sunuyordu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;"Hiç yanlış yapmadığını sanarak geride bırakılan doğrular kümbeti bir yaşanmışlık çıkını. Deşse neler çıkacaktı içinden, tıkanmış bir boru gibi... Çünkü doğruları öğretmişlerdi ve o, onların dediklerini tek tek kabullenmişti"-Buluşma aldı öyküden&lt;/span&gt;&amp;nbsp;alıntıladığım bu cümledeki tespitler çok sarstı önce kalbimi sonra zihnimi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;“Tıkanmış boru gibi…” Neler biriktiriyoruz içimizde öyle değil mi? Sonra dilimizden dökülen, i&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;çim çok sıkılıyor oluyor. Söylediklerimizden, söylemediklerimizden, söyleyemediklerimizden… Ve bir noktaya geliyor ki insan artık hissizleşiyor. İyi şeyleri de fark edemiyor. Tıkanıklık açılmadan da bir rahatlık olmuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Aslında kimse kimseyi anlamıyor, bunun için çaba göstermiyor, gösterse karşısındaki bunu fark etmiyor. Kimse kimseyi dinlemiyor, dinlese de hissedemiyor. Kimse kimseye yardım etmiyor, etse mutlaka karşılık bekliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Herkes kendi yörüngesinde ilerleyen bir gezegen gibi, yalnız, başkaca bir dünyaya ait.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Seviyor, sevdiği kadar sevilmediğini görüyor. Bir başka kişi onun sevgisi ile inlerken o yanlış kapının önünde bekliyor. Kapı açılmıyor, açılmayacak biliyor, bu daha da çok yaralıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Seveni, onun kendisini sevdiği gibi sevemiyor, bu seveni yıkıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Herkes koca koca enkazlar olarak dolaşıyor. Ve bu enkazlardan bir şehir çıkmıyor. Yıkıntılarda yaşayanlar, gönlü mamur edememiş kişiyi daha da yaralıyor. Üzerindeki molozlardan silkinip yeniden inşa edemiyor kendini ve öylece yaşayıp gidiyor. Sonra bir gün dönülmez akşamın ufkuna geldiğinde onca pişmanlık kamburu sırtında bu dünyadan göçüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bir yanımız hep eksik kalıyor, tamamlanmamışlık hissi sarmalıyor. Tıkanan boru, artıkları tuttukça içinde hayat suyu akmıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;Giderek daha fazla canımız acıyor, kimsesizlikten.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;En çok da kendimizden uzağa düştüğümüzden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Aslında kimse kalbi alakaya değmiyor, batıp gidenleri, bir görüp bir kaybolanları hiçbir gönül sevmiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kimse kimseyi önemsemiyor, istisnaen önemseyen de aynı oranda önemsenmediğini gördükçe içine kapanıyor, bir tıkaç daha birikiyor boruda.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;“Kimsece önemsenmeyişimi sana şikayet ediyorum YaRabb!” diyor sonra halini aczine vesika yaparcasına. Dua… Var mı başka bir çıkar yol tıkanıklıkları açmaya, içindekileri aşmaya…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;HANDAN GÜLER&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-607515413513621944?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/607515413513621944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=607515413513621944&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/607515413513621944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/607515413513621944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2011/06/al-cicegin-morueksik-hayatimizda.html' title='AL ÇİÇEĞİN MORU...EKSİK HAYATIMIZDA'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-dz0TSZLeXZ4/TgDHC2qSm8I/AAAAAAAABuU/kQyXHJeF93Y/s72-c/al-cicegin-moru_90833.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-2854097039760022262</id><published>2011-06-18T20:17:00.000+03:00</published><updated>2011-06-18T20:17:48.754+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><title type='text'>KALBİN KURGUDA YAKALADIĞI ZİRVE: KURGAN</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bMFeSgLJUrI/Tfzc-RLfBkI/AAAAAAAABuM/PC8Rn1GGxt8/s1600/kurgan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-bMFeSgLJUrI/Tfzc-RLfBkI/AAAAAAAABuM/PC8Rn1GGxt8/s320/kurgan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yolculuklar hayatımızın en vazgeçilmezsüreğidir. Bu aleme gelişimizden önce başlayan ve gidişimizle de devam edecekbir seyahatin yolcularıyız hepimiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Dünya” dediğimiz “büyük”lüğünüiçinde barındıran kavramın bu gün için bilinen kainat haritasında bir noktakadar küçük olduğunu öğrenince bizimle beraber akan hayatların, başkayolculukların olduğunu da fark ediyor, aslında bu muazzam yapıda pek de mühimbir yer tutmadığımızı anlıyoruz. Bir taraftan da yaratılan hiçbir şeyingereksiz olmadığını hatırlayıp bilinen varlıklardan en donanımlısı olan insansoyumuzun yolculuğuna odaklanıyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bir bilinmez olan insanın kalbindetaşıdığı, kafasında kurduğu alemlerin büyüklüğü ile karşılaşıp yaratılmışlarınen şereflisi olduğumuzu anımsıyoruz. İç içe geçen yolculuklarda karşılaştıklarımızakafa yoruyoruz. Her şeyin emrine sunulduğu insanın bir türlü mutlu olamayışıkarşısında kalbimizi tatmin edememenin boynu büküklüğü ile yola devam ediyoruz.Ve yıllar/yollar her şey akıyor, yaşam yeni bir forma dönüşüyor ama yolcu olmahali devamlılığını koruyor. Çünkü “hayat”larımızın üst başlığıdır yolculuk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bazen yerimizden bile kıpırdamadan ruhumuzunçalkantılı yolculuklarında kaybolur, ıssız bir adaya düşer, sesimizi kimseyeduyuramayız. Hatta bazen yaşam çerçevemizdeki insan sayısı ne kadar çok olsa daçığlık çığlığa bağıran, yalnızlıktan kavrulan yüreğimizi gören, duyan olmaz. Vebenliğimizi inşa süreciyle, yani kendi yolculuğumuzla baş başa kalırız. Bunoktadan sonra iz sürmeye başlarız, ruhumuzun patikalarında. Koskoca alemiiçimizde barındıran yolculukta araçlarımız olur, yaşadıklarımıza verdiğimizkarşılıklar. Yol ayrımları, sancılar, seçişler, kaybedişler, bedeller ile sürergider yolculuğumuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yola azıksız çıkılmayacağından endayanaklı yaşam kaynaklarımızı alırız yanımıza; kitaplarla yeni bir yolculuğabaşlarız satırlar arasında. Bir başkasının seyahatini seyre dalar, dinlenirizkitaptan duraklarda, yol için güç toplarcasına kelimeler biriktiririz gönülheybemizde, heyecanla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yola düştüğümden beri dünyasına konukolduğum yazarlara bugünlerde bir yenisi daha eklendi. Son durağım &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;HacıŞaban Boztaş’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;ın&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; “KURGAN&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” isimli kitabıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kahramanlardan birinin dilindendökülen, “&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sizce içerideki yangını söndürebilecek bir su var mı dünyada?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”cümle kapısından girdim yazarın beni hayrette bırakan kurgu/hakikat dünyasına.“&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Aklınısilkeleyip, kelimeleri savur sağa sola&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” dedi usulca.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Silkelendim ve başladım okumaya. Dilzekasının kıvraklığı, tamlamalardaki çeşitlilik ve orjinallik, Türkçe’nin güzelkullanımı karşısında, her an iç içe geçen muazzam kurgunun akıcı ve heyecanlıkemendiyle bir anda bağlandım kitaba. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Aslında kitaptan aylar öncesindehaberdar olmuş ve yolculuk duraklarımdan biri yapmayı kararlaştırmıştım. Ancakne kadar istesem de bir türlü nasip olmamıştı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN’&lt;/b&gt;ı okumak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bazen çok arzu ettiğimiz bir şey gerçekleşmediğindeüzülür, ağlar, isyan ederiz. Ama zaman içinde, o isteğimizin gerçekleşmemesininartıları ile karşılaşır ve olaylara biraz uzaktan bakınca büyük planın bizimküçük yol haritalarımızla kıyaslanmayacak kadar mükemmel olduğunu anlarız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İşte o zaman iyi ki dileğimizgerçekleşmemiş diyerek, derin bir “ohhh” çekeriz. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN’&lt;/b&gt;ı okurken bunu düşünerek, yazarın dünyasına girmekte nedenbu kadar geç kaldığım hususundaki üzüntümü savuşturdum yolumun üstünden. Dışgüçlerin müdahalesiyle iç dengelerimin sarsıldığı bir zamanın ardınadüşmeliymiş &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN&lt;/b&gt;’la karşılaşmam veyoldaki savrulmalarımı fark ettirmeliymiş kahramanların yolculuklarından yolumayansıyan. Her şeyin bir zamanı olduğunu bana yeniden hatırlattı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN&lt;/b&gt;.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Karşılaşmak”yolculukların belki de en sırlı kavramı. Sadece kitaplarla-nesnelerle değilinsanlarla da ilişkilerimizin bu büyülü kavram üzerinden aktığını düşünürüm. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hiçbir şeyin raslantı ile açıklanamayacağı birdünyada sürekli birileriyle kesişir yollarımız. Hayatlarımıza konuk olanlarbazen bizden bir şeyler götürürler kendi yolculuklarına dönerken, bazen degüneş gibi doğarlar içimizin karanlıkta kalmış labirantlerine. Akibeti neolursa olsun yaşanması gerekmektedir ve olanda da olacak olan da da hayırvardır dediği gibi bilgelerin yolculuklarımız, yoldaşlarımız, konuklarımız,konukluklarımız, ilişkilerimiz, kitaplarımız, filmlerimiz mutlaka bizizenginleştirir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sonuca ulaşmak çoğu zaman irademizi aşan birçoketkene bağlı iken önemli olan yolda olmaksa, bir yolcuysak bu dünyada, “karşılaşma”nın sırrıyla yolumuza çıkan kitaptan mektupları okumalıyız her fırsatta. Veişte kendini inşa ederken bir izlek arayanlara, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN&lt;/b&gt; var sırada:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;“&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Birsaraya varmanın yolunun oturduğu saraydan vazgeçmek ya da sarayı yerle biretmek olması ne kadar da garip bir durumdu. Neden hep denemek ve yanılmakzorundaydı insan? Aynı havayı soluyan, aynı ihtiyaçları olan aynı dertleri olaninsanların arasındaki karakter belirleyen o küçük farklar ne kadar da büyük biryön vericiydi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” diyor yazar mesela.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kitap ebatlı olmasına rağmenelinizden bırakamadığınızdan çabucak bitiyor yazara konukluğunuz. Ama ardında, yedeğindeumudu elden bırakmayan, insanı yeniden kuran hüznü barındırsa da, enfes birkitap okumanın o anlatılamaz hazzını bırakıyor &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN&lt;/b&gt;, inceden inceye sorularla örülmüş satırlarıyla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kitaptan bolca alıntı yapmakistesem de denge üzerine kurulmuş yapıdan nereyi çekeceğime bir türlü kararveremedim. Acıları, doğruları-yanlışları ile yaşanmışlıkları, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;hüznü, sevinci, dostluğu, kardeşliği, sinsiliği,şeytanlığı, kibri, savaşmayı, aşkı ve her daim umudu diri tutan bakışı öylegüzel anlatmış ki yazar, bunu böyle bir yazının ebadına sığdırmak mümküngörünmüyor. Bu nedenle bir kaç cümle alıntılayıp söze son verelim:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;“&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;İnsanancak yaşadığı anı tam olarak algılayıp yaşayabilirse doğruları söyleyebilir.Yanlış yorumlanmış bir hayatın her cümlesi zaten yalan olmuştur. KALBİNE İZİNVERMELİSİN. Çünkü kontrol edemediğin ya da tek amacı sana hizmet etmek olmayantek uzuv kalptir&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kendinize bir iyilik yapın veyolculuğunuzda &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KURGAN&lt;/b&gt; durağınauğrayın, aldığınız lezzet karşısında pişman olmayacaksınız. Üçlü bir serininilk kitabı olarak planlanan bu eserin öncelikle hak ettiği değeri bulmasını ve devamınınbir an önce raflarda olmasını diliyor, değerli yazarın bizi çok bekletmemesinitemenni ediyorum. Şimdiden herkese keyifli okumalar… &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Handan Güler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;-----------------&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kitabıntanıtım videosu için:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kitapkaynagi.com/product/sutun-yayinlari/kurgan-1-sarayin-yikilisi-canta-boy"&gt;http://www.kitapkaynagi.com/product/sutun-yayinlari/kurgan-1-sarayin-yikilisi-canta-boy&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kitabın içeriğine dair geniş özet için: &lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.kalemsah.com/2011/01/kurgan-sarayn-ykls.html"&gt;http://www.kalemsah.com/2011/01/kurgan-sarayn-ykls.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-2854097039760022262?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/2854097039760022262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=2854097039760022262&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2854097039760022262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2854097039760022262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2011/06/kalbin-kurguda-yakaladigi-zirve-kurgan.html' title='KALBİN KURGUDA YAKALADIĞI ZİRVE: KURGAN'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bMFeSgLJUrI/Tfzc-RLfBkI/AAAAAAAABuM/PC8Rn1GGxt8/s72-c/kurgan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-2880664816407374525</id><published>2011-05-09T19:26:00.001+03:00</published><updated>2011-06-21T18:57:28.489+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyküler'/><title type='text'>KAVAK AĞACI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-KG_qk86th84/TcgSjpFlXhI/AAAAAAAABr8/XfeZYcISpP4/s1600/kvak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-KG_qk86th84/TcgSjpFlXhI/AAAAAAAABr8/XfeZYcISpP4/s320/kvak.jpg" width="186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Limon ağacının narin çiçeklerinin yaydığı ferahlatıcı kokunun eşliğinde çocukluğunun geçtiği bahçeye girdi. Etraf sessiz, hava güneşe rağmen serindi. Yaz yağmurunun yıkadığı çiçekler renkli gözleriyle bakıyorlardı ona. Mor menekşeleri, beyaz ve pembe açmış bahar dalını, yasemini, beyaz, kırmızı, sarı gülleri, aslanağzını ve akşam sefalarını çok severdi. Bahçenin bu kadar renkli ve güzel olması için uğraş veren kişi genelde babannesiydi. Ara ara o da arka taraftaki çeşmeye hortumu takıp çiçekleri sular, ona yardım ederdi. Babaanesi bahçeyle ilgilenirken bütün sıkıntılarını unutur, her çiçeğe ayrı ilgi gösterirdi. Onların solan yapraklarını koparırken üzülür, derdini sorar, bir eliyle de ayrılık acısını yaşayan diğer yapraklarını okşardı. Asmanın gölgelediği çardaktaki divana oturup, toprakla uğraşan, çiçekleriyle ilgilenen babaannesini izlemeyi severdi. İşte yıllar sonra içinin dalgalandığı bir zamanda babaannesinin huzurunun sebebi diye düşündüğü o güzel bahçeye tekrar gelmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ağaçlar da vardı bahçede, onları ise gençliğinde dedesi dikmişti. Farklı bir sürü ağacın yaprağı rüzgarın ritmiyle dokunurdu birbirine sakince. Nar, limona, bahçenin bir köşesinden tatlı tatlı gülümserken, İtalyan eriği ona yakın olmanın avantajını kullanır, yapraklarıyla dans ederdi hiç çekinmeden.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Akasya&amp;nbsp;ağacı&amp;nbsp;ise, girişte gelenleri karşılarken, misafirlerin üzerine çiçeklerini döker bahçenin en görkemli ağacı&amp;nbsp;olmanın keyfini sürerdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sonra bir gün dedesi arazinin kenarından geçen ve debisi sürekli değişen cılız ırmağın hemen kıyısına sıra sıra&amp;nbsp;ağaçlar dikti. İşte bu yeni dikilen kavak ağaçları kendi boyuna gelene kadar istediği gibi süzüldü akasya ama sonra yazgısına boyun eğdi ve gelenleri çiçekleriyle karşılama görevine devam etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Kavak&amp;nbsp;ağaçlarını hep sevmişti. Doğruluğu anımsatan dik duruşları etkileyiciydi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Arada eğseler de başlarını, artsa da rüzgarlı havalarda hışırtılı çığlıkları yine de doğrulmayı bilir, önlerinden geçen ırmakta yıkanır ve tazelenmiş bir şeklide göğe bakarlardı. Onları her seyredişinde bu sessiz ve sabırlı bekleyişe hayran kalırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Killi toprağı severdi kavaklar. Bu topraktan verim almak zor olduğundan önce epey uğraştırırdı insanı. Ama onun dilini anlayana kapılarını nazsız niyazsız açardı. Sevgiyle geleni geri çevirmezdi. Vefalıydı killi toprak, suyunu alt tabakalara hemen salıvermez, sır gibi saklardı bağrında.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ve o yılın sonunda mutlaka ona gönül bağlayanlara faydasını sunardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Birden bire O’nu neden sevdiğini fark etti, doğruluğunu, samimiyetini&amp;nbsp;kavak&amp;nbsp;ağacına benzetmişti. O’nun serinliğinde zihnini dinlendirmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gün akşama evrilirken ferahlatan yaz yağmuru yeniden başlamış, toprak kokusuna yeni biçilmiş çimlerin kokusu da karışmıştı. Bir süre yağmurun altında yürüyüp bahçenin köşesindeki eve yöneldi. Kıyafetleri ıslansa da umurunda değildi. Ama ya O’nun hediyesi flardan tasarlanan gerdanlık ıslanır da renkleri birbirine karışırsa diye endişelenince&amp;nbsp;&amp;nbsp;kendini hemen eve attı. Ancak yağmurun kışkırttığı topraktan yayılan kokuyu duyabilmek için kapıyı açık bıraktı. Elini, boynunu saran ve bahçedeki çiçekler kadar renkli bu özel tasarımlı kolyede gezdirirken sanki takanın boynundan hiç çıkarmadan kıyafetlerinde&amp;nbsp;&amp;nbsp;dolaşması istenmiş diye düşündü. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Aşk gibi, dedi içinden, tüm bağları koparıp kendi bağlarını yeniden kuran aşk gibi. İşte k&lt;/i&gt;albine en yakın yeri sarıp sarmalamıştı O’nun hediyesinin aşkla hayat bulan hali.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İçeri girince oturma odasının köşesine yerleştirilen tahta masanın yanına gitti. Çiçekli masa örtüsünün üzerine serilen naylon tozlanmıştı. Eskiden her yer pırıl pırıl olurdu bu evde diye düşündü. Artık buraya sadece hafta sonları gelinir olmuştu. Genelde de bahçenin bakımı yapıldıktan sonra şehir merkezindeki eve dönülüyordu. Çantasından çıkardığı bir ıslak mendille masanın tozunu alıp dizüstü bilgisayarını koydu. Ekran açılınca müzik klasörünü tıkladı. Kalbine çarpan ilk parçayı işaretledi ve çalan müziğin eşliğinde gözlerini kapatıp divana uzandı. Rosey’den Love’du çalan, yüreği kanatlandıran.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;“&amp;nbsp;Love, if you ever find me I wonder&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Aşk, eğer beni bir gün bulursan merak ediyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Will you try me&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Beni deneyecek misin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Im so different than before&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Ben öncekinden çok farklıyım&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Birkaç kez dinledikten sonra şarkıyı mırıldanarak yerinden doğruldu ve duvar içine gizlenmiş dolaba doğru yürüdü. Dolabın kapağı açılırken çıkardığı ses menteşelerin epeydir yağlanmadığını haber veriyordu. Duvara çakılmış raflara bakarken arkada bir yerde en sevdiği oyuncağı gözüne ilişti. Turuncu renkli bu hacıyatmazı heyecanla eline aldı. İçindeki mıknatısı yerinden oynadığından ilk günkü gibi ayakta duramıyordu hacıyatmaz. Oysa kırılmadan önce ne yana yatırılsa ya da hangi baskıya maruz kalsa doğrulmayı bilirdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dedesi bu oyuncağı Hac dönüşü hediye etmişti. Annesi her zamanki otoriter tavrıyla bu senin için değil, daha küçük çocuklar için, onu kardeşine vermelisin, demişti. Oyuncağını vermek istemediğinden sıkıca tutmuş, devrilmiş dudakları ve ağlamaklı gözleriyle dedesine bakmıştı. Dedesi ona hiç kıyamazdı, ben zaten bütün torunlarıma birer tane aldım, diyerek çantasından bir hacıyatmaz daha çıkartmış, o sırada uyuyan kardeşine vermesi için annesine uzatmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; O gün akşama kadar yeni oyuncağıyla oynamıştı. İlk dikkatini çeken portakalı andıran şekli ve rengi olsa da oyuncağın bir türlü yatırılamıyor oluşundan çok etkilenmişti. Zamanla kimseyle paylaşmadığı bir oyuncak olmuştu Hacıyatmaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ama bir gün mahalleden arkadaşı Ahmet’le arasında bir tartışma çıkmıştı. Daha o yaşlarda bile haksızlığa hiç dayanamaz ve savunduğu fikirlerden dolayı geri adım atmazdı. O gün de böyle bir tavır sergileyince çok sinirlenen Ahmet, onun canını yakmak için en sevdiği oyuncağını elinden alıp &amp;nbsp;yere fırlatmıştı. Bunun üzerine iri yeşil gözlerinden boşalan yaşlarla, hızla yuvarlanan hacıyatmazın peşinden koşmuş, Ahmet’e olan öfkesini gizleme gereği duymadan bağırarak ağlamıştı. Oyuncağı, epey yuvarlandıktan sonra yakalamış, her yerine güzelce bakıp herhangi bir kırık olmadığını görünce de sevinmişti. Fakat bir zaman sonra hacıyatmazın içinden gelen sesleri duyup yattığı yerden doğrulmakta zorlandığını görünce bir şeylerin değiştiğini anlamıştı. Bunun üzerine tekrar ağlamaya başlamış, hıçkırık sesini duyan babası hemen yanına gelmişti. Telaşlı gözlerle bakıp ne olduğunu soran babasına burnunu çeke çeke oyuncağının kırıldığını anlatmıştı. Üzülme demişti babası, yenisini alırız, hayır demişti ısrarla, ben bunu istiyorum, hem nerden alırız, ne olur babacığım tamir et, diye yalvarmıştı. Babası oyuncağın içini açmış, yerinden oynayan mıknatısı göstermiş ve Japon yapıştırıcısı ile sabitleyip kuruması gerektiğini söyleyerek duvardaki dolaba kaldırmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ertesi gün okuldan gelince, daha önlüğünü çıkarmadan dolaba yönelmiş ancak kapağı açtığında turuncu oyuncağını göremeyerek annesine seslenmişti. Annesi her zamanki gibi mutfakta misafirlere ikram edilmek üzere tabakları hazırlamakta olduğundan onu duymamıştı. Yanına gidip bir kez daha sorduğunda ise ne bileyim senin oyuncağını, şimdi babaannenin misafirleri için hazırlık yapıyorum, sen de önce elini yüzünü yıka, üstünü değiştir ve arka bahçede oturan Kamuran Teyzenlere bir hoş geldin de, demişti. Peki anne, diyerek denilenleri yapmıştı. Kamuran Teyze haylaz torununu da getirmişti yanında. Arkadaşları arasında o çocuğu hem çok sever hem de çok kavga ederdi. O gün gülümseyen gözlerle büyüklerin ellerini öptükten sonra divanın örtüsünün kenarından,yerdeki turuncu oyuncağını farketmiş, hemen eğilmiş ama en sevdiği oyuncağının içinin bir kez daha kırılmış olduğunu görmüştü. Kıvırcık sarı saçları, küçük gözleriyle pişkince sırıtmıştı haylaz çocuk. Ona hiçbir şey demeden, gözyaşlarıyla içeriye koşup gitmiş, kendini yatağın üzerine bırakıp&amp;nbsp;ağlamaya devam etmişti. Ne kadar süre ağladığını hiçbir zaman bilen olmamıştı. En sonunda gücü tükenmiş, oracıkta uyuya kalmıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Akşam babası gelince onu öperek uyandırmıştı. Gözünü açar açmaz babasından oyuncağını tekrar tamir etmesini istemişti. Bir daha yapışmaz bu mıknatıs, kötü kırılmış demişti babası, olsun, ben onu istiyorum diyerek ısrar etmişti. Peki diyerek tekrar yapıştırmıştı babası hacıyatmazı. İlk hali gibi olmasa da oyuncağını bir daha kimseye vermemişti. Yıllar sonra hacıyatmazla tekrar karşılaşmak bunları hatırlatıp acı acı gülümsetmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mıknatıs oyuncağın kalbiydi aslında. Tıpkı insanoğlunun gönlü gibi, o kırılınca diğer her yeri sağlam olsa da ayakta duramıyor ya insan diye düşündü. İşte şimdi hacıyatmaz da ne yana çevirsen orada kalan bir haldeydi. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Bu sefer onu kendine benzetti&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;. &lt;/i&gt;Eline aldı, pencereye doğru yürüdü. Perdeyi araladığında dik duruşlarına hayran olduğu kavak ağaçları gözüne ilişti. Yaprakların vakur bir edayla selam verişleri karşısında onu çok özlediğini fark etti. Elindeki turuncu renkli hacıyatmaza baktı, onun yokluğunda kalbini kıranlar tek tek gözünün önünden geçti. Acı acı gülümseyip, oyuncağı okşadı, öptü, bağrına bastı. Ona sarıldıkça kendine sarıldığını hissetti. Ama sabahın serin rüzgarına rağmen vakur duruşunu sürdüren kavak ağacını düşününce incinmemeli diye mırıldandı. Boğazında düğümlenen kelimeler onu zorlayınca masanın yanına giderek çantasından not defterini çıkardı. “Sevgilim” diyerek başladı satırlara. Yazarken eli yetişemiyordu içindeki çığlığın hızına. Sayfalar sonra ”Senin için senden vazgeçerim” diye ödünç bir cümleyle mektubunu bitirdi. Altına imzasını atıp,&amp;nbsp;&amp;nbsp;yazdığı sayfaları defterden kopardı. Dörde katlayıp zarfladı ve zarfın ağzını kapattı. Hiçbir zaman adresine yollanmayacak mektuplara bir yenisini daha ekleyerek&amp;nbsp;&amp;nbsp;bahçeye çıktı. Sabah ezanı çoktan okunmuş, gün yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı.&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gözü kavağın dik duruşunda, kulağı rüzgarla oynaşan yaprakların şarkısında, bahçede dolaşmaya başladı. Sanki dedesi sesleniyordu yıllar önce diktiği ağaçların arasından,“Her gecenin sabahı vardır, yeter ki sen kendini belalardan, kalbini kırgınlıklardan uzak tut da, ferahlatsın seni Yaradan. Hem unutma, kamil değildir o kişi, incinir incitenden, sen incinme inci”tenden”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Handan Güler&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: 19px;"&gt;EDEBİYAT ORTAMI, 2011 MAYIS -HAZİRAN SAYISI EKİ, 2011 ÖYKÜ YILLIĞI' NDA YAYINLANMIŞTIR. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-2880664816407374525?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/2880664816407374525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=2880664816407374525&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2880664816407374525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2880664816407374525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2011/05/kavak-agaci.html' title='KAVAK AĞACI'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-KG_qk86th84/TcgSjpFlXhI/AAAAAAAABr8/XfeZYcISpP4/s72-c/kvak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-1544494192578368730</id><published>2011-04-29T00:31:00.000+03:00</published><updated>2011-04-29T00:31:19.422+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><title type='text'>YÜREK SEMTİNİN AYAKTA KALAN YAPISI: VEFA APARTMANI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lBFF6g787EA/TbncYgXurJI/AAAAAAAABrE/odau1DALeaE/s1600/vefa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-lBFF6g787EA/TbncYgXurJI/AAAAAAAABrE/odau1DALeaE/s320/vefa.jpg" width="205" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Sözlük anlamlarının yetersiz kaldığı, herkesin yaşadıklarından öğrendikleri üzerinden yeni anlamlar yüklediği sözcükler vardır. Böylesi kelimeler akıl süzgecine takılmadan doğrudan kalbe değer, hatta değmeyip deler geçer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Vefa da onlardan biridir. &lt;span class="apple-style-span"&gt;Muhabbet, dostluk ve bağlılıkta sebat, ahde riâyet ve verilen sözde durmak demek olan vefâ, “insan olmak” yükü omuzuna konmuş “(h)er kişi”nin belki de üzerinde taşımak zorunda olduğu en önemli haslettir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Fakat ne yazık ki, hızın ve kalabalıklarda yalnızlığın bireyi esir aldığı bir zamanda yaşıyoruz. Dolayısıyla da bahtımıza vefadan ziyade vefasızlık düşüyor. İşte bu nedenle vefa kelimesini duyanların aklına çoğu zaman, acı bir tebessüm eşliğinde “Vefa, bir semt adıdır” klişesi geliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Şimdilerde vefayı karakterinde yeşertebilmiş dostlar bulmak da, öylesi dostlardan olmak da büyük bir şans. Ve bu şans biraz da kendi kalbinizdeki vefa nispetinde semtimize uğruyor. Bu da vefanın, sabrı, sebatı, sevgiyi gönül iklimimize hakim kılmakla elde edilen, emek ve zamanın ürünü olduğunu gösteriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Bir süre önce, tam da gönül yorgunlukları yaşadığım, vefa-vefasızlık kavramları üzerine yeis bataklığı etrafında voltalar attığım bir zamanda, heyecan dolu bir sesten yüreği kanatlandıran bir hikaye dinledim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Satır aralarında vatana, millete, aileye, eşe, evlatlara, dava arkadaşlarına, dostlara kısacası bir armağan olarak sunulan hayatın Sahibi’ne karşı vefa ve sadakatin başrolde olduğu bir hayattı, bahse konu olan. Bunca yaşanmışlığın, hayatta kalan şahitlerince, gönül rahatlığıyla yetkin bir kaleme emanet edilişi karşısında ben de heyecanlandım ve gözlerimin satırlarla buluşacağı anı beklemeye başladım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;İnsanın daima kalbinde taşıdığı iyilik-doğruluk ve incelikli duruşun getirilerini ve dahi akabinde götürülerinin açtığı yaraların merhemlerini de kendine çektiğine inandığımdan bu hikayenin bir “Sadık”( Yalsızuçanlar)’ın gönül kapısından süzülmesine şaşırmadım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Nihayet zaman vefa etti ve “&lt;b&gt;Vefa Apartmanı&lt;/b&gt;” adını alan eser vücuda geldi. Sırrı sadeliğinin gücünde olan bir hayat, sırrı samimiyetinde olan bir kalemin titiz çalışması sonucu edebiyatımıza kazandırıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Sadık Yalsızuçanlar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;, &lt;b&gt;Gerçeği İnciten Papağan&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Şehirleri Süsleyen Yolcu&lt;/b&gt; adlı kitaplarıyla çıktığı yazın yolculuğunda özgün kısa öyküleri ile modern öykümüzün en önemli isimlerinden biri olmakla beraber, bir süredir edebiyat dünyasını “Yüreğinin götürdüğü yere” sürükleyen bir yazar olarak da dikkatleri çekiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: red; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Bilgelerin hayatlarına sızan ruhundan damıttığı satırlardan terkip “anlatı-roman”larla&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt; yolculuğuna devam eden yazar, &lt;b&gt;Şey&lt;/b&gt; adlı eseriyle Ömer Hayyam’ı, &lt;b&gt;Gezgin&lt;/b&gt; ile İbn Arabi’yi, &lt;b&gt;Cam ve Elmas&lt;/b&gt;’la Hasan Harakani’yi, &lt;b&gt;Anka&lt;/b&gt; ile Niyazi Mısri’yi, &lt;b&gt;Dem&lt;/b&gt; ile Said Nursi’yi romanına taşıyarak edebiyat dünyasının kısır döngülerini kırarak yepyeni bir soluk getiri&lt;span style="color: red;"&gt;yor&lt;/span&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Her şeyin kirlendiği bir çağda, temiz gönüller sahibi bilgelerin, ariflerin gölgeliklerine sığınılabileceğini hatırlatan yazarın kalbi, bu sefer Tevfik İleri’nin evine &lt;b&gt;VEFA APARTMANI&lt;/b&gt;’na konuk oluyor. Halkın içinde Hakk’la beraber olma nimeti ile süslenmiş bir vefa ve sadakat abidesinin izini sürüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Vefa Apartmanı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;’nda, vefalı insanlardan, vefalı dostların hikayesini dinlerken Sahibi’ne Vefa’dan ayrılmayan bir ermişin yaşanmışlıklarında, vefasızlıktan yorulan kalbini dinlendiriyor. Samimiyetle ördüğü kelimelerin içinden gönlümüze kementler atıyor, bizi de vefanın başkent olduğu bir dünyaya çekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Öyle ki, bu eserden yükselen güçlü ses, aşktan dostluğa, aileden vefaya, sabırdan sadakate neredeyse her kavramın yitirdiklerimiz karşısında anlam kayması yaşadığı bu günlerde sade bir hayatın yansımasıyla modernitenin kölesi olmuş yaşamlarımızı sarsıyor. Kahramanın ve ailesinin olaylara karşı dik duruşları ve bu duruşu sağlayan dinamikler hayatlarımızda yeniden bir yapı sökümün gerekliliğini hatırlatıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Menderes hükümetinde on yıl süreyle üç ayrı bakanlık görevini titizlikle ifa ettikten sonra Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanan, idamdan son anda kurtulsa da sevk edildiği ceza evinde kısa bir süre sonra kanser olarak kırk dokuz yaşında Hakk’a yürüyen &lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Tevfik İleri’nin yaşamı yazarın kalbine düşen yansımaları üzerinden okura sunuluyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Kitapta yer verilen Kayseri Cezaevi mektuplarının birinde Tevfik İleri ailesine “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gördüğüne ve bildiğine inanıyorum. Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal, mülk, servet bırakmadım. Yalnız, size, şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.’&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt; diye yazıyor. Bu satırlara psikolojinin penceresinden bakınca, insanın acılarına bir anlam vermesinin nesnelere pürüzsüz bir biçimde bakma gücü kazandırdığı gerçeği karşımıza çıkıyor. Haksız bir muameleye maruz kalan ve kendisi ile birlikte ailesi ve ülkesinin hayatı felç edilen bir insan tevekkül gücüyle kainata meydan okuyan dik bir duruş sergiliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Sorun eşikten geçebilmekte. Ruhu törpüleyen o kakafoni, o karmaşa dindi. Başka bir dünyaya geçtim sanıyorum, oysa bir eşik. Burası da o dünyanın bir parçası&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;.” diyerek öyküyü dinlemeye başlayan anlatıcı, Tevfik İleri’nin, bir romanın boyutlarına sığamayacak yakıcı hayat hikayesi karşısında Harakani’nin derviş tanımını hatırlıyor : “&lt;b&gt;Derviş, yuvasından yavrularına yiyecek bulma umuduyla ayrılan, yiyecek bulamayan, yolunu yitiren ve bir daha yuvasına dönemeyen kuşa benzer…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Satırlar arasında dolaştıkça, romana konu edilen Tevfik İleri’nin ne kadar ilgili bir baba, vefalı ve aşık bir eş, dostlarının kalplerine yerleşmiş bir gönül insanı, vatanına hizmet etme gayesi dışında hiç bir amaç gözetmeyen ender siyasetçilerden olduğu görülüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Bu duruş, rol model sıkıntısı yaşayan günümüz insanına örnek olabilecek bir değere dikkatlerimizi yöneltirken kısıtlı vaktin her şeyi “iyi” yapmaya mani olmadığını da ispat ediyor. Belki de kalbini iyiliğe ayarlı kılan her kişinin böylesi bir sonuca tevfik ve inayetle ulaşabileceği gerçeğini hatırlatıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Özellikle aile kavramının sarsılması neticesi toplumsal çıbanların rahatsızlık verdiği bir noktada bize “sevginin de bir çözüm olduğunu” gösteriyor. Günden güne vefa ve sadakat kanatları ile kendi arşına yükselen derin bir aşkın izini sürmemize vesile olan mektuplaşmalar, haksızlıklara karşı selim bir kalple mukabelede bulunan İleri çiftinin duruşu, bizi ister istemez Erdem Bayazıt’ın vahasına savuruyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair&lt;/b&gt; adını taşıyan şiir her mısrası ile yüreğinizi bir daha yakıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Kadınlar bilirim ülkeme ait&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Göğüsleri Çukurova gibi münbit&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Dağ gibi otururlar evlerinde&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Limanlar gemileri nasıl beklerse&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Öyle beklerler erkeklerini&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;“ kelimeleri tam da Tevfik İleri’nin eşini resmediyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Ücreti ötelere bırakılmış bir hayatın hizmette önde olan kahramanlarından Tevfik İleri ve eşi Vasfiye Hanım çocukları ile nitelikli zamanlar geçirme becerisi de göstererek denge insanı olduklarını, her şartta güçlü ve umutlu olmayı başaran evlatlar yetiştirerek ispatlıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Vefa Apartmanı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;, elli yıl önce sona ermiş bir hayattan kesitler sunarken belki de en çok bu yönleri ile günümüz insanına ufuk olma özelliği taşıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt; text-indent: 3.45pt;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Son söz olarak denilebilir ki, kalbini hakikate ayarlı kılmak isteyen herkesin yolu &lt;b&gt;Vefa Apartmanı&lt;/b&gt;’na uğramalı ve bu toprakları mayalayan sayısız bilgenin himmetinin yine bu toprakların üzerinde olduğu bilinci ile geleceğe umutla bakılmalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt; text-indent: 3.45pt;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: red; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Uğruna yaşayacağımız değerlerin farkındalığı elde edilerek, atalarımızın “hal”i bizim de kalbimizi ele geçirmeli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;“Cünûnum müptelâ-yı zülf-i cânân olmayan bilmez&lt;br /&gt;Perîşân hâtırın hâlin perîşân olmayan bilmez.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: red; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;&lt;br /&gt;[Sevgilinin saçına müptela olmayan, (benim) çılgınlığımı anlayamaz.&lt;br /&gt;Perişan olmayan, perişan (bir) gönlün halini ne bilsin.]&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Vefa Apartmanı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: red; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt; ile hayatlarımıza yeni bir soluk gelmesi temennisiyle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;Handan Güler&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 12.0pt; mso-line-height-alt: 9.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-hansi-theme-font: major-bidi;"&gt;TÜRK EDEBİYATI DERGİSİ, MART 2011&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-1544494192578368730?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/1544494192578368730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=1544494192578368730&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1544494192578368730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1544494192578368730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2011/04/yurek-semtinin-ayakta-kalan-yapisi-vefa.html' title='YÜREK SEMTİNİN AYAKTA KALAN YAPISI: VEFA APARTMANI'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-lBFF6g787EA/TbncYgXurJI/AAAAAAAABrE/odau1DALeaE/s72-c/vefa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-4896238653950711577</id><published>2010-12-19T18:14:00.002+02:00</published><updated>2010-12-19T18:18:24.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>BİR DERSİN ANATOMİSİ 2 (NECİP FAZIL KISAKÜREK)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQ4udA1vuvI/AAAAAAAABk8/awKVWy6KGFE/s1600/yazi_13.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQ4udA1vuvI/AAAAAAAABk8/awKVWy6KGFE/s1600/yazi_13.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;BU YAZI &lt;a href="http://b%C4%B0r%20ders%C4%B0n%20anatom%C4%B0s%C4%B0%202%20%28nec%C4%B0p%20fazil%20kisak%C3%9Crek%29/"&gt;KALEMSAH.COM&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eski bir öğrencisi geçerken yanımızdan dalgınlığını fark edince hatırını sordu Hoca şefkatli tavrıyla. Derse gelebilir miyim dedi kız, ardından biz de çıktık sınıfa.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Öğle arasından sonraki konumuz yine şiir, konukluğumuz Necip Fazıl'a olunca iyi ki gelmişim bu gün bu derse diyerek dinlemeye başladım Hoca'yı heyecanla.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Doğumundan başlayarak anlattığı kısa biyografiden sonra,&amp;nbsp;romantik Fransız şiirinden etkilenen şairin&amp;nbsp;o zamana kadar "Bir ben vardır bende, benden içeru" diyen geleneksel şiirimizde yer almayan şekliyle "ben" kavramını şiir dilimize sokarak egosantrik şiirin ilk örneklerini oluşturduğunu belirtti. Şairin bohem hayatından sonra yazdığı şiirlerde ise gelenekselliği de kuşatan&lt;em&gt; modern zamanlar şairi olduğu görülmektedir, diye ilave etti.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;"Tam otuz üç yıl saatim işlemiş ben durmuşum&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum"&amp;nbsp; mısra ile belirttiği gibi hayatında intisapla beraber yeni bir sayfa açıldıktan&amp;nbsp;sonra da şiirindeki o sesin değişmediğini, dehasını kelimelere hakimiyetini polemiklerinde de gösterdiğini ifade eden Hoca şöyle devam etti dersini anlatmaya:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şiirinde bir mizaç vardır Necip Fazıl’ın, tarzından dolayı&amp;nbsp;altında adı yazmasa da o yazının/şiirin Necip Fazıl'a ait olduğu kolaylıkla anlaşılır. Bu durum dahi şair ve yazarlara özgü bir haldir. "Mizaç sahibi"&amp;nbsp;sıfatını&amp;nbsp;hak eden bir kaç&amp;nbsp;örnek daha sunmak gerekirse: Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet Ran bunlardandı dedi sınıfa.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu noktada Hoca'nın 24 Mart 2009 tarihinde Atılım Üniversitesinde yapılan Necip Fazıl'ı Anma Etkinliklerindeki konuşması geldi hatırıma ve işte o enfes tahlilerden bazıları:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;"Necip Fazıl, aslında çocuk saflığında bir insandı. Bizim geleneğimizde bilgelerin üç temel özelliğinden birisi, saf olmalarıdır. Hani meşhur bir söz var ya, “içimizdeki çocuk”… Ona aslında insan-ı kadim de deniliyor. İnsan-ı kadim, insanın çocukluk hali üzerine yaşamasıdır…Safiyyun olmasından. Bu, yetkin insanlara mahsus bir haldir. Onların ilgi ve dikkatleri daima bir merkeze odaklandığı için, dünyayla ilişkileri yaralıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Al eline bir değnek,&lt;br /&gt;Tırman dağlara, şöyle!&lt;br /&gt;Şehir farksız olsun tek,&lt;br /&gt;Mukavvadan bir köyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzasan, göğe ersen,&lt;br /&gt;Cücesin şehirde sen;&lt;br /&gt;Bir dev olmak istersen,&lt;br /&gt;Dağlarda şarkı söyle&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&amp;nbsp;Bu, Necip Fazıl’ın safiyyun niteliğini en çok yansıtan şiirdir. Heidegger’in dediği gibi, “bizler, yeryüzünde, arzda yaşarız ama göklerle çevriliyiz.” Bu anlamda şiir, insanın göklerle temasını kuran bir şeydir. Bu anlamda Necip Fazıl modern zamanlarda, Türk şiirinde bunu gerçekleştiren bir şairdir diye düşünüyorum. Bu da onun o saflığının getirdiği bir şey. &lt;br /&gt;İkincisi, Necip Fazıl bizim aslında Türkçe kelam dediğimiz şeyi, yani normalde insanı mayalayan, iklimi mayalayan şeyi yapar. İnsan kelam ve nazarla, yani göz ve sözle mayalanır. Anadolu’yu, bu toprakları, -ki Anadolu biliyorsunuz güneşin doğduğu yer demektir- Türkistan’dan Türkçe gelen Kelam mayalamıştır. Yesi’den gelen… Bu kelamın Türkçe şiirini Yunus Emre kurar. Necip Fazıl’ın Yunus Emre’ye büyük sevgisi, muhabbeti vardır, şiirlerinde, konuşmalarında atıfları vardır. Necip Fazıl o gelenektendir. Necip Fazıl modern zamanlar şairidir. Ama bir yönüyle de gelenekseldir. &lt;br /&gt;Bizim büyük bilgelerimizden Eşrefoğlu Rumî’nin dediği gibi, şiirlerinde kendi derdini söyleyen bir adamdır. Siyasal ve toplumsal hicivlerinde, eleştirilerinde bile doğrudan kendi hikâyesini, kendi menkıbesini, kendi derdini anlatan bir adamdır. Bu anlamda Necip Fazıl, Anadoluyu ilk Türkçe kelamla mayalan Yunus Emre’nin izinde bir insan, o geleneğin içinden gelen bir insan, o geleneğe göre konuşan bir insandır.&lt;br /&gt;Edebiyat araştırmacıları, Yunus Emre’den bugüne kadar yaklaşık dört bine yakın Türkçe kelam söyleyen şair olduğunu söylüyorlar. Necip Fazıl, modern zamanlarda bunların en değerli halkalarından biridir. &lt;br /&gt;Tabii modernleşme dediğimiz süreç, kitlesel ve küresel bir şeydir. Tırnak içinde bir bela diyelim. Bu süreç, Seyyid Hüseyin Nasr’ın belirlemesiyle, tepeden bırakılan kartopu gibi gittikçe büyüyen,&amp;nbsp; cesameti ve hızı artan bir süreçtir. &lt;br /&gt;Osmanlı, bu süreç karşısında kendi pozisyonunu yeniden almak zorunda kalmıştır. Bu süreçte kendi modernleşme program ve projelerini üretmiş, yürürlüğe koymaya çalışmıştır. Cumhuriyet modernleşmesi ise, Osmanlı modernleşmesine göre daha patolojik tarafları olan, kendi kendini sömürgeleştirme niteliği baskın, daha çok Batılılaşma biçiminde algılanan, Batılı olma, Avrupalı olma ilkesi üzerinde yürüyen bir şeydir. Dolayısıyla, gelenekten daha köktenci kopuşlar olmuştur. Normalde gelenekte bir zayıflama ve yırtılma vardı. O semavi sofra, bilgelik sofrası 20.yüzyılın başlarında kalkmaya başlamıştır. &lt;br /&gt;Pir Sultan Abdal yüzyıllar önce söylüyor bunu. O sadece kendi zamanına ilişkin bir şey değil, gidişata ilişkin bir şeydir.&lt;br /&gt;“Bozuldu yolcular yollarda kaldı&lt;br /&gt;Edep erkan gitti dillerde kaldı&lt;br /&gt;Bendelerin zayıf hallerde kaldı&lt;br /&gt;Beklerim yolların gel efendim gel”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazıl böyle bir nidacı, bir çağrıcıdır. Bizim, bu patolojik tarafları yoğun olan modernleşme maceramızın insanda nasıl huzursuzluk, tedirginlik yarattığını, toplumda nasıl yaralar açtığını çok samimi bir şekilde ortaya koyarken, bunu bizatihi kendinde yaşayan bir insandır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Çile, aslında Necip Fazıl’ın bütün hikâyesini tek başına anlatan bir şiirdir. Çile, insanın yetkinleşmesinin ve kemale erme yolculuğunun hikâyesidir. Eşrefoğlu Rumî’nin dediği, kendi ruhunu söyleyen, hakikatle ilişkisinin öyküsüdür. &lt;br /&gt;Necip Fazıl’ın bütün şiirleri böyledir. Necip Fazıl’ın hikâyesini biz en güzel onun şiirlerinden okuyabiliriz. &lt;br /&gt;1934 yılında, yani 30 yaşındayken, Yahya Düzenli beyin bahsettiği, o büyük bilgeyle karşılaşıyor. O bilge, Necip Fazıl’ın yaşamında bir milattır. &lt;br /&gt;Hiç tanımadığı, adeta Hızır kılığında bir adam Necip Fazıl’ı bir gün vapurda uyarıyor. Ona bir adres veriyor ve “oraya git, senin aradığın orada’ diyor. O da gidiyor. Orada, bir modern zamanlar bilgesiyle, Abdulhakim Arvasi’yle karşılaşıyor. Adeta denize düşer gibi oluyor. Necip Fazıl, hakikaten deha sahibi, çok yetenekli, bizim yüz yıllık edebiyat tarihimizde çok önemli bir şahsiyet, mizacı çok güçlü, şahsiyeti çok güçlü bir adamdır. Böyle mizaca ve şahsiyete sahip kişiler bizim edebiyatımızda azdır. Yahya Kemal vesaire. Yani üç dört kişi ancak çıkar. &lt;br /&gt;Necip Fazıl’ın ilgileri çok enteresandır. Şiir, roman, öykü, sinema, hemen her konuda yazmış çizmiş bir adamdır. Doymak bilmez bir yapısı var. En temel özelliği, hani bu Batılı tragedya yazarlarında, modern dönemin yazar ve şairlerinde gördüğümüz önemli bir özellik Necip Fazıl’da da var, bizim sufi şairlerde de var bu özellik, bir meseleyi, bir konuyu hayatında en ileri noktalara, en cüretkâr, en aşırı uçlara götürme konusunda son derece açık, ona elverişli bir şahsiyeti var. &lt;br /&gt;Dolayısıyla yüksek şiirsel bir ruhu var. Hani Hegel diyor ya, Her ruh sanatçıdır, her ruh şairdir. Bizatihi kendi acısını taşıyıcısı olarak sanatkardır. Ama Necip Fazıl’da bunu da aşan bir taraf var. Onda yüksek bir söz kulesi var, bir şiir var. Türkçeyi kullanma tarzı hakikaten çok çok güzel. Gerçekten göz kamaştırıyor. Türkçeye çok hâkim. Necip Fazıl, o mizacının ve kişiliğinin damgasını vurur nesirlerine ve şiirlerine. Mesela, burada kaba duran bir kelime, şiirin içerisinde o kadar güzel duruyor ki, onu dönüştürüyor, şiir bir simya ilmi aslında. &lt;br /&gt;Tabii biliyorsunuz, şiirin şuurla da ilişkisi var, semantik bir ilişkisi var. Ama aynı zamanda şiirin şuuru aşan bir tarafı da var. Zaten Çile’de biz bunu görüyoruz. &lt;br /&gt;Kaçır beni ahenk, al beni birlik;&lt;br /&gt;Artık barınamam gölge varlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela gölge, binlerce yıllık bir metafordur aslında. Yani varlık, ışık ile karanlık arasındadır. Onu bir gölge olarak görür. &lt;br /&gt;Şimdi Çile şiirine bir girsek çıkamayız içinden. Çile şiirinde biz, sadece Necip Fazıl’ın kemale erme, kendi manevi yolculuğunun hikâyesini, menkıbesini ve özetini bulmayız. Bizim yüzlerce yıllık imgelerimizi buluruz. Çünkü her şair, yeniden hem kendi hikâyesini ve hem de insanlığın büyük hikâyesini yazmıştır. Bu toprakların meta hikâyesi de böyle oluşmuştur. Necip Fazıl da Çile’de kendi öyküsünü anlatır. O bakımdan Çile şiiri de bu zincirin bir halkasını oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Çile, 1939 yılında söylenmiş bir şiirdir. Demek ki Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan beş yıl sonra. Burada baktığımız zaman o süreç içerisinde yaşadığı dönüşümü anlatmıştır, zaten bu kitaba Çile diyor. Bildiğiniz gibi çile, doğrudan geleneksel bir kavramdır. Tabii bu sadece bizim bilgelik geleneğimizdeki gibi bir şeye bağlı değil. Mesela şiirde geçen menzil kavramı, İbn Arabi’nin eserlerinde gördüğümüz, ondan da gerilere uzayan bir kıdeme sahiptir, bir ıstılah, bir kavramdır, bir buluşma, inzal olma, nüzul etme, bir yarıyol karşılaşması, yani menzile girmek için yapılması gereken şeyler vardır. İnsanın içe kapanması var. İşte Yunus Peygamberi balığın yutması gibi doğrudan dış âlemden soyutlanarak içe kapanması, iki metrekarelik bir odaya girerek, kendine kapanması… &lt;br /&gt;Necip Fazıl bunu toplumsal ve kamusal alanın içerisinde yapıyor. Bu arada bir kavgayı da yürütüyor, siyasal bir kavgayı da yürütüyor. Fırtınalı bir hayatı var.&lt;br /&gt;Mesela Babıali’nin girişinde söyler. Aslında Yahya Ağabey ona bir dokundu ve geçti. İşte orada der ki, Bu kitabımı okuyan birçok dindar insan bana tepki gösterdiler. Bizim geleneğimizde yoktur, insan hiç kendi günahlarını anlatır mı? Merak ediyor Necip Fazıl da bu var mı yok mu diye.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Necip Fazıl dönemindeki kalıpları kırmış, bunları yenilemiştir. Aslında o da ilginçtir. Bu yetkinleşme hikâyesi, aslında insanın kendini de motive etmesinin hikâyesidir.&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Biz niye okuyoruz? Okuma, öteki benlikleri dinlemekten başka nedir ki? Ötekinin hikâyesi… Bizim açımızdan son derece dikkate değer ve kendi yolculuğumuz için çok ciddi bir anlam ifade ederse ve bizi bir anlamda kaynağa, kökene götürürse başkasının hikayesi önemlidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Bizim bütün şairlerimizi, geleneksel şairlerimizin yaptığı budur; evvele götürmek. Evvel, köken, başlangıç demektir. Biz bu şiiri okuduğumuzda da bir anda kendi ruhumuza doğru, kalbimize doğru, gönlümüze doğru gidiyoruz. &lt;br /&gt;Hayatın kalbine doğru sızıyoruz. Çile’nin ikinci bölümünde şöyle deniliyor:&lt;br /&gt;Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;&lt;br /&gt;Atlas sedirinde mavera dede.&lt;br /&gt;Yandı sırça saray, ilahi yapı,&lt;br /&gt;Binbir avizeyle uçsuz maddede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Atlas kelimesine dikkatinizi çekerim. Buradan biz doğrudan hayatın kalbine, yeni bir hayata, mikro âleme doğru gidiyoruz. Aslında mikro âlem ile makro âlem iç içedir. Varlık daireseldir.&lt;br /&gt;Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;&lt;br /&gt;Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.&lt;br /&gt;Içiçe mimari, içiçe benlik;&lt;br /&gt;Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düzen var. Necip Fazıl hayatın bizatihi özünde bunu görüyor. Zaten hayatın içindeki şiirsel mantığı da biz bu şiirde çok rahat okuyabiliyoruz. &lt;br /&gt;Nizam köpürüyor, med vakti deniz;&lt;br /&gt;Nizam köpürüyor, ta çenemde su.&lt;br /&gt;Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;&lt;br /&gt;Suda ezel fikri, ebed duygusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçır beni ahenk, al beni birlik;&lt;br /&gt;Artık barınamam gölge varlıkta.&lt;br /&gt;Ver cüceye, onun olsun şairlik,&lt;br /&gt;Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın özü, esası, cevheri budur, birlik…bütün hikâye birlemek, bir olmak, birliğe ulaşmak üzere var. Çünkü varlık birdir. &lt;br /&gt;Bu bir gelenektir. Yunus Emre gibi şairlerin vardığı noktayı ima eden bir şey. Ona duyduğu özlem. Gözü orada. Son bende geliyoruz:&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!&lt;br /&gt;Heybem hayat dolu, deste ve yumak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegel’in de bahsettiği gibi, bütün örtüler kaldırıldığında bilginin doğrudan kaynağı olan birliğe ulaşılır. &lt;br /&gt;Sen, bütün dalların birleştiği kök;&lt;br /&gt;Biricik meselem, Sonsuza varmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu biz büyük sanatkârların hepsinde görüyoruz. Aslında Necip Fazılın hikâyesinin merkezinde de böyle bir şey var. Ama onun hayat hikâyesi, kavgası, şiirleri, yazıları, hitabeleri, romanları ve tiyatroları aynı zamanda bizim yüz yüzelli yıllık hikâyemizin, yani toplumsal ve siyasal hikayemizin, kamusal hikayemizin, medeniyet geleneğimizde yaşanan kırılmanın, değişimin, dönüşümün, onun getirdiği sancıların ve acıların hikayesidir."(*)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tekrar derse dönersek; paraya önem vermeyen, karizmatik kişiliği uslubunda hissedilen ve yüz civarı eser veren Necip Fazıl'ın mutlaka okunması gereken eserlerinden şunları saydı Hoca:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Babıali, Abdülhamid Han, Hac, Benim Gözümden Menderes, Son Devrin Din Mazlumları...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ardından şiirlere geçti ve 1931 yılında yazılmış, yukarıda da bahsi geçen dağlarda şarkı söyle isimli şiiri okudu:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;“Bir dev olmak istersen,&lt;br /&gt;Dağlarda şarkı söyle!” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnsanın içine dönmesi, içinden kainat kitabına yönelmesi içiçe geçmiş çokluk perdelerinden arınıp her şey olan varlığa, hiç'e ulaşması gerektiğini anlatırcasına sesi gürdü bu şiirin ve ilk derste vurgu yapılan içte derinleşme mevzuunu hatırlatıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aynalar&amp;nbsp;yolumuzu kesti ders ilerledikçe, önce Anneme Mektup" şiiri gurbet acısına düşürürken, yüzüme dik dik bakan aynalarda kayboldu yüreğim:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte yakalandık, kelepçelendik!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çıktınız umulmaz anda karşıma,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başımın tokmağı indi başıma.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suratımda her suç bir ayrı imza,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benmişim kendime en büyük ceza!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nur topu günlerin kanına girdim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kutsi emaneti yedim, bitirdim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğmaz güneşlere bağlandı vade;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dişlerinde, köpek nefsin, irade.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Günah, günah, hasad yerinde demet;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?&lt;/strong&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bakamam, aynada, aynada vicdan;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Beni beklemeyin, o bir hevesti;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelemem, aynalar yolumu kesti.&lt;/strong&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bir İstanbul'lu olarak en güzel İstanbul şiirlerinden birine imza atan Necip Fazıl'ın en sevdiğim mısraları arka arkaya düşünce gönlüme, içim doluyor "Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar” şehrin özlemiyle, süzülüyor yaşlar gözümden sessizce. &lt;br /&gt;Otel Odası şiirinden sonra Necip Fazı'ın kişisel iç yolculuğunun hikayesini sunan, adeta seyr-i sulukunu resmettiği şiiri çileye geliyor sıra...Bir kaç mısra tattırıyor Hoca...devamını siz okuyun diyerek son veriyor bir şiir şöleni edasında geçen derse.&lt;br /&gt;Sonra bahçeye çıkıyoruz, hocayla halleşmek, feyzinden istifade etmek arınmak arzusundayım. Pek bir şey söylememe gerek kalmadan anlıyor gözlerimden... ömür geçiyor bak aklı başında okumalar yapmaya başlayalı nice sene geçmiş... Çok da başka başka şeyler okumamalı...İç yolculunu tamamlamalı insan... Bu yolda üç şey var sabredeceğin: Açlık, yalnızlık, ve O'nu anmak... Ve bu üçüne aynı anda sabretmek... Bu sabırlara günaha karşı sabrı da ekleyip içinin çıkmazlarından ışığı görmek... Hayatta başkaca bir hakikat yok, ben, sen yok, sedece O var... &lt;br /&gt;Minnet dolu gözlerle teşekkür edip ayrılıyorum huzurundan. İki yanımdan akan sarının, kırmızının, yeşilin tonlarını sunan ağaçlar hafif rüzgarın da etkisiyle el sallıyorlar sanki dışarıdan içeriye dönmesi gereken kalbime. Baştan ayağa aşk kesilmiş bir hal insanının güzelliğinden bulaşmışken üzerime huzur dolu bir hüzünle eve geliyorum.&lt;br /&gt;Hemen kitaplığıma uzanıp Çile kitabını alıp elime, okumaya başlıyorum:&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" class="MsoNormalTable" style="mso-cellspacing: 0cm; mso-padding-alt: 0cm 0cm 0cm 0cm; width: 100.0%;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style="mso-yfti-firstrow: yes; mso-yfti-irow: 0;"&gt;   &lt;td style="padding: 0cm 0cm 0cm 0cm; width: 100.0%;" width="100%"&gt;Çile &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam, &lt;br /&gt;Gezdirsin boşluğu ense kökünde! &lt;br /&gt;Ve uçtu tepemden birdenbire dam; &lt;br /&gt;Gök devrildi, künde üstüne künde... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! &lt;br /&gt;Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! &lt;br /&gt;Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, &lt;br /&gt;Ok çekti yukardan, üstüme avcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşten zehrini tattım bu okun. &lt;br /&gt;Bir anda kül etti can elmasımı. &lt;br /&gt;Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un, &lt;br /&gt;Kustum, öz ağzımdan kafatasımı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardak su gibi çalkandı dünya; &lt;br /&gt;Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. &lt;br /&gt;Al sana hakikat, al sana rüya! &lt;br /&gt;İşte akıllılık, işte sarhoşluk! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ensemin örsünde bir demir balyoz, &lt;br /&gt;Kapandım yatağa son çare diye. &lt;br /&gt;Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, &lt;br /&gt;Yepyeni bir dünya etti hediye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; &lt;br /&gt;Mekânı bir satıh, zamanı vehim. &lt;br /&gt;Bütün bir kâinat muşamba dekor, &lt;br /&gt;Bütün bir insanlık yalana teslim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesin sen, hakikat olsan da çekil! &lt;br /&gt;Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! &lt;br /&gt;Otursun yerine bende her şekil; &lt;br /&gt;Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, &lt;br /&gt;Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. &lt;br /&gt;Deliler köyünden bir menzil aşkın, &lt;br /&gt;Her fikir içimde bir çift kelepçe. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin küçülüyor eşya uzakta? &lt;br /&gt;Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? &lt;br /&gt;Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? &lt;br /&gt;Sonum varmış, onu öğrensem asıl? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, &lt;br /&gt;Bir fikir ki, beyin zarında sülük. &lt;br /&gt;Selâm, selâm sana haşmetli azap; &lt;br /&gt;Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. &lt;br /&gt;Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! &lt;br /&gt;Ey yedinci kat gök, esrarını aç! &lt;br /&gt;Annemin duası, düş de perde ol! &lt;br /&gt;Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç! &lt;br /&gt;Uyku, kaatillerin bile çeşmesi; &lt;br /&gt;Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. &lt;br /&gt;Teselli pınarı, sabır memesi; &lt;br /&gt;Size şerbet, bana kum dolu çanak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, &lt;br /&gt;Sırrını ararken patlayan gülle? &lt;br /&gt;Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; &lt;br /&gt;Karınca sarayı, kupkuru kelle... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş, &lt;br /&gt;Mevsimden mevsime girdim böylece. &lt;br /&gt;Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, &lt;br /&gt;Fikir çilesinden büyük işkence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, her şey bende bir gizli düğüm; &lt;br /&gt;Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! &lt;br /&gt;Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, &lt;br /&gt;Yetişir çektiğim mesafelerden! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; &lt;br /&gt;Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık. &lt;br /&gt;Her gece rüyamı yazan sihirbaz, &lt;br /&gt;Tutuyor önümde bir mavi ışık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyücü, büyücü ne bana hıncın? &lt;br /&gt;Bu kükürtlü duman, nedir inimde? &lt;br /&gt;Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, &lt;br /&gt;Bir zehirli kıymık gibi, beynimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lûgat, bir isim ver bana halimden; &lt;br /&gt;Herkesin bildiği dilden bir isim! &lt;br /&gt;Eski esvaplarım, tutun elimden; &lt;br /&gt;Aynalar, söyleyin bana, ben kimim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, &lt;br /&gt;Arzı boynuzunda taşıyan öküz? &lt;br /&gt;Belâ mimarının seçtiği arsa; &lt;br /&gt;Hayattan muhacir, eşyadan öksüz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, &lt;br /&gt;Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, &lt;br /&gt;Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, &lt;br /&gt;Dev sancılarımın budur kaynağı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalanlarda var, ne hakikatta, &lt;br /&gt;Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. &lt;br /&gt;Boşuna gezmişim, yok tabiatta, &lt;br /&gt;İçimdeki kadar iniş ve çıkış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece bir hendeğe düşercesine, &lt;br /&gt;Birden kucağına düştüm gerçeğin. &lt;br /&gt;Sanki erdim çetin bilmecesine, &lt;br /&gt;Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıl susam açıl! Açıldı kapı; &lt;br /&gt;Atlas sedirinde mâverâ dede. &lt;br /&gt;Yandı sırça saray, ilâhî yapı, &lt;br /&gt;Binbir âvizeyle uçsuz maddede. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; &lt;br /&gt;Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. &lt;br /&gt;İçiçe mimarî, içiçe benlik; &lt;br /&gt;Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nizam köpürüyor, med vakti deniz; &lt;br /&gt;Nizam köpürüyor, ta çenemde su. &lt;br /&gt;Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; &lt;br /&gt;Suda ezel fikri, ebed duygusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçır beni âhenk, al beni birlik; &lt;br /&gt;Artık barınamam gölge varlıkta. &lt;br /&gt;Ver cüceye, onun olsun şairlik, &lt;br /&gt;Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteler öteler, gayemin malı; &lt;br /&gt;Mesafe ekinim, zaman madenim. &lt;br /&gt;Gökte saman yolu benim olmalı; &lt;br /&gt;Dipsizlik gölünde, inciler benim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! &lt;br /&gt;Heybem hayat dolu, deste ve yumak. &lt;br /&gt;Sen, bütün dalların birleştiği kök; &lt;br /&gt;Biricik meselem, Sonsuza varmak... &lt;/div&gt;&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;tr style="mso-yfti-irow: 1;"&gt;   &lt;td style="padding: 0cm 0cm 0cm 0cm; width: 100.0%;" width="100%"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;tr style="mso-yfti-irow: 2; mso-yfti-lastrow: yes;"&gt;   &lt;td style="padding: 0cm 0cm 0cm 0cm; width: 100.0%;" width="100%"&gt;&lt;b&gt;Necip Fazıl Kısakürek &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;(*) &lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/ne-dedi-/bir-dev-olmak-istersen-daglarda-sarki-soyle.html" target="_blank"&gt;http://www.sadikyalsizucanlar.net/ne-dedi-/bir-dev-olmak-istersen-daglarda-sarki-soyle.html&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;(**) Bu yazı Sayın Hocam Sadık Yalsızuçanlar’ ın 11.10.2010 ‘daki edebiyat dersinin anısına kaleme alınmıştır.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-4896238653950711577?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/4896238653950711577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=4896238653950711577&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/4896238653950711577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/4896238653950711577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/12/bir-dersin-anatomisi-2-necip-fazil.html' title='BİR DERSİN ANATOMİSİ 2 (NECİP FAZIL KISAKÜREK)'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQ4udA1vuvI/AAAAAAAABk8/awKVWy6KGFE/s72-c/yazi_13.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-6171350832077302594</id><published>2010-12-14T00:07:00.000+02:00</published><updated>2010-12-14T00:07:28.122+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>SUS(MA)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQaYz6AiiSI/AAAAAAAABkw/oAOkzMsDsoQ/s1600/k%25C4%25B1ra%25C3%25A7konseri.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQaYz6AiiSI/AAAAAAAABkw/oAOkzMsDsoQ/s320/k%25C4%25B1ra%25C3%25A7konseri.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kalemsah.com/2010/12/susma.html"&gt;kalemşah&lt;/a&gt;'ta yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUS(MA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün pılını pırtısını toplamış çekilirken zamandan yerini akşamın kızıllığına bırakmaktaydı. “Bir harmanım bu akşam” diye mırıldanmaya başladı. Ev çok kalabalıktı. Teyzeler, kuzenler, dayısı, yengesi, yeni gelinler, damatlar, ailenin büyükleri, herkes bir aradaydı. Yüzünde bir gülümseme, sus(ma) arzusunu dizginleyip hal- hatır fasıllarında epey bir kelime sarf etmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşulan konular, dönüp dolaşan muhabbetin kısırlığı bir süre sonra onu ortamın sıcağından alıp buz kesen yalnızlığına fırlattı. Sessizce yerinden kalktı, masanın kenarına oturdu. Çantasını açtı, çantası her zamanki gibi çok doluydu, gülümsedi, sanki her an ıssız bir adaya düşecekmişcesine tedbirliydi. Sonunda aradıklarına ulaştı. Bir elinde kalem bir elinde defter gözleri duvar kağıdının yorgun çehresinde kendini içinde çalan şarkının ritmine bıraktı: “Sorum yok soranım yok/Yolum yok yordamım yok/ Bir çıkmaz sevdadayım/ Çekip vuranım yok “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş bir sayfa açtı, birkaç kelime yazdı, ama sonra beğenmeyip karaladı. Hala şarkıyı mırıldanıyordu: “Çektiğim acıların demindeyim bu akşam/Pişman desem değilim/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir harmanım bu akşam”&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sayfayı iyice karaladığını farkettiğinde yazamayacağını anlayıp defterini karıştırmaya başladı. Ne zaman not ettiğini hatırlamadığı bir sayfada durdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her ben, dolaylı şekilde bir seni anlatış, bir senden yakınıştır; çünkü benim yerim sen’le onun arasındadır. Ve o değildir bana yakın olan sensin. Ben, ben olsam, dilbilgisi kitaplarındaki tekil şahıs zamirlerini şu sıraya göre düzenlerdim: Sen, ben, o! Başta sen gelir; çünkü ben diye bir şey yok, sen olmadıkça. Her ben, benliğini senle anlar. Anlar da ne olur? Bu benlikten olmamak için direnmeye, dayatmaya kalkar ve sonunda yenik düşer, zira ona yine sendir değer veren. Tek başına ben istediğince değerli saysın kendini, hava!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başına ben yok, ama sen de yok. Ama ikisi karşı karşıya geldiler mi de tehlike. Ama benle onun durumu öyle değil, onların durumu biraz daha zararsız; çünkü o, her zaman uzak olandır. Ve arada mesafe oldukça insan bir hayli tedbir alabilir.” ( Behçet Necatigil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesafe, yani ara, uzaklık… Zıttı, yakınlık… “Mesafe” kavramının da anlam kayması yaşadığı bir zamandayız diye düşündü. Bazen gözlerinizin içine bakarken sesinizi duymazken yanı başınızdaki, kalbinizin en ince tellerine dokunabiliyor gözlerinizi bir kez bile görmemiş biri diye geçirdi içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şu anda bir oda dolusu insanla beraberdi ama zaman, mekan, yıllar ve yollar ayrı düşürmüş olmalıydı ki, bu dünya üzerinde kendini yapayalnız hissetti. Tek tek baktı sevdiklerinin yüzüne hepsinde bir gülümseme miktarı dinlendi. İçinde çalan şarkıyı biri duysun, elini tutsun, eşlik etsin istedi ama heybesini dolduran hayal kırıklığından başkası değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkıp pencerenin kıyısına geldi, güneşin batışını izlemeye koyuldu: “Günüm yok güneşim yok/Uykum yok düşlerim yok/ Kın olmuş susuyorum/ Bir tek sırdaşım yok” diye mırıldanırken yanına bir zamanlar her anını beraber geçirdiği kuzeni geldi, hayırdır der gibi kısa bir bakış fırlatsa da, zamanım yok, aman düşünme bu kadar demeyi de ihmal etmedi gözleri. Ama sıcak ve mis kokan bir kahve fincanı tutuşturup eline onu bıraktı kendinle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesafe diyordu içinden zaman da mesafe koyuyor ilişkilere. Susarak da mesafe büyür bazen, konuşarak da. Şarkı devam etmekteydi: “Her gecenin sabahı/ Her kışın bir baharı/ Her şeyin bir zamanı/ Benim dermanım yok-Fikret Kızılok”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden sevdiği o şiir geldi zihnine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydar Ergülen”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin kimseye değmiyor gözleri işte, dedi. Kimse kimseyi dinlemiyor yeterince, ne istiyor sormuyor, saygı dolu bir sürü sözcük dökülüyor dilinden, konuştukça mesafe büyüyor bazen. Sonra susuyor insan, mesafenin azalmadığını gördüğünden. Susuyor ve dolaşmaya başlıyor içinin balta girmemiş ormanlarında, ben, sen, o üçgeninde kayboluyor sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S0EQAyqu82I/AAAAAAAAA9w/jHuWAxKEt6s/s1600/Our_Love_is_Rain_by_fhrankee.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S0EQAyqu82I/AAAAAAAAA9w/jHuWAxKEt6s/s1600/Our_Love_is_Rain_by_fhrankee.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşüyor vakit ilerlediğinde, ısınmak istiyor bir ateş yakmak, başında oturmak, odunların kül oluşunu seyretmek, sevmek, sevilmek, diye yazıyor defterine. Bir ön sayfayı çevirdiğinde şu satırları okuyor yine: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sevginin en çok çağrıştırdığı: istek ve özlem.Bir insana, bir canlıya, bir nesneye, bir olaya yönelmek; bu yönelişi, öz varlık bakımından değerli ve önemli diye algılayıp yaşamak, bu varlıksal ilişkiyi yitirmemek kaygısıyla hiçbir özveriden geri durmamak var bu istek ve özlemde. Sevgi bu, netsen toparlayamazsın.Gel, sen, başı sonu görünmeyen sevgi çayırlarına sal duygu düşünce atlarını, deli dingin yayılsınlar her yana… ( Nermi Ugur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsüyor, bir arkadaşının, “Ne zaman içinin atlarının dizginlerini bıraksan elinden, bir iş gelir başına!” dediği geliyor aklına. Hatta arkadaşı okuduğu bir makaleden bahsetmişti bir defasında, şöyle diyordu yazar “İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar. Çağdaş toplumlarda incinmek ve diğerlerini incitmek eskiden olduğundan daha kolay. İnsanlar birbirleriyle eskiye oranla daha çeşitli biçimlerde ilişki kuruyorlar. Bunun sonucu kendimizi koruyacak savunma sistemleri geliştiriyoruz, incinmemek için diğer insanlara tereddütle yaklaşıyoruz. Diğer insanlara zarar vermemek için onlarla ilgilenmemek, her insanın kendi başının çaresine bakmasını gerektiriyor. (Engin Geçtan, insan olmak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirpi! O yazıda en çok bu örnek ilgisini çekmişti, bir sürü dikenden mütevellit iki varlığın üşümemek için birbirine sokulması kaçınılmaz olarak dikenlerin batması sonucunu doğuruyordu. Uzaklaşsalar araya giren mesafe donmalarına sebep olurken, yaklaştıklarında canları acıyordu. Bir yakınlaşıp bir uzaklaşarak o mesafeyi bulmaya çalışıyorlardı, tıpkı birbirine derman olmaya çalışan iki yaralı insan gibi, diye düşündü. “İki karanlık orman birbirini sevse ne olur sevmese…C.Ersöz” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaralı insanlar tanırlar birbirlerini uzaktan ve anlarlar yaraların derinliğini kelimeleri kullanmadan. İyi edeyim onu derken bazen daha da kanatırlar yaralarını, daha fazla yakarlar canlarını. Ama uzaklaşınca da taşıdıkları gülücük maskesinden sıkılıp en yalın acılarıyla düşerler yine birbirlerinin kalp kapılarının önüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gel-gitlerin ritmi değişir her seferinde, ne kadar geri çekilirlerse o kadar şiddetle sarılırlar birbirlerine. Aslında her ayrılık daha arzulu bir kavuşmayı emzirir acılarından, diye yazdı sayfanın sonuna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam etmek istemedi sonra ve defterini kapadı. Çekirdek çitleyerek vatan kurtarılan sohbetlere döndü yeniden. Ama bir türlü nereden lafa gireceğini kestiremedi, vatan kurtarmak ona mı kalmıştı, kendisini kurtaramamışken! Sonra en küçük kuzeni geldi yanına ve seninle konuşmam lazım diyerek elinden tutup çekti birden. Birlikte terasa çıktılar kimseye sezdirmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz üniversite öğrencisi olan kuzeni söze nerden başlayacağını bilemeyince anladı durumu, evet anlat dinliyorum, kime aşıksın bakalım diyerek açtı söz yumağının ucunu. Kime olduğunu boş ver abla dedi, önemli olan aşkın kendisi değil mi, o üçüncü bir varlık değil mi “sen” ve “ben” arasında dedi gözlerinden saçılan ışıkla. Ve sonra uzun uzun anlattı onu, her güzel kelimenin ardına eklediği isimden bahsettikçe aşkının arttığını hissetti, sevdiğini andıkça muhabbet gelişir dedikleri bu olsa gerekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canı çok yanacak dedi, içinden. Ama umudunu da kırmak istemedi, zaten ne söylese duyacak durumda değildi. Danışmak istediği bir şey de yoktu aslında, sadece taşan duygularını alacak bir kap arıyordu kuzeni, aşkın bu en tatlı safhasında. Biliyorum dedi kız, o da beni seviyor ama açılamıyor işte, aşk cesaretse eğer ben açılacağım ona dedi biranda heyecanla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durdu ve yapma dedi, bazı kelimelerin geri dönüşü yoktur; belki de bunların en acıtıcısı, “Sana aşığım!”dır. Bu söz öyle ağırdır ki, karşındaki yürek bunu taşıyamayacaksa oracıkta yere düşer, paramparça olur ellerinle sunduğun kalbin. Bu söz karşısında suskun geçen her saniye seni metrelerce derinlikteki pişmanlık kuyusuna atar da, bir daha aşığım dediğin kalp bile uzatsa elini sana çıkaramaz karanlığından asla. Bir gün görsen bile güneşi, aynı parlaklıkta değildir gönül haritanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için sus dedi genç kıza, sus(ma) diyen kalbine inatla. Oysa sadece korumak istiyordu onu, ama korurken belki de bir aşkın önüne barikat kuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O geldi aklına, “Aşığım galiba sana!” demişti hiç beklemediği bir anda. Susmuştu, başını önüne eğmiş, bir şeyler söylemek istemiş ama gururuna yenilmişti o anda. Ve birbirlerine dikenleri batan iki kirpi gibi uzaklaşmışlardı bir anda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde geçit vermez bir çıkmaz sokağın sarmaşıklarla kaplı duvarına bakarak dudaklarını ısırmıştı kadın kanatırcasına. Adam yüreğinin düşüp parçalandığı o sokaktan cam kırıklarının üstüne basa basa uzaklaşmıştı hızla. Kadın dizlerinin üzerine çökmüş, gözü duvardaki sarmaşığın dirençli tavrında, gitmek zor, biliyorum, peki ya kalmak, kolay mı sanıyorsun diye ağlamıştı pişmanlıkla. Sisli bir gündü, hayallerin arasından sıyrılıp gelen, acı dolu bu veda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini uzaklara diktiğini fark eden kuzeni, ama abla dinlemiyorsun sen beni diye tutup kolundan sarsınca, efendim canım diyerek dönmüştü kıza. Boşver abla ya ben bakarım başımın çaresine, hele gel sen bir yüzünü yıka demişti kız dolu dolu olan gözlerine baktığında. Şarkı hala çalıyordu içinin kuytularında: “Sorum yok soranım yok/Yolum yok yordamım yok/ Bir çıkmaz sevdadayım/ Çekip vuranım yok “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman, sus(ma)lar, konuşmalar, gitmeler, kalmalar mesafeleri koysa da araya şiirin kuytularında buluşabiliyordu ruhlar, hayalen de olsa, aksa da hayatları ayrı mecralarda. Ne kadar özlese de onu, bir daha aynı sıcaklığı sunmadığını da unutmamıştı uzattığı kalbi tut(a)madığında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözü “Hüzünkar”ın dilinden olmuştu; ve ardından susmuştu bir daha konuş(ma)macasına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mutluluk bana yakışmaz sevgilim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolu dolu ağlayamayışım, haykıramayışım, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eylül günü dünyaya merhaba dememden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belliymiş meğer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer her sonbahar yakama yapışıp dört mevsim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örseleyen hüzün, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice bir ayrılığın hasılasıymış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zararına mutluluklar dağıtan bir hüzünkârım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış hesaplar, kara sevdalar, platonik aşklar, yetim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakılmışlıklar, terk edilmişlikler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuz geceler topluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben açık, apaçık bir yanlışlığın ortasında &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalakalmışım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadesi yok ömrümün biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, çünkü ölüme rehin bıraktım birazını &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostluk hatırına &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harcadım birazını bir kuru sevda uğruna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilim, mutluluk bana yakışmaz, uğraşma boşuna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem dilim ketumdur benim bahardan yana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğimde gizli bir yara, saçlarımda gizli aklar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni seversen eylül yüzlü, temmuz saçlı çocuklar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalır sana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün katalogları taradım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmedim ve inanmadım kirlenmemişliğine &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru sözlerde uçuşan sevdalar gördüm, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefasına çiy düşmüş dostluklar, hamiline yazılmış &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşklar, sahte gözyaşları, çıtkırıldım eğrisi nezaketler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba melankolika, merhaba insanlık eksizleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gördüm gözyaşıyla kuru ekmeği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamurlaştıranları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terk edilişlerin yüreklerde kayalaştırdığı o &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlanmamışlıkları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlıkların kahreden o sorgu maratonlarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni kendime bırak sevgilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gırtlağıma kadar kahrolmuşluk doluyum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa gün hasılası, yaşanmışlık hatırası kıyametler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biriktiriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğim yara, silme cürüm ceplerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zararına mutluluklar dağıtan bir hüzünkârım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk bana yakışmaz sevgilim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E. İbrahim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HANDAN GÜLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://draft.blogger.com/goog_1529937975"&gt;http://draft.blogger.com/goog_1529937975&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-6171350832077302594?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/6171350832077302594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=6171350832077302594&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6171350832077302594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6171350832077302594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/12/susma.html' title='SUS(MA)'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TQaYz6AiiSI/AAAAAAAABkw/oAOkzMsDsoQ/s72-c/k%25C4%25B1ra%25C3%25A7konseri.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-6180268267161777605</id><published>2010-10-26T08:22:00.001+03:00</published><updated>2010-12-19T18:16:30.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>KONUŞ(MA)...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/_S6rIy5kdQ7A/TJEsAQvi4XI/AAAAAAAAAUo/RQhpiXbXnxA/s320/qq.jpg" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;BU YAZI &lt;a href="http://www.kalemsah.com/2010/09/konusma.html"&gt;KALEMŞAH.COM&lt;/a&gt; ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir güzel susmak geliyor içimden." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susma dedim, konuşalım… Takas edelim yalnızlığı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle çok, öyle derin ki, "Hangi cebini karıştırsan yalnızlık." (Turgut Uyar) dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangimizin öyle değil ki, dedim, bir yerden başla anlatmaya iyi gelir belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Senin de kıyılarını/ elinden aldılar mı" (İbrahim Tenekeci) dedi, uzaklara dikti gözlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almazlar mı? Bazen kıyılarıma ulaşamadan çaldılar hayallerimi kelimeleri dökülünce dilimden, desene "Biz her çağda kızılderili/ Biz her yerde hep yerdeyiz."( Hüseyin Atlansoy) değil mi?, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‎"Nerelisin yeğenim? / Hüzünlüyüm dayı." derdim bir zaman memleketimi sorana, sonra hüzün gelip otağını kurdu kalbimin tam ortasına. "Hüzün ceketimin iç cebinde bir tütün yaprağı gibi" (Cafer Turaç)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benimse "Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile/ Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün." (E. Cansever) dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze." (İ. Özel) dediği gibi şairin, aynı düzlemde gidiyoruz işte, bir hayalin peşinde koca bir aldanmışlık sarmış evrenimizi, sarmalamış bizi gölgeler misali dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana” diyorsun yani diye ilave etti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, öyleyse ne gerek var, her şeyi dert etmeye, dedim…‎"Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta/ Her şey naylondandı o kadar." Diyebiliriz değil mi dedim acı bir tebessümü iliştirip dudağımın kenarına… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen öyle, her şey sahte…“Korkuların karanlıktan doğmadığını anladım – korkular da yıldızlar gibi – hep oradadırlar ama gün ışığı onları gizler...” dese de Nietzche, korku da bir ezberlenmiş bir replik sadece. Bir dekorda yaşıyoruz, rolümüzü oynuyoruz vakti gelince. Figüranlar gibi girip çıkıyoruz birbirimizin sahnelerine diyerek sığındı sessizliğe. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‎‎"Biraz aklınız karışacak galiba efendimiz. Bilmem ki. Karışsın Olric. Bugüne kadar boş bir kağıt gibi temiz kaldı. İyi koruduk uzun süre. Biraz da zorlansın. Saflığını kaybetsin biraz. Aklımız, maceralardan korkmasın biraz. Ne demek biraz? Hiç korkmasın. Hiç yorulmadan mı ölelim istiyorsun? Sonra Oblomov gibi erken ölürüz. İyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum. Uğraştı da beceremedi desinler. Biraz heyecanlanıyorum; bilmediğim, görmediğim hayallerin baskısını hissediyorum, efendimiz. Sizin için korkuyorum. Belki, çok önceden hazırlığa girişmeliydiniz efendimiz. Gülünç olurum diye mi korkuyorsun Olric? Zarar yok, gülünç olalım. Bir yere varalım da ne olursak olalım. İyi aklıma getirdin Olric: Don Kişot'u da almalıyız. Çok iyi niyetli bir ihtiyardır. Aklın macerası önemli Olric. Ben de okumadığım kitaplardan en iyi anlayan insanım bu dünyada." diyor ya TUTUNAMAYANLAR’da Oğuz Atay, gülünç olmak da dahil korkulardan kurtulup yürüyelim hayatın içinde, aşkın izinde dedim bir doz heyecan katıp orta şeker keyfime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak dedi; "Bizim gibiler... Kadın ve erkek fark etmiyor: yapayalnızlar: sizi aşka götüren yolda, kim ve ne olursanız olun, sonsuza dek yapayalnız. Kadınlığınız, erkekliğiniz işe yaramaz. Aşk ya yıkıp geçer ya da sizi yapayalnız bırakır." demiyor mu Selim İleri, Yarın Yapayalnız’da. Haklı değil mi söyle bana diye ısrarla sorunca şiirden bir dal uzattım ona: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lale Müldür ne diyor biliyorsun: “Ormanda bir kuş hızla dönüyordu. Aşık olduğumuz zaman yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner ve kaçmamız gerektiğini söyler bize çünkü her şey çok fazladır kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş kendini ve etrafındakileri yaralar tehlikedir onun adı… “Tehlikeden sıyrılmak mı zordur, kendini aşkın sularına bırakmak mı bilinmez ama aşka kapısını aralamalı insan. “Aşkta ölüm gibi habersiz gelir” dese de şair açmayınca gönlünü aşkın frekansına geleni de duymuyor insan, kendini de tanımıyor bir başkasını kendine ayna kılmayınca dedim ümitvar bir tavırla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Her seven Sevilenin boy aynasıdır. Sevmek Sevilenin o aynaya bakmasıdır.” der ya, Özdemir ASAF diye ekleyince, evet tam da bunu demek istemiştim: Bırakmalı insan kendini mutluluğa götürecek sevgiye. Emek vermeli, sevdiklerine, diyorum işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yorgunum. Açılan her kapının ardında gülümseyen bir yüz arıyorum." (Melek Paşalı) Anlıyor musun beni, yorgunum deyiverince atıldım hemen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorulmak yok…Yürü ve vardığın duraklarda dinlen, konuk ol gönlünü açan talibe ve gülümse, bunca söz bunca kelime işte bu hakikati anlatmak için değil de nedir söyle?, hadi neşelen biraz, gül, gülümse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm!" (H. Ergülen) deyince, ne güzel bir mısra bak isteyince oluyormuş geçmek, hüzünden neşeye diyerek gülümsedim yüzüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da gülümsemişken gözlerime, birden bire yüzü bulutlandı, “Korkuyorum yaklaşmaktan, yakınlaşmaktan” diye mırıldandı. “Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: “Bu köprüyü geçip bana gelir misin?” işte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.”( Irvın yalom-köprü) diye ekledi, korkusuna gerekçe gösterircesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‎"Benim harcım değil bir yâr sevmek gizliden." (İsmet Özel) diye de ekledi, şairden ödünç aldığı kelimelerle.Aşk gizlenemez ki, dedim. Senden başka herkes görür bazen ışığı, insanın kendini görmesini engeller gözünün menziline giremeyen kör noktaları. Bu nedenle bir ayna önünde durmalı insan, yüreğine eş yüreğin sularına kendini bırakmalı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur." dedi, yüzünde muzip bir gülümsemeyle. Aşka düşünce baktığın, gördüğün zaten hep o olur. Ve ondan sonra, aşığın kalbi ancak kavuşunca sükun bulur, deyince ben, orada dur bakalım dedi. Aşka geldiyse konu, evvel yükseklerden uçup şimdilerde düze inen gönlümün diyecek sözü çok:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden. İnanırdım saadetli yolculuklara. Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz. Bütün hızımla koşardım dalgalara. O zaman beni görseydiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni o zaman görseydiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de gelirdiniz peşimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama simdi şu akşam saatinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son liman kendim, bu döndüğüm,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiş, bulmuş, anlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırımda, bir vakitler güldüğüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoluna can serdiğim o kaçış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, şu aksam saatinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerin doymayan sahilinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Özdemir Asaf)” diyor ya şair, “Bir kere yanlış trene bindiyseniz; koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur “ dediği gibi Niechtze’nin, bazen yanlış limanlara sığınıyoruz. Sonra bir fırtına çıkıyor, kırılıyor dalgakıranları gönlümüzün, batıyoruz denizin dibine, sözü bırakıyoruz yine şaire: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿“O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için. Rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvrılıp giden dargın bir yol, yolda eski bir taş, Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti. Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele, iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra, İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık ''sevda'' da boğulur” dedikleri doğru demek ki. Yine de emek vermeli insan, aşka uğramış gönlü, onu bilmezlere tercih etmeli. Ne diyor Halil Cibran:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez “.... Bireyliğini kaybetmeden bir olmayı becerebilmeli, başarırsan bunu, dünyada yaşarsın cennet gibi dedim ısrarla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bir muamma, bunu unutma dedi, en ciddi, en mütevekkil ifadelerinden birini takıp yüzüne, artık geldiği gibi yaşıyorum, ne sağımdan solumdan esen rüzgara aldırıyorum, ne de neden ben diye soruyorum, sadece seyrediyorum, vardır bunda da bir hayır diyor, gözümü bir sonraki sahneye dikiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Şiirler söylenir, şiirler biter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.''Kısa bir öyküdür hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğruna upuzun acılar çektiğimiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir türküdür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha söylemek için delirdiğimiz (Yılmaz Odabaşı)” diye söylemiş ya şair, bak ne diyor bir başkası:“Yüzgörümlüğü selamı gözlerin alır ancak müntehir bir şairin dudaklarından. Düşleri erken çalınan çocukların masalında bir varsın bir yoksun evvel zaman içinde, sol memenin altındaki cevahir, dövüldükçe uslanmayan bir çocuk gözlerin için. Kalbim kendi masalında kendi kahraman bir gladyatördür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anla sevgili! Kahraman bir aşkı olmalı insanın, kahraman bir hüznü ve ağlayan bir gözü olmalı. En çok ağlamayı becerebilen bir göz gözdür ve taşan bir pınardan içilen su ab-ı hayat suyudur. Kaldır gözlerindeki demir perdeyi ve gözlerinde demir taraklarla taranmış gövdeleri, aşk ehli raks etsin, cezbeye dursun kalpleri.Kör olsun ışığa meydan okuyan dağlar, aşka geçit vermeyen demir kör olsun. (Nevzat ONMUŞ)”İyi diyorsun hatta, Cezmi Ersöz’ün “Artık şimdi o karanlık denizde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'binlerce hiç kimseyim'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki karanlık orman birbirini sevse ne olur, sevmese..." dediği noktadasın. ‎Ve ekliyorsun, "Yalnız aşkı vardır aşkı olanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan"Dahası var: Söz Atilla İlhan’ın:“Hayır sanmayın ki beni unuttularHala ara sıra mektupları gelirGerçek değildiler birer umuttularEski bir şarkı belki bir şiirNe kadınlar sevdim zaten yoktularBöyle bir sevmek görülmemiştir” Başta söylemiştim sana, dünya sadece bir hayal… Bizi saran, sarmalayan, yıkan, her türlü duygu sanal… “Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta/ Her şey naylondandı o kadar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HANDAN GÜLER&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-6180268267161777605?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/6180268267161777605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=6180268267161777605&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6180268267161777605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6180268267161777605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/10/konusma.html' title='KONUŞ(MA)...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_S6rIy5kdQ7A/TJEsAQvi4XI/AAAAAAAAAUo/RQhpiXbXnxA/s72-c/qq.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-5332138101821886281</id><published>2010-10-22T09:47:00.001+03:00</published><updated>2010-10-22T09:55:30.613+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>BİR DERSİN ANATOMİSİ 1</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL0dlE7TK2I/AAAAAAAABio/zgkgPt5lr5o/s1600/tomris-uyar-4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL0dlE7TK2I/AAAAAAAABio/zgkgPt5lr5o/s320/tomris-uyar-4.jpg" width="227" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecanla karışık bir hüzünle geç vakitte yatağa girmiş, birçok yorucu rüyanın kollarında hırpalanmıştım bütün gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün ilk ışıkları ile uyanıp herkesi uğurladıktan sonra ben de Hoca’nın dersine yetişmek için alelacele evden çıktım. Serin ama güneşli bir ekim günü daha yaşıyordu Ankara. Atatürk Orman Çiftliği'nin bulunduğu yolu tercih edince sonbaharın renk cümbüşünde, güzellikte birbiriyle yarışan sarının, yeşilin, kırmızının, kahvenin tonları arasında buldum kendimi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla akan trafik bir bir elimden alsa da zihnimin çektiği resimleri menzilime yaklaşmanın heyecanı kaplıyordu içimi. Çokluktan, zihin karmaşından, kalp yorgunluğundan arınmak istediğim bir dönemi yaşatıyordu Zamanın Sahibi. Mevsim geçişlerinin sancısı sarsarken bedeni, ruhu da örseliyordu saatin hiç durmadan işlemesi, yoruyordu "Gökyüzünden habersiz uçurtma uçuran" yüreği.Dersine geldiğim Hocam’ı görünce hele de elinden aldığım tek şekerli sabah çayım ve bir parça sıcak simidin kokusu eşliğinde geçen hal hatır sorma faslında daha, fazlalıklarından kurtulmaya başlayan ruhum hafiflemişti adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geniş merdivenlerini tırmanarak vardığımız sınıfta öğrencilerin meraklı bakışlarına aldırış etmeden geçip oturdum akçaağaç rengindeki sıralara. Öğrencilerin rehavete kapılmaması amacı güdülerek özel olarak hazırlanmış olduğunu düşündüğüm mavi kumaş kaplı rahatsız oturakların olduğu sınıfta parlak bir gri eşlik ediyordu beyaz duvarlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersin adı: Edebiyata Giriş. Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerini tanımak bağlamında öğrencilerin hazırladığı sunumlar üzerinden yürütülen derste günün ilk yazarı Tomris Uyar. Hocasının yanına masaya sunum yapmak için geçen kız öğrenci heyecanlı olsa da Hoca'nın sakin ve destekleyici tavrı onu rahatlatmakta. Kısa biyografik bir sunumdan sonra, hoca devreye girerek yazarın hikayeciliği üzerine konuşmakta. Daha da çok sınıfa sorular sormakta. Soruları sorularla yanıtlayıp gençlerin akıllarına soru işaretleri bırakmakta. Bütün yazarları okurken eleştirel bakış açısını yitirmeyin uyarısını hal diliyle tekrarlayıp büyük yazarların bahçesinde de ayrık otları olabileceğini hatırlatmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tomris Uyar'dan Diz Boyu Papatyalar ve Gün dökümü' nü okumadan mezun olmayın bu okuldan diyerek iyi kitaplar listesini kabartmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunum yapan öğrencinin alıntıladığı metinleri kelime bazında irdeleyince ders sıradan bir edebiyat dersinden çok daha derin anlamların vurup vurup kaçtığı bir kıyı oluyordu adeta. Hoca kelimelerin gerisindeki gizlere işaret ediyordu “Açık Deniz”edasıyla. "Sıradan insanlar" ibaresinden başlıyordu mesela, kimdir sıradan insanlar deyince ev hanımlarını örnek veriyordu sunum yapan kız. Gülüyordu hoca, ev hanımı dediğin üretime en çok katkısı olan, o rutine katlanırken güler yüzü de sunan o varlık nasıl sıradan olur, asıl odur özgün olan diyerek itiraz ediyordu söylenenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dönemin rengi" kelimesini irdeliyordu sonra. Sahi dönem bir nesne midir ki rengi olsun, her devirde her çeşit insan var olduğuna göre nasıl tek bir renge hapsedilir ki zaman diyordu öğrencilerin zihnini eleştirel bakışa taşımak maksadıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laf olsun diye cümleler yazmayın yazılarda diyordu, "gözlemci edebiyatçı" ifadesinin yanlışlığını vurguladığı cümlenin sonunda. Doğru ya, gözlemci olmayan edebiyatçı yoktu sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız öğrenci sunumuna devam ediyordu, gülen gözlerle anlatıyordu yazardan okuduğu iki kitabı sınıfa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekizinci Günah'tı biri, akıcı dille yazılmış sekiz öyküden oluşuyordu kitap. En sevdiği öyküyü okudu öğrenci. Sınıfın yorumlarından sonra tekrar hoca girdi devreye ve başladı anlatmaya hayatı, yılların getirdiği bir bilgelikle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat dedi gözle görülür bir nesne midir, insanın kendi hayatı dışında bir hayat var mıdır? Bir insan öldüğünde, devam mı eder hayat denen olgu diye sordu sınıfa. O noktada bir sürü pencere açıldı zihnimin odalarında. Haklıydı hoca, her insanın aslında bir hayatı vardı ve bu hayat bir başkasınınkini yargılayacak, onunla oyalanacak kadar uzun değildi. İnsan tek sermayesi olan hayatı çar çur etmemeliydi. Kendi hayatının anlamı üzerine kafa yormalıydı ki, hayatını hayat kılabilsindi. İçe kapanmak gerek dedi. Patolojik bir kapanmadan bahsetmese de, büyük eserler veren yazar ve şairlerin hep böylesi bir içe kapanıklığın sonucunda o noktaya geldiklerini örneklerle izah etti.Sadece çevresinin yani başkalarının ilişkileri içinde yaşayan bir insan için nasıl "yaşıyor" denebilir ki diyerek bir aldanma, bir ilizyonun içinde yaşayıp gidiyor, kocaman laflar ediyoruz, niçin bunların hepsi, bir ölüye çıkmak için mi diye sordu sınıfa. Niye bunca sınavlar, işler, koşuşturmacalar, bir tabak yemekle yarım gün doyan bir mide için mi koşuşturuyor bunca insan dedi, ifadelerini güçlendirerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi bildiğini sanmak, dışa dönük yaşamak kadar boş bir şey var mıydı gerçekten bu dünyada. Bütün büyük fikir adamları doğruyu içe kapanmakta bulmuşsa, hakikat dışarıda değildi demek ki. Acı çekmeden, hayatın anlamı üzerine düşünmeden yazmak hele ki zamana direnen kalıcı eserler bırakmak mümkün değildi. Oğuz Atay gibi büyük yazarlar içte derinleşerek, içe kapanarak yazmışlardı eserlerini. Her şey içten ibaretse içe kapanmak neden kötü olsundu ki! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus Emre'nin, ruh bedende konuktur, yani, bu can bu tende konuktur, bir gün çıkar gider, kafesten kuş uçmuş gibi diye anlattığı hakikat, bize, hayat denen şeyin ruhta gizli olduğunu anlatır diyerek ekledi hoca sözü söze. Problem içe kapanmak da değil, içe kapanamamaktadır. Hayatta fark etmemiz gereken tek gerçek insanın kendisine ve bir başkasına acı vermeden yaşamasıysa bunun için içsel bir yolculuk yapmak gerekmiyor muydu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocayı dinlerken içimde dalgalanan deniz beni kah sahiline atıyordu emniyetin, kah azgın suların soğunda bırakıyordu. Bu arada sunum yapan öğrenci Tomris Uyar'ın Yürekte Bukağı adlı eserinden paylaşımlar yapmaya başlamıştı. Yalın bir dili vardı yazarın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders arasının geldiğini haber veren öğrencinin sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp hava almak için balkona çıktık beraber. Güneş cazibedar ışığını üzerimizde gezdirse de uzun ve sıcak yazın bittiği gün gibi aşikardı. Hatta kış biran önce sahneye atılma telaşındaydı. Ama savrulduğum düşüncelerin yakıcılığı soğuğu algılayışımı bile devre dışı bırakmıştı. Bir sigara içimi durduğumuz balkonda dumanı izledim hüzün dolu bakışlarla. Sanki kaybolup giden ömrümüzün resmini çiziyordu sigara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci derse öykücü Tomris Uyar'ın eşi Turgut Uyar'dan şiirler okuyarak başladı Hoca. İlk şiir buydu:HİÇSİZLİĞE &lt;br /&gt;Tanrım sen ne kadar güzelsin &lt;br /&gt;Bir hiç olarak &lt;br /&gt;Ormansın belki bilmiyorum &lt;br /&gt;Belki ormanda bir ağaçsın şuncacık &lt;br /&gt;Bir pazartesi günüsün &lt;br /&gt;İnsanları dupduru edemeyen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜtün karayollarında ve demiryollarında &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gider gelirim bütün dünyada &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biliyorum Kırşehir'de mezarsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kilisesin Kapadokya'da &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi yumurtada zarsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ustasın sabahları yapmada &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En katı yoklukları koyarak insanın içine &lt;br /&gt;Akşam üstlerinde biraz gaddarsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sular ve zamanlar kararırken &lt;br /&gt;Ne yapalım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bari bağışlayalım birbirimizi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç; Allah demektir, bütün aşkınları aşan, hiçbir idrakin kavrayamayacağı mutlak belirsizliktir. Büyük şair Turgut Uyar bu şiirde o kuşatıcılığı anlatır diyerek kısa bir yorum yaptıktan sonra bu şiiri anlam bakımından da desteklen bir başka şiirdeydi sıra : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOKLUK SENİNDİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suya giden bir adam mesela omuzunu eğri tutsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güneş su ve adamın omzundaki eğrilik senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağa kalkarsın, adına uygunsun ve haklısın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kararan dünya bildiğin gibi sık sık senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kararan dünya, yeni bir güle bir ateş parçasıdır&lt;br /&gt;bir ateş parçasından arta kalan soylu karanlık senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir deneyli geçmişi aldın geldin yeniyi güzel boyadın&lt;br /&gt;ben bilirim sen de bil ilk aydınlık senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim sevdiğim su senin suyunun öz kardeşidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin soyunun bıraktığı güçler artık senindir&lt;br /&gt;çünkü bir silah gibi tutarsın tuttuğun her şeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yeri bir uyarma diye tutan ıslık senindir&lt;br /&gt;senindir ey sonsuz veren ne varsa hayat gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tutma soluğunu, genişle, öz ve kabuk senindir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey en güzel görüntüsü çiçeklere dökülen bir çavlanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşkım, sonsuzum, bu dünyada ne var ne yok senindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut Uyar'ın Divan'ını mutlaka okuyorsunuz hatırlatmasından sonra en ünlü ve çok çağrışımlı olan bir başka şiire uğradı yolumuz. Bu şiirin daha ilk mısrası hayatı tanımlardı bana ve dağıtırdı her okuduğumda. Hocadan şiiri dinlerken beni başka dünyalara götüren uzun koridorlar açıldı her vurguda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEYİKLİ GECE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey naylondandı o kadar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama geyikli geceyi bulmadan önce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyikli geceyi hep bilmelisiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil ve yabani uzak ormanlarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizi vakitten kurtaracak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan toprağı sürdük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan kaybolduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gladyatörlerden ve dişlilerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve büyük şehirlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizleyerek yahut döğüşerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyikli geceyi kurtardık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilir bilmez geyikli gece yüzünden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geyikli gecenin arkası ağaç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster istemez aşkları hatırlatır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de var biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey umurumda değil diyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşktan ve umuttan başka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum gemiler götüremez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin Manastır'da oturur içerdik iki kişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyikli gecenin karanlığında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldatıldığımız önemli değildi yoksa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüş semaverleri ve eski şeyleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salt yadsımak için sevmiyorduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötüydük de ondan mi diyeceksiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne iyiydik ne kötüydük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne varsa geyikli gecede idiBir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük otellerin önünde garipsiyorduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahut bir adam bıçaklasak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahut sokaklara tükürsek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en iyisi çeker giderdik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gider geyikli gecede uyurduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan hançerleri gibi ay ışığında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanında üstüste üstüste kayalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbür yanında ben"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskimiş şeylerle avunamıyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domino taşları ve soğuk ikindiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölgemiz tortop ayakucumuzda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinsek de sonunu biliyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyice kurulamıyorum saçlarını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardak şarabı kendim için içiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Halbuki geyikli gece ormanda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keskin mavi ve hışırtılı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyikli geceye geçiyorum"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Afiyet olsun" dilekleri ile çıktık öğle arasına. Hocanın elinde yine sert bir kahve, sigara... Öğrencilerle birlikte okulun kafeteryasında yemeğimizi yedik, başarısız bu yemekler dedi, bir kaç lokma aldıktan sonra. Çaylarımızı aldık, açık havaya çıktık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün “Bir güzel susmak geliyordu içimden” ve Hocayı dinliyordum pür dikkat; gerek yok dedi bunca dağılmaya, okumak lazım, daha da çok yaşamak, bak nasıl akıyor zaman, ömür kısa diyerek daldı uzaklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;handan güler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU YAZI AYNI ZAMANDA &lt;a href="http://www.kalemsah.com/2010/10/bir-dersin-anatomisi-i.html"&gt;KALEMŞAH.COM'DA&lt;/a&gt; YAYINLANMIŞTIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-5332138101821886281?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/5332138101821886281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=5332138101821886281&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5332138101821886281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5332138101821886281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/10/bir-dersin-anatomisi-1.html' title='BİR DERSİN ANATOMİSİ 1'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL0dlE7TK2I/AAAAAAAABio/zgkgPt5lr5o/s72-c/tomris-uyar-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-6651830345001373743</id><published>2010-10-20T06:46:00.000+03:00</published><updated>2010-10-20T06:46:21.464+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>AVUÇİÇİ KADAR MUTLULUK YETER...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL5lsRIb8SI/AAAAAAAABis/KMjQRd5RSPA/s1600/avuc_ici.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL5lsRIb8SI/AAAAAAAABis/KMjQRd5RSPA/s1600/avuc_ici.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;“Avucunda biriktirdiklerin çok güzel” dedi bir seferinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyandığımda hava bulutlu, içim yağmurluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sele dönüşmeden kalbime yağan, tedbirimi aldım, baraj kapaklarını açtım. Gözümden damlayan inciler göğe dönmüş avucuma düşünce birden ıssız geceme gelen bu sözü hatırladım: “Avucunda biriktirdiklerin çok güzel” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avucumu açtım, biriktirdiklerime baktım…Acıların arasından gülümseyen yüzler gördüm, o günlerin geçtiğine sevinmiş, elemi eleyip huzuru duvara asmışlardı. Şarkılar vardı, hepsine denk düşen, yakan, yıkan aşka düşüren…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela birinde; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fikrimin İnce Gülü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimin Şen Bülbülü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Gün ki Gördüm Seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaktın Ah Yaktın Beni..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğüm Günden Beri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuşum İnan Deli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün ki gördüm Seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaktın Ah Yaktın Beni..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli Dudakların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gamzeli Yanakların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün ki Gördüm Seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaktın Ah Yaktın Beni..” diye inliyor, sesi delip geçiyordu aşığın yüreğini.&lt;br /&gt;Bir başkasından İstanbul göz kırpıyordu, masmavi… Özlemin de güzel olduğunu anlatıyordu, kavuştuğun günlerin resimleri. Musikinin hüzünlü nağmeleri bile serinletiyordu boğazın dalgalarına gizlenen hafif esintiler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık bir kalbe söylenen teselli sözleri, yalnızlığın paylaşıldığı gecelerde yüze düşen bir tebessüm resmi, annesiz bir çocuğun bağra basılıp ısıtıldığı şiirler gibi nice güzel ses, görüntü, harf birikmiş avucumda meğer. Hepsi de öyle değerli ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anıların kanatları alıp götürdüğünde bizi geçmişe, bugünkü sizi oluşturan her şeye teşekkür etmeli. Canınızı acıtanlar en çok merhameti istiyor belli ki, duyun onu, sevin, dokunun diye canhıraş bir halde acıtmış sizi. Sizinle gülen, sizi güldürenden daha çok gülümsemeyi öğretmiş belki. Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak bundan gerekli. Sıkıca kapadım hafızamın avuçlarını, akıp gitmesin hiçbiri. Avucumda biriktirdiklerim hem çok güzel hem çok kıymetli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine dosttan bir inci: “Matematiğin bittiği yerde hesabı, hesabın sahibine bırakmayı bilmeli…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakıyorum kendimi, merhametinin enginliğine…Beni zayi etmezsin değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;handan güler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU YAZI &lt;a href="http://www.kalemsah.com/2010/10/avucici-kadar-mutluluk-eder.html"&gt;KALEMŞAH.COM'&lt;/a&gt; DA YAYINLANMIŞTIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-6651830345001373743?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/6651830345001373743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=6651830345001373743&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6651830345001373743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/6651830345001373743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/10/avucici-kadar-mutluluk-yeter.html' title='AVUÇİÇİ KADAR MUTLULUK YETER...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TL5lsRIb8SI/AAAAAAAABis/KMjQRd5RSPA/s72-c/avuc_ici.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-1156036067952179314</id><published>2010-09-20T11:32:00.001+03:00</published><updated>2010-12-19T18:17:56.185+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>GURBETTE…</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TJccAHe8DAI/AAAAAAAABhg/OCnu6YFfGGc/s1600/hayatko%C5%9Fusu+ve+su.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TJccAHe8DAI/AAAAAAAABhg/OCnu6YFfGGc/s320/hayatko%C5%9Fusu+ve+su.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;BU YAZI &lt;a href="http://www.kalemsah.com/2010/09/gurbettebayramda.html"&gt;KALEMŞAH.COM &lt;/a&gt;ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Zaman, içinde bir daha yıkanılamayan bir nehir gibi hızla akıp gidiyor hayatlarımızdan. Sürekli değişiyor takvim yaprakları, eksiliyor ömrümüz biz farkına varmadan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Gün geceye bırakıyor yerini, çocuk gence, genç yetişkine…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yetişkin…&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Gelişimin herhangi bir yönünde veya tümünde duraklama düzeyine erişmiş olan diye tanımlıyor sözlükler bu kavramı. Artık yetişkiniz, duraklama döneminin yükü üzerimizde ilerliyoruz gelmesi mukadder çöküş dönemine. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bugün bayram… Bayram neşe demektir, kalabalıkta koşuşturmak, el öpmek, harçlık dağıtmak-toplamak, hasretle kucaklaşmak demektir sevdiklerimizle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bayramın yetişkinlere hatırlattığı ise zamanın akış hızı oluyor şimdilerde. Daha dün annemizin kollarında yaşarken, çiçekli bahçemizin yollarında koşarken şimdi bir garip halde gurbette olduğumuzu anımsıyoruz hüzünle.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Gurbet; g&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e;"&gt;ariplik, yabancılık, vatandan ayrı düşme mânâlarına geliyor. Herkes bir şekilde gurbet yaşıyor bu dünyada. “Garip” oluyor bazen, kocaman sevgi dolu kucaklar açılsa da. Çünkü gurbet; sofiye ıstılahında, Maksud'a ulaşabilmek için, o güne kadar alışılagelen dünya ve onun câzibedar atmosferinden uzaklaşma veya o atmosferde uhrevî buudlu yaşama şeklinde yorumlanmıştır ki, buna dünyanın mânevî mimarlarının hâlleri de diyebiliriz. Bu mana derinliğinde dahi, çeşit çeşittir gurbet; hâlden hâle intikal gurbeti, halktan Hakk'a yönelme gurbeti, Hakk'tan halka nüzûl gurbeti bu sözcükle zihinlerimizde canlanan ahvâlden sadece bazılarıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ama bir de ıstılahı manadan uzakta, yaşamın ortasında yapayalnız bir yetişkin olduğumuzda, maruz kaldığımız gurbet vardır ki, acısı yürek dağlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hele de vakit bayrama uğramışsa gurbetteki yüreğin acısı kat kat artar. Zaman ırmağında yitirdiklerimiz arttıkça özlemlerimiz büyür, bayramın diğer adı olan neşe hüzün-sabır ortak yapımı bir tebessüme evrilir. Gurbet kalmadı yalanı gereği telefonlar açılır, görüntüler, sesler, kelimeler değiş tokuş edilir, bir nebze su serpilir yüreğe. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Böyle bir bayramdayım yine, bir sürü kelimeler hediye ettim sevdiklerime. Güzel dilekler, dualar aldım özlem dolu seslerden. Vazifemizi yapmanın rahatlığı ile açmış kitabımı okurken bilmem kaçıncı gurbet yılımda, garip bir bayramdayken Barış Manço’nun “Bu gün bayram” şarkısı değiverince yüreğime, gözyaşlarım boşandı bendinden hüzünle. Birbirimize baktık ve sarılıp ağladık eşimle, annelerimizin özlem kokulu sesleri içimizde. En azından hala aynı zaman ırmağındayız diyerek teselli bulduk. Mezarlarının başında anne-babalarını ziyaret edenler, hatta onu bile yapamayacak kadar uzağa düşenler gelince hatırımıza, her şeye şükür dedik, kalbi bir duayla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Yalnız sen anlarsın&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Sen şimdi uzakta cennette meleklerle bizi düşler ağlarsın&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Bugün bayram erken kalkın çocuklar&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Giyelim en güzel giysileri&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Sen yaz geceleri yıldızlar içinde&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Ara sıra bize göz kırparsın&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Sen soğuk günlerde kalbimi ısıtan en sıcak anısın&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Bu gün bayram çabuk olun çocuklar&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Annemiz bugün bizi bekler&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Bayramda hüzünlenir melekler&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Gönül alır bu güzel çiçekler” diye söylerken Barış Manço, onu da rahmetli diye anmak derinleştirdi gurbetimi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Erken kalkmadım bu sabah, hatta hiç uyumadım. Ne kahvaltıya yetişeceğim bir yer vardı ne de el öpmek için çalacağım bir kapı. Uykudan talep ettim koynuna sığınmayı. Biraz izin verdi gözlerime, sonra bir sürü rüya arasından sıyrılıp çıktım güne,&amp;nbsp; sessiz, sakin, kıpırtısız bir evin soğuk duvarlarına baktım öylece. Defalarca dinlediğim bugün bayram erken kalkın çocuklar şarkısı eşliğinde, dolaştım hafızamın derinlerinde, en güzel giyisileri giydiğim zamanları, gözyaşları eşliğinde. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bayram çocuklar içindir gerçeğine binaen bari yavrumuzun zihninde güzel bayram resimleri dizilsin diye yollamıştık onu büyüklerine. Bu teselliyi alıp sarıldım “oğlummm” deyip özlemle. Yetişkin olmak buydu işte, gereklilikler üzerinden verilen kararları yerine getirip sağduyulu bir şekilde hayatı kabullenme.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Oysa çocukken öyle miydi? Nasıl da güzel telaşlardı bahtımıza düşen. Mesela bayramdan bir hafta önce Kemeraltı’na gider, bayramlık arardık, anne ve babamla, kardeşlerim yanımda. Hacıbabamın Araphan’ındaki dükkanına da uğrardık mutlaka, cam şişelerden soğuk su içerdik. Hacıbabam hemen yemek söylerdi bize, bir daha o tadı hiçbir yerde bulamadığım lezzetli dönerler yedim o birkaç metrekarelik dükkanın bereketli atmosferinde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;En güzelini alırdı babam, seçtiğim ayakkabı kırmızı olurdu çoğu zaman. Bazen birkaç bayramlığımız olurdu. Teyzem ve annem rahat durmaz, konfeksiyon ürünlerini beğenmez, “Burda” dergilerinden çıkardıkları kalıplarla kıyafetler dikerlerdi illa ki, bayramda en şık biz olalım diye. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Evleri temizlerdik günler önceden, ben en çok cam silmeyi severdim, varendaları yıkamayı, toz almayı. Şimdilerde yetişmekte zorlandığımız bu işler o zaman ne kolay gelirdi, boyum kadar koltukları devirir, altlarını silerdim, perdeleri yıkar, ütüler ve asardı annem.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;Teyzemlerle birkaç gün önceden bir araya gelip mutlaka cevizli ev baklavası yaparlardı. Hacıannem başlarında, olmadı öyle, becermezsiniz durun ben yapayım diye tez canlılığıyla atardı kendini hamurun başına, her biri ayrı usta olan kızlarına emirler yağdırırdı usulca. Yetişmeyecek, hadi sarmanın başına der bizi de harekete geçirirdi, dizildik mi bahçeden yeni toplanıp haşlanmış asma yapraklarının başına, tencerelerce sarmalar sarardık coşkuyla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Muhabbetin ilişkilerin temelinde olduğu ve değdiği her yeri güzelleştirdiği, yorgunlukları neşeye çevirdiği zamanlardı çocukluğumuzun bayramları. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tepsi tepsi su böreklerinin karnıyarıkların yapıldığı, tavukların, pilavların piştiği anneannemin iki metrekarelik mutfağını hatırlayınca daha da şaşırıyorum şimdilerde. Kocaman evlere sığamadığımız şu zamanlarda iki oda bir sofa, bir terasta nasıl onca kişi sığışır, mutlulukla kaynaşırdık anlamak zor. Demek ki büyüklerin sevgi dolu gönülleriymiş bizi ağırlayan. Dört oda bir salon değilmiş aslolan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Lise ikinin başında ani bir trafik kazasında yitince Hacıbabam, bir daha bayram yaşamadım diyordum bunca zaman. Oysa dedemin ardından anneannem onbeş yıl yaşamış ve bize nice bayramlarda açmıştı kapısını. Son gününe kadar eksik etmemişti harçlıklarımızı, dualarını. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Anneannemin mis kokan ellerinden öpmekmiş meğer bayram, hacıbabamdan sonra da bayramlar görmüşüz aslında. Ama hacıannem de gidince ötelere, bayram sadece tatlı anıların eski adı olarak kazındı zihnime. Arada adını taşıdığım babaannem ve yirmi sekiz gün ardından dedem de gidince bayram çadırının tek direği anneannem kalmış meğer, o da bırakınca bizi gurbette, yürüyüp gidince sevinçle Sevgili’ye, yıkılmış neşe çadırı üzerimize. Çocukluktan yetişkinliğe çabuk geçiş yapıyor insan kayıplar üst üste gelince.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bu sene de ayrılanlar oldu aramızdan, Hacı Enişte, Nuriye Teyze ramazanda yürüdü Cemal’e, büyük dayı daha önce. Artık memleketten sürekli kayıp haberleri geliyor, eksiliyoruz günden güne. Tabi yeni doğanlar, emekleyenler, yürüyenler, konuşanların haberleri de geliyor arada, yaşamın hızını anlatırcasına.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Daha dün anneannemin çatısında oyun oynadığımız, harçlıklarımızla çat-pat, çikolata&amp;nbsp; alıp kavgalar ettiğimiz, sonra sarılıp barıştığımız, topladıklarımızı yarıştırdığımız kuzenlerim birer yetişkin olmuş, yüzlerinde kederli ifade, çocukları kucaklarında, her biri ayrı şehirde devam ediyorlar yaşamaya. Arada tatillerde kesişince yollarımız kısacık da olsa halleşiyoruz, eski bayramları yitirdiğimize değil, eskiyen yanlarımıza bakıp üzülüyoruz, ama yine de güler gibi yapıyoruz. Aslında biz yetişkinler ne de çok maske takıyoruz. Şöyle sarılıp birbirimize doya doya ağlayacakken, cebimizden başka bir maske çıkarıyor, ne olacak memleketin hali diyerek kaçıyoruz söze.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Çocuklar da çağın hız aldatmacasından nasiplerini aldığından olsa gerek, bizim gibi heyecanlanmıyorlar bayram deyince. Sürekli alışveriş yaparak, kıyafete, pastaya, böreğe doyurduğumuz ve farkında olmadan kapitalizm çarkına kurban ettiğimiz çocuklarımız sevinmiyor şimdilerde bayramlıklara, ayakkabısını alıp koymuyor baş ucuna. Bir sürü ayakkabı kutusundan seçerken birini, dudaklarını devirip, öf ya hangisini giysem diye kederleniyorlar hatta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Her bayram bir şeyler daha yitiyor gönüllerimizden, doldurmaya çalışıyoruz yerini yitiklerin, anlamıyoruz çoğu zaman, sonsuz ihtiyaçlar yalanına kanıp esiri oluyoruz maddenin. Artıkça bağlarımız, azalıyor iç yolculuklarımız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Eksiliyoruz sürekli, heyecanlarımız bizi terk edeli nice zaman olmuşken koca koca evlere, geniş gardroplara sığamazken neden daralıyor dersiniz içimiz? Nedir kaybettiğimiz? Dar zamanlarda geniş gönüller sürememek mi derdimiz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Oysa gurbetteyiz işte. Gidenler ve gelenler, hızla akan zaman bunu haykırıyor durmadan. Gideceksin diyor. Şimdi gurbette olduğun gibi dünya da bir gurbet yeri. Asıl yurduna dönünce bitecek özlem dedikleri. Yoksa burada kalabalık zaman ve mekanlarda olsak da içimizdeki gariplik duygusunu silemeyiz ki! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tabi gurbette olduğumuz bu dünyada bir de fiziki gurbet evreni sarınca atmosferimizi daha da yaralayıcı oluyor sevdiklerimizin sesleri. Yalnızlığı daha derinden hissedince insan, bayram gelmiş neyime duygusuna giriyor, bıçak olup saplanıyor sessiz sedasız geçen nam-ı diğer neşe günleri. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bir çok ses, görüntü, ve kelimenin üzerimize akmasına rağmen hala garipse yüreğimiz bu bayram, uzaksak sevdiklerimizin şefkatli kollarından, hayatta bir türlü kimse çalmamışsa gönül kapımızdan garipliği basamak yapıp doğrulmak gerekiyor dualarla. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İnsan düştüğü yerden kalkar derler ya, belki yaşadığımız fiziki gurbetler aczimizi hatırlatan bir şans, asli yurdumuza götürecek bir Burak gurbette olana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;“Mevla bizi affede, bayram o bayram ola” dediği gibi bilgenin, hüzünle bizi terk eden Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine Rabb’im,&amp;nbsp; gönüllerimize genişlik, evlerimize huzur, ülkemize aydınlık günler sunsun dilerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Dar zamanlarda, geniş gönüller sürebilmek duasıyla, nice bayramlara.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #40331e; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;HANDAN GÜLER&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-1156036067952179314?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/1156036067952179314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=1156036067952179314&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1156036067952179314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/1156036067952179314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/09/gurbette.html' title='GURBETTE…'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TJccAHe8DAI/AAAAAAAABhg/OCnu6YFfGGc/s72-c/hayatko%C5%9Fusu+ve+su.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-8154163845939908229</id><published>2010-09-04T12:52:00.000+03:00</published><updated>2010-09-04T12:52:15.092+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>Bugünün dünyasında yolunda giden hiçbir çocuk yok ...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="clear: right; color: black; float: right; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_S6rIy5kdQ7A/TIAPrlBj7II/AAAAAAAAASg/lcTGbd9SI7A/s320/tombulyrek.jpg" width="221" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;TOMBUL YÜREK&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Hayatın temeli sevgidir. Herkes yüreğine eş bir yürek arar bu dünyada. Çünkü mayasında vardır sevmek, sevilmek duygusu. Ve “insan çocukluğudur” der bilgeler. En çok şefkate ve sevgiye ihtiyaç duyulan zaman belki de çocukluktur. Allah o nedenle şefkat kahramanı olarak nitelendirilen anneleri yavruların maddi manevi doyurulmasında istihdam etmiş, kalplerine kendi şefkatinden esintiler sunmuştur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Bu nokta gözden kaçırılırsa toplumda çözülmeler ve mutsuzluklar başlar. Ailelerinden yeterli sevgi ve ilgiyi göremeyen çocuklar yanlış mecralara daha kolay sürüklenebilir. Bu nedenle aile bağlarını güçlendirmek, sevgiyi artırmak için bu olguları çeşitli ritüellerle göstermek anne babaların birinci görevi olmalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Ancak günümüz dünyasında maalesef ki aileler, çalışma hayatının yoğunluğu sebebiyle ne kendileri ne birbirleri ne de çocukları ile yeterli derece de ilgilenebilmektedir. Dolayısıyla yalnız bireyler kadar&amp;nbsp; “yalnız çocuk”lar da çoğalmakta ve bu durum bir sürü &amp;nbsp;problemi beraberinde getirmektedir. Vaktinde verilemeyen zaman ve sevgi daha sonra binbir zahmet ve maddi-manevi yıpranmalar arasında &amp;nbsp;verilmeye çalışılmakta, sorunlar katmerleştikçe psikologların, diyetisyenlerin kapıları aşındırılmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Bu nedenlerle bu gün size tanıtacağım eseri çocuk kitapları arasından seçtim. Adı: TOMBUL YÜREK&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Yazarı da “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” kitabını da kaleme alan, Susanna Tamaro.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Kitabın arka kapak yazısı şöyle:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;“Michele şişman bir çocuktur, ya da en azından onu ne olursa olsun zayıflatmaya karar vermiş olan annesi böyle düşünmektedir. Zavallı Michele'nin yaşamı bitip tükenmek bilmeyen cezalar ve diyetlerle geçmektedir. Onun en yakın arkadaşı olan evin buzdolabı Buzz, Michele'ye şövalyelik ünvanı verir ve onu Şövalye Tombul Yürek, Muhallebi ve Simit Markisi olarak adlandırır. Annesinin zoruyla Sıska Hamsiler Kliniği'nde kalmak zorunda olan ve buranın şişman çocuklar için bir hapishane olduğunu anlayan Michele, bu şövalyelik ünvanını kullanarak klinikten kaçar. Anneannesinin evine giden yolu ararken ormanda yolunu yitiren tombul çocuk, konuşan bir Sansarcık ve sahibi Bay Kakkolen ile karşılaşır. Başarısız bir mucit olan Bay Kakkolen Michele'nin bir kahraman olmasını ve şövalyelik ünvanını gerçekten hak etmesini sağlar.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;İşte konusu kısaca özetlenen bu kitapta önemli sorunlara parmak basılmakta, olaylara sekiz yaşındaki yalnız bir çocuğun gözünden bakılmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Mesela kitabın bir yerinde şu ifadeler geçmektedir: “&lt;i&gt;Şu dünyada esrarlı mı esrarlı bir durum vardır da en önemlisi şudur: Çocuklar, büyüklerin ne istediklerini her zaman anlarlar; ama büyükler, çocukların ne istediklerini hemen hemen hiçbir zaman anlayamazlar. Daima çocukların şunu ya da bunu istediklerini düşünürler, oysa bu doğru değildir. Çocuklar sadece nazik davranmak için onlara boyun eğerler, ya da boyun eğmiş gibi yaparlar.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Kitabın üzerindeki 7+(kız-erkek) uyarısına aldanıp bu kitabın sadece çocuklara yazıldığını zannetmeyin.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Hayallerini ve rüyalarını kaybeden insanların, yetiştirdikleri çocuklardaki problemlerin çözümü için adres olarak anne-babaların normalleşmesini gösteren kitabı mutlaka her anne baba okumalı, hatta içindeki çocuğa sarılmak, insanı anlamak isteyen herkes talibi olmalı diye düşünüyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Çünkü kitaptaki şu tespit çok yerinde: “&lt;i&gt;Hiçbir ana baba çocuğundan hoşnut değil. Kimi çok yiyor, kimi çok aç, kimi çok konuşuyor, kimi suskun, kimi bulutları seyretmekten hoşlanıyor, kimi gözlerini bir kez bile yukarı çevirmiyor. Anlayacağın bugünün dünyasında yolunda giden hiçbir çocuk yok&lt;/i&gt;.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Bu kitabın üzerine bugün seyrettiğim &lt;a href="http://draft.blogger.com/(http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2010/08/baslangiclar-zordurama-denemeye-deger.html"&gt;BAŞLANGIÇ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;adlı vizyon filmi de öyle güzel zihin yap-bozumda yerini buldu ki, dünyada tesadüf diye bir şeye rastlanmayacağını, yaşadığımız her hadisenin, içine sürüklendiğimiz her olayın bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin başlangıcı olduğunu gösterdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Sevgi, emek ister ya, kalbi dolduracak hakiki sevgiye giden yolda kendi sevgi depolarımızı dolu tutalım, hayallerimizin peşinden koşmayı ihmal etmeden, güzel rüyalardan güzel sabahlara uyanalım ki, sevgi dolu nesiller yetiştirebilelim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Sevgiyi rehber edinmiş bir toplum için tek yol, başta kendimizi, içimizdeki çocuğu sevmek, sonra da kendi çocuklarımızdan başlayarak tüm çocukları bağrımıza basmaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Gereksiz hırslardan, üzüntülerden arındırıp gönlümüzü sevelim, sevilelim…Kimseye kalmıyor dünya bilelim…&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Handan Güler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-8154163845939908229?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/8154163845939908229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=8154163845939908229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8154163845939908229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8154163845939908229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/09/bugunun-dunyasnda-yolunda-giden-hicbir.html' title='Bugünün dünyasında yolunda giden hiçbir çocuk yok ...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_S6rIy5kdQ7A/TIAPrlBj7II/AAAAAAAAASg/lcTGbd9SI7A/s72-c/tombulyrek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-5607304444839133093</id><published>2010-08-18T10:56:00.002+03:00</published><updated>2010-08-19T13:31:37.202+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>DAR KAPI...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGuRzXPSBWI/AAAAAAAABf0/cq1y9P5UOq4/s1600/dar+kap%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGuRzXPSBWI/AAAAAAAABf0/cq1y9P5UOq4/s320/dar+kap%C4%B1.jpg" width="198" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;YANMAK İÇİN SIRASINI BEKLEYEN KURUMUŞ TÜTÜN YAPRAKLARI KADAR YALNIZSINIZ…&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;“Ve anladı ki,yalnızdı... Ama yapayalnız da değil...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yaşıyordu beraberce,&lt;/span&gt; &lt;span class="apple-style-span"&gt;karşısındaki hiç kimseyle...”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Siir_sair" style="color: #a2431e; font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 12pt; font-weight: bold;"&gt;Jacques Prévert&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Siz hiç aşık oldunuz mu?&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sabahın nasıl olduğunu anlamadığınız sancılı, uzun gecelerden geçtiniz mi?&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Onu kısacık da olsa görebilmek için aylarca bekleyip hayaliyle yaşadınız mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Baktığınız her şeyde onu görüp, yediğiniz her lokmanın lezzetini ona da tattıramamanın burukluğu acılaştırdı mı aldığınız zevki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yalnızken bile iki kişilik attı mı kalbiniz? Endişelendiniz mi onun için, nerede şimdi, ne yapıyor acaba diye düşünüp dua ettiniz mi hiç, aşkın gücüyle?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;O’nun sizin aşkınızın farkında olmadığı zamanlarda bile coşkunuzdan bir şey yitirmeden içinizde büyüttünüz mü hayalini?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;En kalabalık yerlerden ya da yalnız gecelerden onun yanına kaçtınız mı? Günlerce gecelerce konuştunuz mu onunla içinizden, şahidi kıldınız mı hayatınızın ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İçinizin ona ait vadilerinde dolaştırdınız mı ellerinden tutarak, uçurumlarınızı, rüzgarlarını, bulutlarını gösterdiniz mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Durmadan yeni görüntülerin saldırısına uğrayan algınız, değiştirip dönüştürürken sizi, unutma rüzgarı, zihinden kalbe uzanan o çileli yolda, bir onun adının olduğu semte uğrayamadan çekip gitti mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İçten dışa, dıştan içe kasırgalardan geçerken yaşamınız, bir tebessümüyle ateş büyürken içinizde, hiç tutmadığınız ellerine kenetlenip olduğunuz yerde durabildiniz mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Üzdüğünde sizi hayat, onun kucağına yatıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istediniz mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sevindiğinizde, hani çıkarken bulutların üstüne, yanınızda bir onun olmasını dilediniz mi? &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sayfalarca süren sayısız mektuplar yazdınız mı? Her mektupta &lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28;"&gt;&amp;nbsp;“h&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28;"&gt;ayallerinize giydirdiğiniz esvap” a tutkun akıp gitti mi kelimeleriniz? Oturduğunuz kalktığınız, gezdiğiniz gördüğünüz yerlerden büyük bir heyecanla bahsettiniz mi ona? Ama onsuz her resmin eksik olduğu notunu düştünüz mü her defasında?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Aşkınızdan başka her şeyin, herkesin görüntüsünü yitirdiği vakitlerin cenderesinden geçtiniz mi?&lt;span style="color: #2d2c28;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ve bir gün k&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;elimelerin bittiği o yere geldiniz mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sözcükleri rahat bırakalım bu gece dediğinde size eşlik eden hayali,&amp;nbsp; tereddütsüz kabul edip teklifini, zihninizin gürültülerden arınmasına izin verdiniz mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Her şeyi örttüğü gibi, sizi de örtsün gece şefkatiyle diye dilediniz mi yıldızlara bakarken?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Evlerin ışıklarının tek tek kapandığı saatlerde, bir kaçışa sığındığında insanlar, siz ve flu suretli hayaliniz, &amp;nbsp;yani o ve kendiniz &amp;nbsp;sustunuz mu bütün gece?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Gömdünüz mü iki nokta üst üste binmiş hallerdeki köşeye sıkışmışlığı en derinlere…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Virgülün yükünü aldınız mı sırtından, birleştirmeye uğraştığı ama bir türlü beceremediği cümlelerden azade kılıp, üç gün kafa izni verdiniz mi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Nokta, bakarken gözünüze… Hadi sen de git bakalım dediniz mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Üç nokta, ezile büzüle çıkınca huzurunuza, bakınca yalvaran gözlerle…Yok …Sen gidemezsin…Bu gece nöbetçisin dediniz mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Okulun bitiş zili çaldığında, mutlulukla koşan çocuklar gibi kelimeler, özgürlüğün rüzgarıyla savruldular mı evrene, konuşmadığınız o gece…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ve farkına vardınız mı içinizdeki yalnızı susturmak için ne çok kelimeyi tutsak ediyormuşsunuz gündüzlerde… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Birden “Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik… Bir de ne görelim…Bir arpa boyu yol gittik” hakikatine tosladınız mı sessizlikte… Camdan kalbinizin içindeki hayal, paramparça olup kavuşma arzunuzu biranda alıp götürdü mü siz bakarken ardından hüzünle?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bir kez daha çuvalladınız mı hatırladığınız hakikatler önünde…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İçinizde kurduğunuz şehirler enkaza çevrildi mi? Ve sonra moloz yığınlarının üzerine nerden geldiğini anlayamadığınız bir kara delik yerleşip sizi, onu, her türlü sanrıyı içine çekti mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Girdiğiniz anaforda tüm kelimeler, hayaller, arzular, yalanlar, doğrular her şey ama her şey anlamını yitirdi mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Günlerce bom boş baktınız mı eşyaya? İçinizde boşalan o koca yeri dolduracak hiçbir şey yokken etrafınızda, mecburi diyaloglara verdiğiniz kısa evet, hayırlar dışında ağzınızı bıçak açmadığı zamanlar yaşadınız mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Şiir okuyayım deyip sarıldığınızda kitaplara, saçma sapan geldi mi şairlerin kendilerine ait olmayan bir hayatı pervasızca sunuşları karşısında duran sevda adlı yalana?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Oysa bir arpa boyu dahi gidemediğinizi anladığınız günden kısa bir zaman önce her gece oturmuşsunuzdur &amp;nbsp;içinizdeki hayalin silueti ile, yıldız kümeleri sürekli yer değiştirirken gökyüzünde…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Onu izlemişsinizdir bütün gece… Belki bir sigara yakıp tutkuyla içmiştir gözleri gözlerinizde… Tutkuyu içselleştirmesini gördüğünüzde&amp;nbsp; bir an, sigara kağıdına sarılmış bir tütün olmak geçmiştir içinizden… Derin bir nefeste dış dünyadan sıyrılmak, onun içinde hızlıca yol alıp kalbine ulaşmak, gönül hanesinde bir iz bırakmak, bazen gelen bir öksürükle kendinizi hatırlatmak istemişsinizdir… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Her nefes alışverişte yeni bir heyecanla deveran etmek kanında, sizken, o olmak geçmiştir içinizden. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ölesiye bir tutkuyla sevsin sizi istemişsinizdir. Gittiği yere kadar sürsün, o var oldukça içinde kalayım, sonra da onunla döngüsel dengeye karışayım demişsinizdir…&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sigarasının küllerine bakıp nefesinin ateşinde yanınca nasıl da hafiflediklerini görmüşsünüzdür&amp;nbsp; tütün yapraklarının. Öyle ki, karışmak için toprağa hafif bir esinti yetiyordur havalanmalarına. Gri kelebekler gibi uçuyorlardır kısacık ömürlerine aşkı, yanmayı sığdırmışlığın hülyasıyla.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hülya, rüya… Oyun, eğlence, şiir, şarkı,hikaye… Hepsi düşüyor üzerinizden arpa boyu gittiğinizi anladığınız, &amp;nbsp;duvara çarptığınız o dakika içinde… Ruhunuz enkaz altından çıkamıyor, moloz yığınlarıyla beraber çekiliyorsunuz bir kara deliğe… Sonra dua eli yakalayıp alıyor tekrar hayatın içine, O’nun aşk yörüngesine gözünüzü diktiğinizde…&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ve oradan bakınca hayata; aşkınlaşmak bu olsa gerek, diye düşünüyor insan: Kokudan, korkudan, yakıcılıktan, yanmaktan sıyrılmak… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Geldiğin gibi toprağa karışmak için boyun eğmek kadere, güçlü bir kabullenişle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sarıldığınız ince bir sigara kağıdı gibi yaşam. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ve siz, yanmak için sırasını bekleyen kurutulmuş tütün yaprakları kadar yalnızsınız aslında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kuruyup arzularınızdan arının diye kırdılar sizi bir sabah erkenden, görmeden güneşi daha.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Şişlediler sonra yüreğinizi, dizdiler hepinizi bir boyda… Bıraktılar sonra aşkın sıcağına.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;Renginizi kaybettiniz önce, kokunuzu, can damarınızdaki suyu emdiler sizi hazırlarken ölüme.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ölürken öldürmeyi öğrettiler size… Oysa yaşarken ölmekti gaye, oyun bitmeden önce aşmak, aşkınlaşmak gerekmekte.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Siz hiç aşık oldunuz mu? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Geçtiniz mi aşkın duraklarını, merhale merhale?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ve bir gün “aşkım” dediğiniz varlık da yitirdi mi anlamını, kavuşmak için gözünüzü diktiğinizde “O” yare? &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tercihlerinizi zor olandan yana kullanıp “Dar kapı” dan geçerek girdiniz mi, kalbinizi tatmin edecek aşkın istikametine?&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 6.9pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; mso-line-height-alt: 6.9pt;"&gt;İşte beni böylesi bir sorgulamaya götüren çağrışımlı bir kitap burada tanıtmayı arzuladığımız “Dar Kapı”. &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 6.9pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; mso-line-height-alt: 6.9pt;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;“Dar kapıdan girmeye çabalayınız. Çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı büyük ve yol geniştir. Bu kapıdan girenler çoktur. Yaşama götüren kapı ise dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar çok azdır.”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;(İncil’den)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 6.9pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; mso-line-height-alt: 6.9pt;"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;“&amp;nbsp;Andre Gide(1869-1951), 1947′de Nobel Edebiyat ödülünü almış Fransız bir yazardır. Batak, Kalpazanlar, Pastoral Senfoni, Dünya Nimetleri, Kadınlar Okulu, Dostoyevski yazarın diğer eserlerinden bazılarıdır. Dar Kapı 1909′da yayımlanmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 6.9pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; mso-line-height-alt: 6.9pt;"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Gide kendi hayatına ait kimi parçaları bu romanına yedirerek kendi dünyasındaki sorgulamalarını, aşk ve erdem hakkındaki görüşlerini okurun gözleri önüne sermekten çekinmemiştir. Gide-Madeleine aşkı, Jerome-Alissa aşkında gözler önüne serilmiştir. Tıpkı Jerome gibi o da küçük yaşta babasını kaybetmiş ve aşkla bağlandığı Madeleine romanda Alissa olarak karşımıza çıkmıştır. Hatta romandaki mektuplaşmalar Gide’yle &amp;nbsp;Madeleine’in yazışmalarının romana aktarılmasıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 6.9pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; mso-line-height-alt: 6.9pt;"&gt;&lt;span style="color: #2d2c28; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Aşk, fedakârlık, aşkın dereceleri, erdem, yolculuk, inanç ve üslubu, ayrılık… bu aşk etrafında insanların sorgulamaları gereken kavramlar olarak karşımıza çıkar. Biz bir aşkı okurken aslında, insanın varlığına ilişkin bir sorgulamayı okumuş oluruz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Arka kapak yazısı şöyle: ”&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Hayatın biricik anlamı olacak kadar derinden duyulan bir aşkın trajediye dönüştüğü bu romanda asıl sorgulanan, erdeme giden yolun zorluğudur. Erdeme giden yolda, insanın içinden hiç dinmeyen bir sızı gibi varlığını daima hissettiren yalnızlıklar, bekleyişler, ayrılıklardan doğan ve tahammülü trajediler doğuran çatışmalar yaşanacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;André Gide, insanı düşünmeye ve kendi hayatını tartmaya iten bu romanıyla, aşk ve aşk yüzünden çekilen acıyı merkeze alarak, insan ruhunun en derinlerine inmeyi bir kez daha başarır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Tercihlerini zor olandan yana kullananların yaşadığı iç fırtınaları gözler önüne seren, yazarın çarpıcı üslubuyla okuru silkeleyen Dar Kapı, unutulmayacak kitaplardan…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Handan Güler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-5607304444839133093?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/5607304444839133093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=5607304444839133093&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5607304444839133093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5607304444839133093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/08/yanmak-icin-sirasini-bekleyen-kurumus.html' title='DAR KAPI...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGuRzXPSBWI/AAAAAAAABf0/cq1y9P5UOq4/s72-c/dar+kap%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-3136645584669236494</id><published>2010-08-17T02:53:00.001+03:00</published><updated>2011-06-19T00:40:17.611+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>sadık yalsızuçanlar'la söyleşi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGnPPSF-1UI/AAAAAAAABfs/g5PhKZOsLUo/s1600/ssy.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240px" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGnPPSF-1UI/AAAAAAAABfs/g5PhKZOsLUo/s320/ssy.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kalemşah, yayın hayatına yeni merhaba diyen bir oluşum. Yapıyı meydana getiren arkadaşlar isminiz etrafındaki haleye tutulmuş bir avuç sevdalı. Bu nedenle bu köşemizin ilk konuğu siz olun istedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç bir site olarak öncelikle bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyor, geleceği inşa sürecinde hepsi birer altın değerindeki eserlerinizin ve sözlerinizin şimdiden gönüllerde hak ettiği yere ulaşmasını diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Eser sayınızla yaşınızı oranladığımızda günleri 48 saate çıkarmış olduğunuz kanaati hasıl oluyor. 60’ı aşkın eser vermek herkesin harcı değil. Bir çok söyleşi serileri yapıyor, üniversitede derslere giriyorsunuz. Yeni bir sanat merkezinde kurmaca metin yazarlığı derslerine de başladığınızı biliyoruz. Neden bunca koşuşturma?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu kitaplara ‘eser’ demeyelim dilerseniz . ‘Eser’i daha çok Mesnevi-i Şerif, Fütuhat-ı Mekkiye, Risale-i Nur gibi telifat için kullanmak daha yerinde olacak. Batı’dan da, diyelim Goethe’nin, Rilke, T.S.Eliot, Shakespeare gibi şairlerin şiirleri, Dostoyevsky’nin romanları için kullanabiliriz. Benim kitaplarımın çoğu, derleme, yeniden yazım veya dergi/gazete yazıları, söyleşilerden oluşuyor. Birkaç hikaye yazmışım o kadar. Diyeceksiniz, karalama da olsa, bunca kitap nasıl çıkıyor? Bunu da tez canlılığıma, aceleciliğime bağlayabiliriz. Tuşlara seri basmanın da payı var tabi. Derslere, kurslara gelince… Emekli olunca, ötedenberi arzu ettiğim üniversitedeki derslere biraz ağırlık verebildim. Orada da, öğretici olarak değil de, öğrenci dostlarımızla birlikte yeni şeyler öğrenebilme umuduyla hareket ettim. Kurs biraz işin tuzu biberi oldu. Kıramadığım bir dostum rica etti, haftasonları İstanbul’a gidiyorum zaten, acd sanat merkezinde kurmaca metin yazarlığı dersleri böylece başlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Genel olarak sizin eserlerinize baktığımızda asıl okur kitlesini gelecek zamanlarda bulacağını düşünüyoruz. Hep son kitap üzerinden konuşulur ama biz ilk kitabınıza gitmek istiyoruz. Bu günlerde yeniden yayınlanan ŞEHİRLERİ SÜSLEYEN YOLCU VE GERÇEĞİ İNCİTEN PAPAĞAN adlı ilk öykü kitaplarınızın gönlünüzdeki izdüşümü nedir? Bu soyut öykülerin çıkışı nasıl bir örüntü sonucudur? Ve o yıllarda okuyucusunu bulmuş mudur? Yeni okuyuculardan geri dönüşler alıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz ettiğiniz iki öykü kitabındaki öyküleri, seksenli yılların ilk yarısında yazmıştım. Şehirleri Süsleyen Yolcu’daki öyküler, Hacettepe Üniversitesi TDE bölümünde okuduğum yıllarda belirmişti. Onlarda Risale-i Nur eserleriyle gözümü açtığım ışıltılı dünyanın etkisi var. Öğrencilik yıllarımda yarı zamanlı olarak çalışıyordum. Ankara Maltepe’deki Barınak Hotel’de tanıdığım yaralanmış, örselenmiş kadınların öyküsü çoğu. İçimdeki dünya ile dış dünya arasında adeta bir uçurum söz konusu idi. Tanık olduğum acılar o öyküleri yazdırdı. Yazarak o acıları onarabildiğimi hissediyordum. Bu yüzden ilk göz ağrım onlar ve aynı zamanda Risalelerden edinmeye çalıştığım imaj evrenini de kurabildiğimi düşünüyordum. Kitaplar yeniden yayımlanınca doğrusunu isterseniz ilk yayımındakine benzer bir heyecan hissettim. Yeni okurlardan da eskileri gibi tepkiler alıyorum. Bu da bana ilginç geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Kemikleşmiş okur kitlenizin oluşmasında en etkin eserlerden olan YAKAZA’ dan bahsetmeden geçmek olmaz. İlk romanınız olan YAKAZA da okuyucuyu böylesine büyüleyen şey neydi? Bu gün sayısız kitaba imza atmış, bir çok ayrı alanda eser vermiş birisi olarak geriye dönüp bakınca ne görüyorsunuz YAKAZA’ da, sırrınızı bizimle paylaşır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakaza da, ilk öykü kitapları gibi, bir ‘roman’ olarak ilk göz ağrımdı. Gerçi romandan çok, anılardan oluşan bir ‘anlatı’ idi. Zaten öteden beri, bu tanımları, türleri pek önemsemedim. İçimden geldiği gibi yazmayı yeğledim. Yakaza tuhaf bir biçimde ‘özel’ bir okur kesimi oluşturdu. Bugün hala, bir söyleşi veya imza gününde, birkaç kişi yaklaşıp, Yakaza’yla ilgili ilk izlenimlerinden, anılarından söz eder.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada paralel yürüyen, zaman zaman iç içe geçmiş iki ayrı öykü vardır. Biri, özyaşamöyküsel olanı, diğeri, ellili yıllarda bir Anadolu beldesinde yaşanmış gerçek olaydır. Sanırım, dilinin samimi olmasının da, okur üzerindeki etkisinde payı var. ‘Sır’rından nereye kadar söz edebilirim bilmiyorum ama, özyaşamöyküsel öykü, büyük oranda gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Bize biraz da yazma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Yeni bir eserin geldiğini nasıl anlıyorsunuz? Fizyolojik ve psikolojik açıdan ne tür değişimler yaşıyorsunuz? Eser bittikten sonra neler oluyor, yeni bir yazım sürecine nasıl geçiyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ‘eser’ sözcüğüne itiraz edeyim. Ben, ‘zor’ yazanlardan değilim. Canım çok fena yandığında yazıyorum bir, bir de, bir şey içimde biraz demlendiğinde…Bir ‘belirti’si olmuyor, hiç olmadık bir zamanda oturup süratli bir şekilde yazmaya başlıyorum. Aceleciliğimden olsa gerek, kısa sürede bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Yazmak ve okumak dışında kendinizi sağaltmak için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Her sanatçıda olduğu gibi estetik yönünüzün çok kuvvetli olduğu eserlerinizdeki sinematografik anlatımlardan da belli oluyor.Fotograf çekmek, resim yapmak gibi girişimleriniz var mı yoksa sadece iyi bir takipçi misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef yok. Liseye kadar resimle aram iyi idi. Ama sürdürmedim. Ortaokuldaki resim öğretmenim, okulda yetinmeyip evde de birlikte çalışmayı sürdürüyordu. O günlerden tek yaprak kalmamış. Ama çok resim yaptığımı hatırlıyorum. ‘Sağaltmak’ bahsine gelince…Çivi çiviyi söküyor bende. Yorgun isem-ki genellikle öyleyim- daha çok yorulmayı sürdürerek dinleniyorum. Bir şeyi en uç noktasına götürme konusunda özel bir yeteneğim var diyebilirim. Tabi bu hem yıpratıcı hem de başına olmadık işler açabiliyor. Ama, evimin bahçesinde dinlenebiliyorum diyebilirim. Toprakla, ağaçlarla meşgul olmak harika bir şey. Bir de sigara ve kahve…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Sinema kuramı ile ilgili çalışmalarınız ve TRT’de yaptığınız belgeseller gösteriyor ki, Türk sinemasının sizin gibi gözünü hakikate dikmiş kişilerin yepyeni soluklarına ihtiyacı var. Bu yönde çalışmalarınız var mı? Hatta bir okurunuz Cinema Paradiso filmini çağrıştıran kendi çocukluğu ile ilgili bir senaryo çalışması yapmayı düşündü mü diye sormamı da istemişti. Sahi nasıl sinemayla aranız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyidir. Çocukluğumda –babam sinema işlettiğinden- çok film seyrettim. Üniversitede de sürdü bu. Ama bir süre soğudum. Doygunluk, bıkkınlık gibi bir hal oldu. Yıllar sonra acıktığımı hissedip tekrar döndüm. Günde birkaç film seyrediyordum. Şimdilerde tabi her filmi seyredemiyorum. Ama mesela Avatar’ı dört kez seyrettim. Hala da seyredebilirim. Sinemayla ilişkim, kötü bir seyirci olmanın ötesine pek geçmedi. Yönetmen olmak isterdim ama pek yeteneğim yok. Birkaç senaryo yazdım. Aslında özellikle çocukluk dönemimi konu alan bir senaryo yazmayı hala da istiyorum ama pek halim kalmadı. Cennet sinemasına benzer şeyler yaşadım. Zaten herkesin bir cennet sineması mutlaka vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Yazdıklarınızı kronolojik bir sıraya koyup incelersek dilinizde bariz bir sadeleşme olduğunu söyleyebiliriz. Ama kelimeler renk değiştirse de kalbe dokunan hallerinden bir şey kaybetmiyorlar. Sizce bunun sebebi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında insan ilk söylediğiyle son söyleyeceğini haber veriyor. Yaşamı boyunca da dönüp dönüp aynı şeyi yazıyor. Öyküler, romanlar ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin bu böyledir. Dilimde bir sadeleşme olduğıu yargısına ben de katılıyorum. Bu, yorulmakla, yaşlanmakla ilgili olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Sizi çağdaşlarınızdan farklı kılan özelliklerden birisi de hem doğu hem batı kaynaklarına hakimiyetiniz. Tabi ki binlerce sayfa eser okuyarak geldiğiniz bu noktadan yazıya sevdalı genç okurlara ne tür tavsiyeleriniz olur? Mesela batı, doğu ve öz kaynaklarımıza dair mutlaka okumamız gereken üçer eser ismini istirham etsek bize neler söylersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Arabi, Bediüzzaman, Wıttgensteın, Derrida diyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerdeee! Keşke Doğudan Batıdan beslenebilsem. Okumalarım sandığınız gibi değil. Özellikle üniversite yıllarında çok okudum. Doymak bilmez bir oburdum. Ne bulursam okurdum. Sonra tabi azalmaya başladı. Biraz daha seçici oldum. Şimdilerde bazı müellifler dışında okuyamıyorum. Hem zaman hem takat azalmış. Tabi, Doğuyu Batıyı diğer dünyaları eleştirel olmasa da izlemek gerekiyor. İnsanlığın bir meta hikayesi var. Bütün birikimlerin toplamı bu. Doğuyla Batı arasındaki ilişkileri de öğrenmek lazım. Bunun için insanın ömrü yetmiyor tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Sizi heyecanlandırdığını belirttiğiniz bir çalışmanız da yeni çıkan kitaplarınız arasında yer alan ANADOLU MAYASI. Uzun bir süre emek verilmiş olan bu çalışma, 13 bölümlük bir belgesel ile bir yıldır sürdürdüğünüz söyleşi dizisinin kıymetli bir armağanı gibi. Anadolu Mayası sözcük öbeğinin çekimi etrafında oluşturulan düşünce çemberinden beklenen nihai amaç nedir, bu mayanın tekrar tutması gelecek günler için neyi ifade etmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Mayası’nı değerli dostum Mukaddes Mut TRT için çekmişti. Ben de biraz kıyısından bulaştım. Kitaplaştırma düşüncesi benden geldi. Bütün söyleşiler deşifre edildi, düzeltildi ve H Yayınları okura sundu. Ben de zaman zaman okuyorum. İşlevsel, güzel bir çalışma olmuş. Tabi orada değerli düşüncelerini serdeden hocalarımıza şükran borçluyuz. Özellikle de Anadolu Mayası kitabının yazarı Yalçın Koç hocamıza. Türkiye henüz Yalçın hocanın kitabını fark edemedi. Ama, son yıllarda ortaya konmuş çok çok kıymetli fikirlerin yer aldığı bir kitap. Biz, Mukaddes hanımla birlikte o kitaptan hareket ettik. Anadoluyu Mayalayanlar da o etkiyle gelişti, vücut buldu. Tabi mayalanma sürüyor. Sürecektir de. Yunus Emre diyor ya, ‘her dem yeni doğarız/bizden kim usanası’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Gerçeği öznel deneyimler sonucu sahiplenebildiğimiz yargısını çok doğru buluyor ve metinlerinizin ne kadar metaforik olsa da tecrübelerinizden doğduğunu ifade ediyorsunuz. Bu noktada şu soru aklıma geliyor, yazar yaşamadığı bir şeyi anlatamaz mı? Yani bir cinayeti anlatmak için katil, bir tecavüzün acıtıcılığını aktarabilmek için mağdur olmak mı gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha kaba bir eğretileme kullanayım. Yumurtadan anlamak, söz etmek için tavuk olmak gerekmiyor. Zaten yaşamamış olsanız bile, yazarken bir tür ruh göçü yaşıyorsunuz. Dolayısıyla zihnen/ruhen dahi olsa yazdığınız şeyi bir anlamda yaşamış oluyorsunuz. Örneğin hiç görmemiş olsanız da, Gazze veya Kaşgar’da zulme maruz kalan bir insanın acısını derinden hissedip anlatabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-Bir yazınızda, “Yakınlaştıkça birbirine karşı körleşiyor insanlar” diyorsunuz. Kendimiz dışındaki herkes öteki iken nasıl bir yakınlık kurmalıyız ki ötekiyle körleşme yaşamayalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Öteki’ tabirine itirazım var. Fiziksel olarak da böyle değil mi? Yaklaştıkça nesneler flulaşır. Tabi bunu bir eğretileme olarak görmek lazım. Olayın içinde insan bazen ölüyor, körleşiyor. İki insan da birbirine çok yaklaştığında körleşme olabiliyor. Bunu önlemek çok güç. Hayreti kuşanmış olmak gerekiyor. Bunun için de çocuk gibi olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12-Aşk ve sevgi günümüzde içi boşaltılmış kavramlar haline geldi. Oysa siz “İnsanın kendi doğasının kuytularını görmesine neden olan, ona ruhunun farklı fotograflarını gösteren gerçek aşktır.” diyorsunuz. Acaba ölüm gibi habersiz çıkagelen aşkı nasıl tanıyacağız? Takılıp kaldığımız mecazlardan hakiki aşka nasıl kanatlanacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakiki aşk, aşkın doğrultusunun Allah’a olanıdır. Her aşk Allah’tandır ama İlahi olmayabilir. İbn Arabi’nin tabiriyle söylersek, ‘şehvetin ilmi eksik ise’ mecazdan kurtulamıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-“Sanat yapmaya başlayınca kaybolur, kedi için mırıltı neyse insan için şiir odur” manasında bir aktarımda bulunuyorsunuz. Öyleyse hakiki şiir okuruna ne söyler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfade, İsmet Özel beye ait. Şiir tabi ‘devrimci’ bir niteliğe sahiptir. Paz, vahye benzetir onu. Tabi, şiir, bir dehadan çıkmış ise. Hakiki şiir, insanı kelimenin tam manası ile uyarır. Şair, bu anlamda Nietzsche’nin pazarda dolaşan nidacı meczubu gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14-İlk kez sizin eserlerinizde karşılaştığım ve çok etkilendiğim bir anekdotta şöyle diyor Ebu zer, “Yalnızlık zor değil mi?” diye soranlara. “İnsanlarla daha zor!” Ne olacak yalnızlığımıza sığışamadıkça sahte beraberliklerde tükettiğimiz yaşamlarımız? İnsan nasıl kurtulur yalnızlıktan, modernite ile kirletilmiş mutsuz bir dünya fotografından, köleleştikçe özgür olduğu sanrısını yaşamaktan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, Allah’tan gaflet edince yalnızlaşır. Hani İbn Arabi bir inziva anında, menziline bir dostu ansızın girince irkilir. Ne olduğunu soran dostuna şöyle der : ‘Sen gelene değin Sevgilimle birlikteydim. Sen gelince yalnızlığa düştüm.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-Şöhret zehirli bir baldır der büyükler. AÇIK DENİZ isimli bir programa başladınız .Televizyonun yadsınamaz gerçeği olarak programla birlikte mutlaka okur-hayran kitlenizde bir değişim ve artış olmuştur. Egoların şişirildiği günümüzde herkes şöhretin yani zehrin peşinde. Bu konuda siz nasıl bir reçete uyguluyor, egonuzu nasıl kontrol altında tutuyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egoyu kontrol altında tutmak ne mümkün! Hevanın denetlenmesi öyle kolay bir mesele olsaydı…Ama benim için ‘şöhret’ söz konusu olmadığı için, ‘tehlikesi’ de pek yok gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16-Son olarak okumayı ve yazmayı hayatlarının merkezine oturtmuş genç arkadaşlarımıza neler söylersiniz? Gündemi takip etmek, gazete okumak, sosyal paylaşım alanlarında yapılan sanal gezintiler birer vakit kaybı mıdır? Goethe’nin, “Allah’ım! Hayat ne kadar kısa, sanat ne kadar uzun” diye yakındığı söylenir. Milyonlarca kitabın yayınlandığı bir dünyada gönül ülkesinin sahilline ulaşmak isteyenler nasıl bir okuma süreci takip etmelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilenlere sormalı. Gerçi bilenler de konuşmuyor pek. Ama seçerek okumalı. Öğrendiğimiz bir hikmeti yaşamadan yenisine talip olmamalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, daha nice güzel eserler sunacağınız hayırlı, sağlıklı bir ömür dileriz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Handan Güler &lt;br /&gt;&lt;style type="text/css"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;!--&lt;/p&gt;&lt;p&gt;.quote {width:350px; padding: 6px; border: solid 1px #456B8F; font: 10px helvetica, verdana, sans-serif; color: #222222; background-color: #ffffff}&lt;/p&gt;&lt;p&gt;.quote a {font: 13px arial, serif; color: #003399; text-decoration: underline}&lt;/p&gt;&lt;p&gt;.quote a:hover {color: #FF9900; }&lt;/p&gt;&lt;p&gt;--&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="quote"&gt;&lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/soylesiler/sadik-yalsizucanlar-ile.html" target="_blank"&gt;Sadık Yalsızuçanlar ile...&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadık Yalsızuçanlar - 17.08.2010 01:00&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;© &lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/" target="_blank"&gt;Sadık Yalsızuçanlar&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-3136645584669236494?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/3136645584669236494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=3136645584669236494&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3136645584669236494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3136645584669236494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/08/sadk-yalszucanlarla-soylesi.html' title='sadık yalsızuçanlar&apos;la söyleşi'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TGnPPSF-1UI/AAAAAAAABfs/g5PhKZOsLUo/s72-c/ssy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-3553902943723613148</id><published>2010-08-04T11:33:00.000+03:00</published><updated>2010-08-04T11:33:35.214+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>İLETİŞİM AİLEDE BAŞLAR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TFklqxe8H2I/AAAAAAAABfg/3z1IxxocXCs/s1600/ileti%C5%9Fim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TFklqxe8H2I/AAAAAAAABfg/3z1IxxocXCs/s1600/ileti%C5%9Fim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Aile toplumun temel taşıdır” klişe cümlesini hepimiz biliriz. Ama bu sıradan cümlenin içinde sakladığı gerçekler üzerine pek de düşünmeyiz. Zamanla toplumda sorunlar baş gösterdikçe, bireyler tatminsiz, sevgisiz ve yalnız kalıp toplumsal vicdanı yaralayacak eylemler yaptıkça ailenin önemini fark eder lakin bir sonraki ekstrem olaya kadar konunun aciliyeti noktasındaki farkındalığımızı kaybederiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;Oysa aile, fertlerinin ilk eğitimi aldığı, sevgi ve saygının ruhun özüne yedirildiği, “birey” olma vizyonunun kazandırıldığı en önemli aidiyetlerimizdendir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Burada aile kavramının sosyolojik tahliline girmekten ziyade önemine binaen üzerinde durulması gereken aile içi iletişim konusuna dair kaleme alınmış bir kitaptan bahsetmek istiyorum: İletişim Ailede Başlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kitabın yazarı, Fatih Akbaba. Öncü Kitap’tan çıkan eser Şubat 2010’da ilk baskısını yapmış. Tamamı kuşe kağıt olan ve resimlerle zenginleştirilen eser görselliğin her şeyin önüne geçtiği bir zamanda yaşadığımızın farkındalığı ile oldukça şık tasarlanmış. Yazar, önsözde, 7’den 77’ye herkesin rahatça okuyup anlayacağı bir başucu kaynağı ve cep kitabı hazırlamak için yola çıktığını ve eğitim konferanslarında anlattığı hususları içeren bir eser sunduğunu belirtiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;a href="http://www.pegem.net/kitabevi/105085-Iletisim-Ailede-Baslar-kitabi.aspx"&gt;&lt;span style="font-size: 13.5pt;"&gt;Fatih AKBABA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;&amp;nbsp;,Türkiye’yi dolaşarak “İletişim Ailede Başlar” adlı eğitim seminerleri veren, halkla birebir ilişkiye girerek &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;kıymetli bilgilerini paylaşan bir eğitimci-yazar. Ben de Ankara’da bir konferansını izleme şansını elde etmiştim. Özellikle pozitif enerjisinin akışını sağladığı konuşmasında aile içi iletişim ile aile-çocuk ilişkisi üzerinde durmuştu. Bu verimli söyleşide sık sık vurguladığı ve kitabında da yazdığı birkaç önemli husustan bahsederek size bu kitap hakkında fikir vermek istiyorum:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Mutlu ve başarılı bir insan, güzel ve huzurlu bir aileye sahiptir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-İnsan bir bütündür . Mutlu ol, mutlu et= mutlu et, mutlu ol!.Sadece kendi mutluluğumuzu düşünmemeliyiz, ki mutlu olabilelim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Evlilikte acil ihtiyaçlar listesi: 1- Dürüstlük 2-Sadakat 3-Sabır 4-Sorumluluk (Hepsi birbirinin sebebi ve sonucudur aslında)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Kıskançlık gereksiz yere önce sizi sonra ilişkinizi tüketir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Ailenin güzelliği sırların saklanmasındadır, asla araya başkaları girmemelidir. İlişkinize kimse ilaç değildir.Birbirinin ilacı eşlerdir. Önemli olan dinlemektir, karşımızdaki ile iletişim kurmanın en önemli aşamasıdır dinleyebilmek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Riyakar olunmamalıdır. Eşler birbirini onore etmelidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Kelimeler elbisemizdir, nasıl görünmek istiyorsak öyle konuşmalıyız. (Fatih Hoca bir edebiyatçı aynı zamanda, bu veciz ifadeler de ancak bir edebiyatçının dilinden düşer önce kulağa sonra gönle)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-İşi eve getirmemeli, sorunlar paspasta bırakılmalı :)) ne zor bir tavsiye günümüzde, cep telefonları, iletiler, her an ulaşılabilir kıldı bizi. Fatih Hoca'nın buna da bir önerisi var: Belli saatten sonra telefonları kapatın, bedavanız var diye onla bunla konuşacağınıza oğlunuzla, kızınızla konuşun bedavaya:))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Eşinizi kimseyle kıyaslamayın. Onu özel kılan sizin eşiniz olması bunu unutmayın. Sadakat konusunda zihni zorlayan bir hastalıktır kıyaslama.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Evlilik bağlılıktır, bağımlılık değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Birlikte geçirilen zamanın nitelikli hale getirilmesi ve bu konuda istikrar sağlama da çok önemlidir. Akşam yemeklerini iki saate çıkarabilirsiniz diyor Fatih Hoca. Diziler, bilgisayar oyunları, cep telefonundan uzakta sadece aile bireyleri olmalı bu iki saatlik paylaşımda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;Eskiden evlerde tek ışık yanardı. Şimdi ise herkes kendi odasında ve kendi dünyasında. Bu durum aile bağlarının zayıflaması açısından çok tehlikelidir. Çünkü &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;u&gt;iletişimsizlik çatışmadan daha kötüdür&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;. Kopar gider elimizden her şey, herkes, hele de sanal alem varken.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Evlilik eskimez, bizden geçti demediğimiz sürece:))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Aile bireylerine özel olduğu hissettirilmeli. Aşkım, hayatım gibi kavramlar içi boşaltılmadan sadece eşler arasında kullanılmalı, çocuklara asla kullanılmamalı ki, kavram kargaşası oluşmasın zihinlerde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Evlilik fikir ortaklığıdır, unutulmamalı. Empati yap huzur bul:))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Evlilik uyumdur, birbirine bakmak değil, aynı yöne bakmaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Dokunmak...İletişimin, sevginin en büyük göstergesidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Kahveler beyden:)) formülü , bir kahvenin yapım zahmetini üstlenmeli ara sıra erkekler diyerek bazen rolleri değişmenin empati yeteneğini geliştirdiğini hatırlatıyor Fatih Hoca, beylere seslenirken.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Farklılıkların ayrılık değil, zenginlik olduğu unutulmamalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-"HAKİKİ SEVGİ, İYİLİK GÖRDÜĞÜNDE ARTMAYAN, KÖTÜLÜK GÖRDÜĞÜNDE AZALMAYAN SEVGİDİR"&amp;nbsp; demiş bir büyük...Ne zor, ne güzel bir ölçü...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Maneviyat güçlü olmalı ki, topluma da yansısın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-Çocuklara uyarıcı değil öğretici olmalı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-BİRBİRİNİZE KARŞI HATAYI BÜTÜTÜCÜ DÜRBÜNLER KULLANMAYIN.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-İNSANLAR BİRBİRLERİNE İYİ DAVRANDIKÇA GENÇ KALIRLAR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;-SEVDİKLERİMİZİN DEĞERİNİ KAYBETMEDEN BİLELİM...VE&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2009/12/yorgun-bir-yila-vedakirlangicin.html"&gt;&lt;span style="font-size: 13.5pt;"&gt;KIRLANGICIN ÖYKÜSÜ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;'nü anlattı Fatih Hoca.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;Aslında bu kitapta çok güzel ve önemli tavsiyeler var. Hepimizin bildiği ancak uygulamadığının toplumdaki suç oranları ve boşanmaların artması ile görünür olduğu bilgiler. Ama sanırım ara ara uzmanlar bunları bize hatırlatmalılar ki hayatımıza hayat kılabilelim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;Bize buraya alıntıladığımız güzel bilgileri aktaran Fatih Akbaba'ya teşekkürlerimi sunuyor, en kısa zamanda kitabı okumanızı, çevrenize okutmanızı tavsiye ediyorum. Dilerim bir gün bir yerde sizin de yolunuz onunla kesişir ve konferanslarını dinlerken olumlu elektiriği size de geçer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 13.5pt;"&gt;Handan GÜLER&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-3553902943723613148?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/3553902943723613148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=3553902943723613148&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3553902943723613148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3553902943723613148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/08/iletisim-ailede-baslar.html' title='İLETİŞİM AİLEDE BAŞLAR'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TFklqxe8H2I/AAAAAAAABfg/3z1IxxocXCs/s72-c/ileti%C5%9Fim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-3953654609691399532</id><published>2010-07-25T23:40:00.000+03:00</published><updated>2010-07-25T23:40:05.103+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>SPİNOZA ÜZERİNE ONBİR DERS</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TEyhDiXMvKI/AAAAAAAABeo/qVVkq4m1M5U/s1600/spinoza.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TEyhDiXMvKI/AAAAAAAABeo/qVVkq4m1M5U/s1600/spinoza.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;SPİNOZA ÜZERİNE ONBİR DERS&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;“Felsefeyi bir kelime ile tanımlamak gerekseydi, “…ölçüde” sanatıdır felsefe diyebilirdik. Tesadüfen “…ölçüde” diyen birini görürseniz, evet, düşünce doğuyor diyebilirsiniz. Düşünen ilk insan ”…ölçüde” diyendir. Niçin? “…ölçüde” kavram sanatıdır. “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;Elimizde felsefeye giriş açısından önemli bir kitap var:20.yy. kıta felsefesinin önemli figürlerinden olan çağdaş Fransız düşünürü Gilles Deleuze (1925-1995) çalışmalarını daha çok batı felsefe tarihinin önemli düşünürlerine dair hazırladığı monografiler üzerinden geliştirmiştir. Vincenns’ de verdiği derslerin bant çözümlemeleri olan bu üç kitaplık seri (Leibniz-Kant-Spinoza) felsefenin üç temel noktasını teşkil eden bir çalışmadır. Derslerin tarih sırası değil içerikleri gözetilerek Ulus Baker tarafından çevrilmiş, Aliye Kovanlıkaya tarafından yayına hazırlanmış, Şubat 2008’de Kabalcı Yayınevi tarafından basılmıştır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu kitabı okumaktan zevk aldığımı belirtmek isterim. Ara ara yorucu olsa da serinin diğer iki kitabını da okumayı düşünüyorum. Burada Etik isimli büyük bir külliyattan seçilmiş konular Deleuze’ nın perspektifinden verilmiş. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Dolayısıyla iki tür okuma yapmak faydalı olacaktır. Birincisi, filozofu bir başka filozofun anlatımından okumak, Spinoza’ nın fiili bir imkan olarak sunduğu özgürleşme imkanını bu anlatımın içinden yakalamak, ikincisi; Deleuze’ nin Spinoza’ yla aramıza koymadığı mesafeyi metinle aramıza koyarak nispeten dışsal bir okumak yapmak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;Elbette eserin tamamına vakıf olmak daha iyi anlaşılmasına sebep olacaktır. Ama yine de akıcı bir uslupla Spinoza’yı hiç bilmeyen birinin de temel kavramları anlamasına vesile olacak bir kitap var elimizde, Deleuza’ nın arzusu felsefeyi sokaktaki insanın da anlayacağı bir pencereden sunmak olduğundan izahlar geniş tutulmuştur. Bu hususları kitaba bırakarak birkaç temel kavram üzerinden kitabı anlatmak istiyorum.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Şunu da ifade edelim: Felsefe tarihi üzerine çalışan Deleuze Spinoza’ya içten içe bir hayranlık besler ve ona filozofların en filozofu, en katıksızı, filozofların prensidir, der. Hatta filozofların İsa’sı ve en büyük filozoflar da ancak ve yalnızca bu gizeme yaklaşan veya uzaklaşan havarileridir Deleuze için. Bu nedenle kitabı okurken yazarın hayranlığı ve hayranlığının sonucu olan&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;mesafesizlik hep akılda tutulmalıdır, der çevirmen.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Kısaca özetlemek gerekirse şu aktarımı yapmak faydalı olacaktır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;Aslında iyi ile kötünün, faydalının ve zararlının, yani tattığımız neşe ve kederin dışında Hayr ve Şer yoktur. Ama keder, şeyler hakkındaki ”uygun olmayan” bir bilgiden ayrılmaz. Şeylerin zorunluluğunu bilip tanıyan biri asla kederlenmez; yetkin olmak için dünyanın kendi keyiflerine uygun olması gerektiğini düşünenlerin yaptığı gibi gerçeğe kızmanın yeri yoktur. Gerçeği zorunluluğu ile tanıyan biri, görünüşte en korkunç bir gerçek söz konusu olsa bile, böylece bundan bir doyuma erişir.Hiç değilse ne olup bittiğinin biraz farkına varır. Özgür, yani aklın kılavuzluğunda yaşayan biri demek ki, hiçbir keder duymayacak ve hiçbir Hayr ve Şer kavramı oluşturmayacaktır. Ama bu elbette imkansızdır ve yalnızca ideal bir durumdur: Biz hayal gücümüze bağımlı kalırız ve varoluşumuzun bir kısmını gözler açık rüya görerek geçiririz.-SPİNOZA-&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Bir filozof nihayetinde yalnızca mefhumlar icat eden biri olmakla kalmaz; belki algılama tarzları icat eder, diyerek başlıyor dersine Deleuze. Onu okumamış bile olsanız merak etmeyin, hikayeyi ben anlatacağım diyerek dinleyiciyi rahatlatıyor . &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;İdea: Temsil Edici Düşünme Tarzı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Duygu: Temsil Edici Olmayan Düşünme Tarzı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeanın bir biçimsel gerçekliği vardır; yani idea kendi başına bir şeydir. Bu biçimsel gerçeklik onun içsel karakteridir ve bu da onun kendinde kuşattığı gerçeklik veya yetkinlik derecesidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Duygu: Varolma Kuvveti veya Eyleme Kudretinin Sürekli Varyasyonu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Bir idea başka bir ideayı kovalar, bir idea başka bir ideanın yerini bir anda alır, bir süreklilik vardır ve bu Spinoza’ ya göre var olmak bu demektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Sahip olduğu idealara bağlı olarak herkeste eyleme kudretinin veya var olma kuvvetinin artması-azalması şeklinde bir sürekli varyasyon vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Spinoza, duyguyla oluşan bu melodik sürekli varyasyon çizgisi üzerinde iki kutup tayin edecektir: Sevinç-üzüntü. Bunlar onun için temel tutkular olacaktır: Eyleme kudretinin azalışını içeren her tutku, her ne olursa olsun üzüntü, eyleme kudretimdeki artışı kuşatan her tutkuysa sevinç adını alacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Üç Tür İdea: Duygulanış, Mefhum, Öz &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Duygulanış&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;; bir cismin başka bir cismin eylemine maruz kaldığı durumdur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Eğer bedenim böyle yapılmışsa, eğer bedenim bir parçalar sonsuzluğunu içeren belli bir hareket ve sükunet bağıntısıysa ne olur? İki şey olabilir: Sevdiğim bir şeyi yerim, ya da başka bir örnek, bir şeyi yerim ve zehirlenip yere yığılırım. Kelimesi kelimesine söylersek birinci durumda iyi bir karşılaşma, ötekindeyse kötü bir karşılaşma yapmışımdır. Kötü karşılaşmada bedenimin bağıntısını bozan bir bağıntı ile karşılaşmışımdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza diyordu ki, kötülüğün ne olduğunu söylemek, anlamak hiç de zor değil, kötülük kötü bir &lt;u&gt;karşılaşma&lt;/u&gt;dır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bedeninizle kötü bir şekilde &lt;u&gt;karışan bir cisimle karşılaşmadır&lt;/u&gt;. Kötü bir şekilde &lt;u&gt;karışmak&lt;/u&gt; ise tali bağıntılarımızdan ya da bileşen bağıntılarımızdan birinin tehdit edildiği, tehlikeye atıldığı ya da bozulduğu şartlarda ortaya çıkan karışmadır&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Kötülük&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;, kötü bir karşılaşmadır der. Bu bağlamda tanrıbilimin temel noktalarından olan “&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Ademi Yetkinlik Kuramı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;”na karşı çıkar ve Adem var olmuşsa, mutlak bir yetkinsizlik ve mutlak bir upuygunsuzluk tarzında var olmuştur. Oysa Hristiyan öğretiye göre, Adem günah işlemeden önce, olabildiğince yetkin yaratılmıştır. Sonra da tamamen düşüş öyküsü olan günah öyküsü anlatılır. Oysa Spinoza bu durumu ilk yasak yerine kötü karşılaşma, zehirlenme öyküsü olarak izah eder. O elma zehirlidir, bu nedenle yememesi söylenmiştir. Yemiş ve bağıntıları bozulmuştur. Burada Adem’in kabahati itaatsizlik değil hiçbir şey anlamamış olmasıdır, der. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Mefhum&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;; Nedenin kavranmasına bağlı olarak upuygun(yazara ait bir kelimedir) olan düşünme tarzıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Mesela zehirlendiğimde bu, arsenik cisminin benim bedenimin parçalarını, beni karakterize eden bağıntıdan başka bir bağıntıya geçmeye zorladığı anlamına gelir. O anda bedenimin parçaları, arsenikle tamamen birleşen, arseniğin dayattığı yeni bir bağıntıya girer; arsenik ise mutludur, benimle beslendiği için. Arsenik mutlu bir tutku yaşar, çünkü her cismin ruhu vardır. Ben ise üzgünüm, ölmek üzereyim. Yani burada mefhuma ulaşıyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Hasıl-ı kelam; tesadüfi karşılaşmalara bağlı olarak etki aldığımda ya üzüntü ya da sevinçle duygulanırım. Üzülünce eyleme kudretim azalır, sevinçte eyleme kudretim artar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Spinoza kendisini bağlamamak için hiçbir yerde ders vermemiş yaşadığı esnada hiçbir yayın yapmamıştır. Öğrencileri ile mektuplaşarak felsefe sorularına cevap vermiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;İşte bu sorulardan biri;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Aşağılık bir duyusal iştah tarafından yönlendirilmem ne demektir? Hakikaten aşıksam durum nedir&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;?” Blyenbergh’in bu sorusuna Spinoza da Şu cevabı verir: Orada, içeride bir eylem veya daha doğrusu bir eylem eğilimi vardır: Mesela arzu. Aşağılık duyusal iştah tarafından güdüldüğümde bu bir şeyin arzusudur. Mesela kötü bir kadını arzuluyorum, daha da kötüsü bir çok kötü kadını arzuluyorum. Eylem her durumda erdemdir, bu eylem sevişmek bile olsa. Çünkü bedenimin yapabileceği bir şeydir, vücudumun kudreti dahilindedir. Ama eğer burada kalırsam aşkların en güzeli ile aşağılık duygusal iştahı ayırt edebilmek için elimde hiçbir araç kalmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Aşağılık duygusal iştahın can sıkıcı nedeni aslında eylemimi ya da eylemin imgesini, bağıntısını bu eylem tarafından bozulan bir şeyin imgesiyle ilişkilendirmemdir. Diyelim evliyim, çift olma bağıntısını bozuyorum, bu nedenle rahatsızım ama bozmadan aldığım keyifle aşağılık duygusal iştaha yeniliyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Aşkların en güzelinde ise tam tersi bir durum söz konusu; Eylemim tam olarak aynı. Fiziksel eylemim, bedensel eylemim, eylemimin bağıntısıyla doğrudan bileşen bir bağıntıya sahip olan şeyin imgesine bağlanıyor. Aşkla birleşen iki birey, her ikisine de parçaları olarak sahip olan tek bir birey oluşturur. Aşağılık bir şekilde duyusal olan aşkta ise, biri ötekini bozar, öteki berikini bozar, yani tam bir bağıntıların bozulması sürecidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Ama her zaman şu noktaya çarpıp kalıyoruz: “&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Eyleminizin bağlanacağı şeyin imgesini nihai olarak siz seçmiyorsunuz. Burada sizin elinizde olmayan bir sürü neden ve etki işe karışır. Bu aşağılık duygusal aşkın sizi teslim almasını sağlayan nedir? Şunu asla diyemezsiniz: Ha, başka türlü de yapabilirdim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza iradeye inananlardan değildir, onun felsefesi şeylerin imgelerini eylemlerle ilişkilendiren tam bir determinizmdir. O zaman şu formül çok tedirginlik verici hale gelir: Sahip olduğum duygulanışlara bağlı olarak ne kadar olabilirsem o kadar yetkinimdir, mümkün olduğu kadar kudretim yettiği kadar yetkinimdir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Duygulanış&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;; bir şeyin imgesinin benim üzerimdeki anlık etkisidir. Mesela algılar duygulanıştır. Örneğin karanlık bir odadayım meditasyon yapıyorum, tam bir şey yakalayacakken öküzün biri(affınıza sığınarak bu tabirleri aynen kitapta geçmesi hasebiyle kullanıyorum) gelip ışığı yakıyor. Fikri kaçırdınız, kızgınsınız, ondan nefret ediyorsunuz, çok uzun sürmese bile nefret ediyorsunuz. Bu durumda aydınlık hale geliş size kudretinizin azalması sonucunu getirdi. Kuşkusuz karanlıkta gözlüğünüzü arıyor olsaydınız, size kudret artışı getirmiş olacaktı. Bu durumda ışığı yakan kişiye teşekkür ederim, seni seviyorum diyecektiniz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Yani her duygulanış anlıktır. İçinde olduğum andakine bağlı olarak ne kadar olabilirsem o kadar yetkinim. Anlık özün aidiyet küresi işte budur. Bu anlamda ne iyi ne kötü vardır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Ama öte taraftan anlık hal her zaman bir kudret artışı veya azalışı kuşatır. Ve bu anlamda iyi ve kötü vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Nefret etmek&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;; sizi bozmakla tehdit eden şeyi bozmak istemektir. Üzüntü nefret doğurur. Ama nefret sevinç de doğurur. Nefretin sevinçleri nelerdir? Kötü kalpliyseniz, kalbinizin üzüntü sevinçleri ile ferahlayacağına inanarak kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Ama hareket noktanız üzüntü lekesi olarak kaldığı sürece sevinçleriniz hep telafi sevinci olarak kalacaktır. Nefret adamı, hınç adamı başta üzüntü tarafından zehirlenmiş kişidir. Sonuçta böyle bir kişi sevinçlerini üzüntüden başka şeyden türetemez hale gelir. Bunların hepsi acınacak sevinçlerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Rastlama, karşılaşma kavramlarına geri dönersek; pek görmek istemediğim biri odaya giriyor, kendi kendime diyorum ki yandık, bende bir tür kuşatma ortaya çıkıyor. Kudretimin bir kısmı bu nesnenin bana uymayan nesnenin üzerimdeki etkisiyle baş etmeye tahvil ediliyor, yatırılıyor, ayrılıyor. Şeyin üzerimdeki etkisini kuşatıyorum, kudretimin bir kısmını şeyin bende bıraktığı izi kuşatmaya hasrediyorum. Niçin? Kuşkusuz onu dışarıda bırakmak, belli bir mesafede tutmak, defetmek için. Sonuçta kudretim azalmış hareketsiz kılınmış, sabitlenmiştir. Bu az kudretim olduğu anlamına gelmez, ama etki ile eksilmektedir. Spinoza der ki, kayıp zaman gibi, bu durumda kudretimin belli bir kısmı sabitlenmiştir. Bu bir tür kasılma halidir, kudretin kasılıp, donup kalmasıdır; kötüye doğru gittiği ölçüde, zaman kaybı, kayıp zamandır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Sevinçle işler çok ilgi çekicidir. Spinoza’ nın sunduğu şekliyle sevinç deneyimi: Mesela bana uyan bir şeyle karşılaşıyorum. Sözgelimi müzik. İç burkucu sesler vardır. Her şeyi daha karışık hale getiren şey ise, bu iç burkucu sesleri harikulade ve ahenkli bulan insanların olmasıdır. Ama hayatın sevincini getiren de işte böyle bir şeydir; yani sevgi ve nefret bağıntıları… Çünkü bu iç burkucu sese karşı nefretim, bu sesi seven herkese yayılma eğilimi gösterir, onlar da iç burkar hale gelir. O zaman evime dönerim, bana meydan okuma gibi gelen bu sesler kulağımdadır. Tüm bağıntılarımı hakikaten bozan bu sesler kafama girer, karnıma girer… Kudretimin bir kısmı bana nüfuz eden bu sesleri uzak tutmaya çalışırken sessizliğe ulaşırım ve sevdiğim bir müziği koyarım; her şey değişir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Sevdiğim müzik nedir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;? Benim oranlarımla bileşebilen ses bağıntıları demektir. Ve düşünün ki, tam o anda pikabım bozuluyor, nefret ediyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Ama sevdiğim müziği dinlerken kudretim artıyor. Yani üzüntüdeki gibi kudretimin bir kısmı kasılmıyor. Çünkü bağıntılar birleştiğinde bağıntıları birleşen iki şey bir üst birey oluşturur, onları içine alan onları parçaları halinde kendinde bulunduran üçüncü bir birey. O zaman kudretimin artma ve genişleme halinde olduğunu söylerim. Bu örneklerin ele alınmasının sebebini Deleuze şöyle ifade eder: Nietzsche’nin affect dediği şey, Spinoza’nın affectus dediği şeyle tam tam aynıdır. İşte bu bakımdan Nietzsche tam bir Spinozacıdır, yani kudretin azalması ve artması bakımından.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Üzüntü ekip biçen insanlar vardır. Öyle kudretsiz insanlardır ki, işte tehlikeli olanlar bunlardır. Gücü, iktidarı ele geçirirler ve devamı için üzüntüye ihtiyaç duyarlar. Kölelerden başkası üzerinde hakimiyet kuramazlar ve kölelik tam anlamıyla kudretin azalması rejimidir. Nefret edecek kimse bulamazsanız kendinizden nefret edin, üzüntüden geçmezseniz faydalı olamazsınız derler. Spinoza için bu lanet olası bir durumdur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Üzüntüler hep olacaktır. Mesele var olup olmamaları değil, mesele onlara verdiğimiz değerdir, onlara atfettiğimiz itibardır. O ölçüde sorunu kuşatmak için kudretinizden kaybedeceksinizdir. O halde mutlu bir sevgide, sevinçli bir aşkta ne olup biter? Burada ötekinin bağıntılarının azami çoğunluyla, kendi bağıntılarınızın azami çoğunluğunu birleştiriyorsunuz; cisimsel, algısal her türden. Ve icat etme hiçbir zaman durmaz, bizim bağıntılarımızdan meydana gelen üçüncü birey önceden yoktur, her seferinde yeniden icat ederim. Bu nedenle bağıntılara dair size uygun adam ya da kadını bulacak bilimsel bilgiye haiz değiliz. El yordamıyla ilerlenir, körlemesine. Bazen yürür bazen yürümez. Asla yürümeyeceğini söyleyen insanlar vardır, işte bunlar üzüntü insanlarıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Size uymayan bir şeyi hiçbir şekilde yapmayın. Bu yeni bir bulgu değildir, şunu yapmanız gerekir şeklinde bir ahlakçılık da değildir, herhangi bir şey yapmak gerekmiyor, kendi yolunu bulmak gerekiyor. Yani çekilmek değil, bir parçası olarak dahil olabileceğim daha üst bireylikleri icat etmem gerekiyor, çünkü bu bireylikler daha önceden yok.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Öz ezeli- ebedidir. Siz bir kudret derecesisiniz. Yani, Tanrı kudretinden bir pay, parçasınız. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kudret niceliğine de her zaman &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;YEĞİNLİK&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt; adı verilmiştir. “Kudret parçası” bir uzamlı parça değildir, açık bir şekilde bir yeğin parçadır. Biri ötekinin içinde ama merkezleri aynı olmayan iki çember gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza insanın doğasına ait hiçbir şey olmadığını düşünmektedir. O her şeyi oluşa bağlı olarak düşünen bir filozoftur. Ancak akıllı, özgür gibi şeylerin bir anlamı varsa bu ancak bir oluş sürecinin sonucudur. Bu daha şimdiden yepyeni bir durumdur. Dünyaya atılmış olmak tam anlamıyla her an beni çözüp dağıtabilecek bir şeyle karşılaşma riski taşımak demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza aforoz edilmiş bir yahudidir.Etik’in birinci kitabı, Tanrı’ya dair başlığını taşır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Ateizm bir bakıma hiçbir zaman dinin dışında olmamıştır: Ateizm din çalışan sanatçı kudretidir. Tanrıyla her şeye izin vardır. Felsefe için de aynı şeyin geçerli olduğuna dair kuvvetli bir hissim var. Filozoflar bize Tanrı’dan o kadar çok bahsettilerse, tabi ki iyi Hristiyanlar, inançlı kişiler olabilirler, bunun güçlü bir eğlenceli tarafı da olmalıdır. Bu inançsızlığın getirdiği bir eğlence değildir, yapmakta oldukları çalışmadan duydukları sevinçtir. Ve nasıl ki Tanrı ve İsa resim sanatının çizgileri renkleri ve hareketleri benzerlik zorlamasından özgürleştirmesi için olağanüstü vesileler oldularsa aynı şekilde felsefe için de Tanrı ve Tanrı teması, felsefede yaratımın nesnesi olan şeyi, yani kavramları, kendilerine dayatılan zorlamadan; yani kısaca söylersek şeylerin temsili olma zorlamasından özgürleştirmek için yeri doldurulmaz bir vesile olmuştur. Kavramın özgürleşmesi Tanrı düzeyinde olmuştur, çünkü artık herhangi bir şeyi temsil etmek görevi yoktur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza’nın Etik’in birinci kitabında Tanrı diye adlandırdığı şey dünyanın en tuhaf şeyi olacaktır. Tüm bu olanakların toplamını bir araya getirdiği ölçüde Tanrı kavramı olabilecektir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Etik, Deleuze’ ye göre spekülatif ya da teorik önerme adını verebileceğimiz büyük bir ilk&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;önerme üzerine inşa edilmiştir: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Mutlak olarak sonsuz, yani bütün sıfatlara sahip olan bir töz vardır; yaratılmış denen şeyler de yaratılmış değildir; bu tözün tarzları veya var olma halidir. Demek ki tüm sıfatlara sahip ve ürünleri var olma tarzı veya hali olan tek bir töz var. Bunlar tüm sıfatlara sahip tözün var olma tarzıysa, bu tarz tözün sıfatlarında var olur, sıfatlarda bulunur. Bu sıfatlar arasında hiyerarşi de yoktur.&lt;/i&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Aklın kılavuzluğunda yaşayan biri için acıma kendi başına kötü ve faydasızdır.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;İyi bir toplum&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;; insanın özünün içinde gerçekleşebileceği bir toplumdur, der. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Klasik bilge neyi hedefler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;? Özün ne olduğunu belirlemeyi hedefler. Buradan tüm pratik görevler türeyecektir. İşte bilge kişinin siyasi hedefi budur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Spinoza, Hobbes’u çok okumuştur. Düşünce aleminde skandallar yaratan bir düşünürdür Hobbes. Şeyler özle tanımlanmaz, kudretle tanımlanır. Buna bağlı olarak doğal hak şeyin özüne uyan değil, şeyin yapabilecekleridir. Bir şeyin hayvan olsun, insan olsun, hakkı yapabileceği şeydir. Büyük balık küçük balığı yutar, bu onun hakkıdır. Aslında herkes bunu biliyordu ama söylemiyordu, Hobbes geldi ve &lt;u&gt;bu önermeyi&lt;/u&gt; sesli söyledi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Sonuçta; varlıklar özleriyle değil kudretleriyle tanımlanır, formülüne ulaşırlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Acımayla herkes kaybeder, çünkü herkes başkalarının kederli halini görerek kederlenir. Bu kuşkusuz doğal bir duygumuzdur, ama onu ahlaki bir buyruğa dönüştürmemek gerekir; çünkü bu köleleştirici ahlak herkesi güçsüz kılmaya eğilim gösterir. Başkalarına gerçekten yardımcı olmak isteyen birinin onlara biraz daha güç kazandırmaya, özerklik vermeye çalışması, onlara acıyıp durmasından daha iyi değil mi? Komşusunun yardımına kadınsı bir acımayla, tarafgirlik veya hurafecilikle değil, yalnızca aklın kılavuzluğunda koşmak mümkündür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Her bireyin sonsuz sayıda uzamlı parçası vardır. Yani bileşik olmayan birey yoktur. Basit bir birey Spinoza için tümüyle anlamdan yoksun bir mefhumdur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Bu noktada Gueroult’ la beraber bazı farklar belirtseler de insanın uzamlı parçaları arasında diferansiyel bağıntı olduğunu vurgularlar. 17. yy. ikinci yarısında bir çok filozof bu noktadaydı ve çoğu da felsefe yanında birer matematik bilginiydi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Ölmek&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;; artık parçalarım yok demektir ve bu sıkıcı bir şeydir. Bana ait olan parçalar artık bana ait olmaktan çıkar. Kurtları besler, böylece başka bir bağıntıya girer. Zaten tüm parçalar öze aittir. Ölümle etkili kılınan şey bağıntının etkili kılınmasıdır, kendisi değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza soruyu o kadar açık ve kesin bir şekilde sordurur ki, kendi kendimize işte cevap bu deriz ve cevabı gerçekten bulmuş olduğumuz izlenimine kapılırız. Size bu izlenimi verenler yalnızca büyük yazarlardır. Her şeyi tamamladıkları zaman dururlar, ama hayır, söylemeden bıraktıkları küçük bir şey vardır. Onu bulmak durumundasınızdır ve kendinize şunu dersiniz: Bulmak durumundaydım, buldum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Spinoza bir pozitivisttir, çünkü ifadeyle işareti karşı karşıya getirir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Spinoza TANRIBİLİMSEL SİYASİ ÇALIŞMASI’ nın çok güzel bir sayfasında şöyle ifade ediyor: Hiçbir zamana devredilemeyecek tek bir özgürlük vardır, o da düşünme özgürlüğüdür. Eğer sembolik bir alan varsa bu buyruğun, emrin ve boyun eğişin alanıdır. Bu işaretlerin alanıdır. Bilginin alanı bağıntıların, başka bir deyişle teksesli ifadelerin alanıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;Her yazarı, düşünürü kendi kaleminden okumak önemlidir. Umarım bu çalışma Spinoza hakkında az çok bir fikir vermiştir . Umarım, bizi filozofun dünyasına taşıyacak bir köprü olmayı başararak, hakikati&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;arama yolculuğunda sorularımıza ve cevaplarımıza bir ışık olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoTitle" style="margin-bottom: 7.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 7.0pt; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; font-weight: normal; layout-grid-mode: both; mso-ansi-language: TR;"&gt;HANDAN GÜLER&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-3953654609691399532?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/3953654609691399532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=3953654609691399532&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3953654609691399532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/3953654609691399532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/07/spinoza-uzerine-onbir-ders.html' title='SPİNOZA ÜZERİNE ONBİR DERS'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TEyhDiXMvKI/AAAAAAAABeo/qVVkq4m1M5U/s72-c/spinoza.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-5977834818178198448</id><published>2010-07-03T01:47:00.001+03:00</published><updated>2010-07-03T01:50:00.092+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>SÜRGÜNDE YÜREĞİM…</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TC5saMZZ95I/AAAAAAAABd4/UwAECvqrqpg/s1600/sar%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TC5saMZZ95I/AAAAAAAABd4/UwAECvqrqpg/s320/sar%C4%B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu yazı &amp;nbsp;&lt;a href="http://www.edebistan.com/index.php/handanguler/surgunde-yuregim/2010/07/"&gt;EDEBİSTAN&lt;/a&gt;.COM'da yayınlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;SÜRGÜNDE YÜREĞİM…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;“Senin kalbinden sürgün oldum ilkin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği”&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;SEZAİ KARAKOÇ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir sürgündü yaşadığım, ana kucağından kopuşla başlayan, ucu bucağı, sonu olmayan…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;O zamanlar, gerek fizik gerek zihnen varoluş sebebim babamın hasretiyle böylesine kavrulacağımı, gurbet duygusunun giderek derinleşeceğini bilmiyordum daha. Şairin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;“Daha şıvan düşmemişti böğrüme, daha deli deli esmemişti rüzgar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sanırdım bütün ırmaklardan aşacaktım, halayda delikanlı başı olacaktım” dediği gibi iki kere ikinin dört ettiğini sandığım zamanlardı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Yıllar içinde, uzağından kucağına döndüğüm vakitlerde bile onunla aramıza giren, kalbime dokunmasını engelleyen bu sürgün hali oldu hep. Aslında, beni bu sürgüne ilikleyen kodları da o girmişti belleğime. Zamanla beni benden alan, beni benden çalan, sadece silüetten ibaret kılan bir sürgüne dönüştüğünde kodları okuyuş farkımız, derin bir uçurumdan düşmüştük birlikte. Birbirimizi az çok görebilecek bir mesafede, karşılıklı adım atamayacak kadar yaralı ve beni kahreden, yakan, yıkan bir dokunamama haliyle karşı karşıyaydık.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Zamanın karakediliğine yenik düşen duygularımız bizi kelimelerden de mahrum edince içine düştüğüm kimsesizlik kuyusunda epeyce kaldım. Sanki sürgün içinde sürgün, acı içinde acı yazılmıştı kader çizgime, sürekli tekrarlayan bir döngüsellik içinde…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir vakit sonra kendimi öyle bir sarmalın içinde buldum ki bu sürgünde, kimsenin göremediği çelikten bir örüntü çevrelemişti yüreğimi, esir almıştı zihnimi. Hayat hızına yetişemediğimiz yanılsamasıyla akıtılırken ben olduğum yerde kıpırdamadan duruyor, sanki demir parmaklıkların ardından izliyordum olup bitenleri. Kendimi dinliyordum bazen, sürgünün ruhumun çehresinde bıraktığı kalıcı izlerden mütevellit ağrılarımın rutinleşmesini .&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Hiçbir zaman kurtulamayacağım o yalnızlık duygusu ile bitişen yüreğim sılaya dönme arzusunu da yitirdi bu çıkmazda.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sonra bir gün bir başka günü kovalayıp erişmişken şimdiki zamana farkettim ki, dönebileceğim bir yerim yok artık benim. Nereye sürülse bedenim kalabalıklarda, gurbet koluna girmiş yüreğimin, “garip”liğime sırıtmakta. Gördüklerim, sevdiklerim, bildiklerim, biliştiklerim hepsi kurmaca. Dokunduklarım birer gölge, dokunamadıklarımsa sadece gölgede yitmemiş hayal kırıntıları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bıraktıklarıma, koparıldıklarıma, ayrıldıklarıma şimdilerden bakınca, oraya buraya savrulmuş, ruhumdan çalınmış parçaları görüyorum aslında. Ne yapsam bir daha geri gelmeyecek aidiyetlerim resimlerde kalmış birer hatıra. Her seçiş bir kaybedişmiş ya, tercihlerim mi, vazgeçtiklerim mi daha değerli anlayamadım hala.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Yavrum diye açılan o emniyetli kucağa başı yerde bir yaslanış bekliyor artık beni sılada,&amp;nbsp;&amp;nbsp;“Olmadı işte, olmadı!!!” diye bağıran yüreğime inat sessiz kalış, içimde derinleşen boşluğu artırıyor ama olmuyor işte, olmuyor hiçbir şey istediğin(m) gibi baba!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Her gün yeni bir mucize ile uyanıyor dünya, her şey her an yeniden yaratılıp tazeleniyor ama&amp;nbsp;&amp;nbsp;insan içten içe kemiren bir pişmanlıkla iki büklüm olduğu yerden etrafına bakınca, güneşin doğuşuna bile bana ne diyecek bir lakaydlığa&amp;nbsp;&amp;nbsp;hapsoluyor, ülfet perdesi kalınlaşıp ışık sızdırmaz bir hal alıyor zamanla. Ve apaçık hakikat gizleniyor; yaprağı yaprak, damlayı damla, güneşi güneş sanan aklın odalarında.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Kıs(tır)ıldığın köşeden kurtulmak için “Ben”in kalmadığı bir noktada bir başkasının benliğine yerleşmeye çalışıyorsun. Yaradılışına ters bir benlik kurmaya uğraşıyor, her seferinde çatmaya çalıştığın yapının çökmesiyle enkaz altında kalıyorsun sonra.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir el, bir söz, bir gülüş tutup çıkarıyor bazen seni ordan umuda, bazense organ mafyasının acımasız örgüt mensupları gibi gelip deşiyorlar parçalarını acımasızca. Kestiklerini hissediyor, seslerini duyuyorsun ama tek kelime çıkmıyor dilinden, ben ölmedim, yapmayın, yaşıyorum ben diyemiyorsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;İçinden bir ses susturuyor seni, bırak yapsınlar kabul et artık ölüsün sen, belki bir yerlerde bir parçan işe yarar, birine göz olursun, birine huzur, kanın bulaşır belki geleceğe uzanan köprünün bir tuğlasına, sesini çıkarma gassalın elindeki meyyit gibi ol yaşatmak adına...Rabb, nimetlerle terbiye eden ya, kıymetini bilmediğin her nimet gibi yaşama hakkın da alındı unutma. Bir kalbin, tek o var hala. Belirsiz bir zaman daha seninle beraber kalacak sarayının konuklarına dikkat et ki, tek sığınağın da kayıp gitmesin elinden. Sağlam at adımını, tutun o ipe, sakın bırakma! Eline&amp;nbsp;&amp;nbsp;geçecek fırsatlar, ipten elini bırakırsan yakalayacaklarına hani, dur demeyi bil, aldanma, aldatma.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Kırılacak şişeleri elde etmek için, zamanı geldiğinde elmasa dönüşecek kömür karası yüreğini inceden inceye her yeri saran rengarenk cam işçiliği örneklerine tutulup cam ocağında ateşin kollarına bırakma.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Dinle bak, ne kadar da sessiz dünya…Hiçbir gürültü yok aslında. Kuş sesindeki cıvıldamalar çocukların şen kahkahaları da olmasa yaprak kımıldamıyor huzuru kaçmasın diye insanın sanki bu gün doğada.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bembeyaz martının kanadında süzül özgürlüğe, oradan dalga boyuna gir sukunetin yanılsamalar denizinin terkiyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Şiirin sıcak kollarına bırak kendini, izin ver sarmalasın seni, tıpkı eski günlerdeki gibi. Şairin gönderilen ilhamı, hatırlatsın indirilen aziz kelimeleri.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;En güçlüsü bile mısraların, cılız nehirler gibi olsa da okyanusun yanında, ona kavuşmak için baş koymuşlar o yola, secdeye kapanırcasına: “O gün her kim azaptan uzak tutulursa, muhakkak ki Allah ona merhamet etmiştir. İşte en büyük mutluluk, en açık başarı budur. Eğer Allah sana bir sıkıntı verirse O’ndan başkası onu gideremez. Sana bir hayır ya da nimet verirse…Zaten O herşeye olduğu gibi buna da elbette Kadir’dir. O kulların üstünde hükmünü yürüten mutlak hükümrandır, her işi tam hikmetle yapar ve her şeyden haberdardır”(En’am, 16-17-18)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Evet baba! Ben, sendeki ben değilim artık ama O herşeyden haberdar: çabalarından, dualarından, çatmaya çalıştığın benliklerimizden, bitmek bilmeyen kışlardan, hergün başka surette hayatımıza süzülen gulyabanilerden, sahte kimliklerle gönül kapımıza dayanan şeytanlardan, bazen onlara yenilişimden, daha çok direniş çabamdan, çoğu zaman halsiz bırakan yaralardan, nefesimi kesen heyecanlardan, evin içinde deli divane dönüp durduğum gecelerden, gözyaşıma yüklediğim hasretten, sensizliğimden, kimsesizliğimden haberdar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Ben de O’nun her işi hikmetle yaptığından, sabrından, mühlet verişinden, kimsesizlerin kimsesi oluşundan, yüreğimizi delip geçen anne şefkatinin, başımızı döndüren, benliğimizi unutturan aşk duygusunun sadece Rahmet’inin yüz damlasından bir damla bile olmadığından haberdarım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bana seni ve annemi verişinden, kardeşlerimle zenginleştirmesinden, hayat yolunda beraber yürüyecek yoldaşlara eriştirmesinden, aşka düşürmesinden, düştüğüm yerden yükselen yolumu, yitirilmiş cennet yönünü gösteren levhalarla kuşatmasından, sürgünümde yitirdiğim benimi bulmam için karanlık patikayı ışıklandırmasından biliyorum ki seviyor beni. Senin de sevdiğin gibi, sürse de sürgünlüklerimin süreği, olanda da, olacak da da mutlaka bir sır gizli. Onu öğrenmek için biçilen rolü oynayacağız ki sabırla, aşkı göstersin kalp ibresi. Sürgünde yüreğim…Bana dua etmeni dilesem bulunduğun uzaklardan hissedersin değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;HANDAN GÜLER&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-5977834818178198448?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/5977834818178198448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=5977834818178198448&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5977834818178198448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5977834818178198448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/07/surgunde-yuregim.html' title='SÜRGÜNDE YÜREĞİM…'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TC5saMZZ95I/AAAAAAAABd4/UwAECvqrqpg/s72-c/sar%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-4991022073678231220</id><published>2010-06-27T13:14:00.000+03:00</published><updated>2010-06-27T13:14:18.106+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>DUYULARIN ZİRVESİ "DOKUNMA"K ÜZERİNE ...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TCckSM2vPxI/AAAAAAAABdg/_brcuQSDOKs/s1600/dknm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TCckSM2vPxI/AAAAAAAABdg/_brcuQSDOKs/s1600/dknm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;(Bu yazı aynı zamanda&amp;nbsp;&lt;a href="http://kalemsah.blogspot.com/2010/06/dokunma.html"&gt;KALEMŞAH&lt;/a&gt;' ta yayınlanmıştır.)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;DOKUNMA&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kitaplar vazgeçilmez yaşam yoldaşlarımızdır. Onlar olmadan bir hayat tasavvur edemiyorum doğrusu. Referans yazarlarımızın eserleri, hakikate götüren ilahi nefesle yazılan ana kitapların dışında bir de destekleyici okumalarımız vardır benliğimizi inşa sürecinde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kişilik yapılarımız doğrultusunda ilgi alanlarımızı belirler ve o yönde geliştirici okumalar yaparız çoğu zaman.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Bir de benim şahsen karşılaşma kavramına olan inancımdan da kaynaklı olarak bir seçim türüm vardır: Kitabevlerine gittiğimde bir sürü reklam ve medya pohpohlamasından kurtulmama da yarayan bu yöntem sayesinde herkesin en çok okuduğu, en çok satan yalanı ile yanıltıldığı noktada sadece hislerime güvenirim. Aradığım esaslı kitaplar haricinde ihtiyacım olan kitap mutlaka bana rafından göz kırpacaktır, mutlaka çağıracaktır yanına. Ve ben o çağrı ile girdiğim dünyadan başkaca dünyalara açılacak, kim bilir ne zaman, yazarca benim için yazılmış ve bir şişe içinde okyanusa bırakılmış mektubumu alacak, kader yolunda ilerlerken ona tutunacağımdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Aslında sadece nesnelerle değil insanlarla da ilişkilerimizin böyle olduğunu düşünürüm. Hiçbir şeyin raslantı ile açıklanamayacağı bir dünyada yollarımız kesişir sürekli birileriyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Hayatlarımıza girenler bazen bizden bir şeyler götürürler giderken, bazen de güneş gibi doğarlar içimize, baharlar sunarlar kimi zaman varlıklarıyla. Sonuç ne olursa olsun yaşanması gerekmektedir ve olanda da olacak olan da da hayır vardır dediği gibi bilgelerin mutlaka bizi zenginleştirir ilişkilerimiz…Kitaplarımız…Filmlerimiz… Sonuca ulaşmak çoğu zaman irademizi aşan bir çok etkene bağlı iken önemli olan yolda olmaksa, bir yolcuysak bu dünyada, önümüze çıkan mektupları okumalıyız her fırsatta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Ankara’da bir bahar akşamı film festivalinden çıkmış seyrettiğim&amp;nbsp;&lt;a href="http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2010/05/yoklugunda-hersey-kokusunu.html"&gt;Nar Ağaçları&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;isimli enfes Filistin filminden sonra Konur Sokak’ta rastladım bu kitaba. Adı “Dokunma” idi. Filmde, işgalci yönetimin hukuksuz uygulamalarına maruz kalıp düğününden bir kaç gün sonra hapse atılan genç bir adam ve sevdiği kadının hikayeleri anlatılıyordu. “Yokluğunda her şey kokusunu kaybediyor”, dedi kadın, o unutulmaz sahnede ve ben orada o sahnede çakılı kaldım film boyunca. Sinemadan çıktığımda, “Yokluğunda her şey kokusunu kaybediyor” &amp;nbsp;diye diye yürüyordum ağır ağır. Bir yandan da algılarımızı değiştiren kavramlar üzerine düşünmeye başlamıştım ki, karşıma bu kitap çıktı. Filmde “dokunamamak” imgeyken dokunma duyusu üzerine bir kitapla karşılaşmak biranda çok heyecanlandırmıştı beni.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Dokunma kitabının yanına birkaç psikanaliz-sinema ve araştırma kitabı daha alıp eve geldim. Yoğunluklarım sebebiyle epeydir kitaplığımdan göz kırpsa da bana, okuma fırsatına yeni kavuştum ve hemen burada yazarak sizlerle paylaşmak istedim.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kitabın yazarı&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.gabrieljosipovici.org/"&gt;Gabriel Josipovici&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;olup kendisi Oxford Üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat dersleri de veren bir İngiliz Edebiyatı profesörüdür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Ayrıntı Yayınları’ndan 1997 yılında çıkan kitabın çevirisi akıcı bir üslupla Kemal Atakay tarafından yapılmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Elimdeki kitap&amp;nbsp; “Dolu olup olmadığını anlamak için her şişeye parmağını sok, en emin yol budur, çünkü hiçbir şey dokunmanın yerini tutamaz. J.Switft”&amp;nbsp; şeklindeki sözle başlıyor. Gerçekten de dokunmak tüm duyularımızla farkındalığına eriştiğimiz nesnenin varlığının sağlaması gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Dokunma denen kavramı, vücut yüzeylerinin dış ortamdaki çeşitli etkenlerle ilişkisini sağlayan duyarlılık diye tanımlıyor sözlükler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Tabi diğer dört duyumuzu da kapsayan ve bir bütüne ulaşmamızı sağlayan bu duyumuz üzerine çok şey söylenebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Kişisel ilişkilerde de f&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;iziksel ya da duygusal temasın doğal sonucudur dokunmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kitabın arka kapak yazısında şöyle denmiş:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;“&lt;b&gt;'Dokunma yoluyla kendi kişisel tarihimizden daha uzun ve daha geniş bir tarihte yer alıyor olduğumuz duygusunu yaşarız.' Dokunma, beden-dünya iletişimi sorgulamasında görme ve dokunma duyularını karşı karşıya koyar: Her ne kadar görme baktığımız şeylere sahip olduğumuz duygusunu veriyorsa da, yaşadığımız dünyanın bir parçası haline gelmemiz için uzaklıkları bedenimizle aşmamız, Yalnızca birer gözlemci değil, dokunan bireyler haline gelmemiz gerekir. Gerçekliğe egemen olduğumuz hissini veren görme duyusunu temel aldığımızda yaşamın belirsizlerinden ve acılarından kaçabiliriz, ama yaşamla bire bir etkileşimimizi de yitirmiş oluruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Seçkin bir edebiyat düşünürü olan Gabriel Josipovici, Charlie Chaplin'in Sahne Işıkları'ndan Proust'un Kayıp Zamanın İzinde'sine, spor dünyasından bağımlılık duygusuna, Sophokles'in bir oyunundan Ortaçağ hac yolculuklarına, büyükanne ve büyükbabasının düğün fotoğrafından Chardin'in gizemli resimlerine uzanan yolculukta dokunma duyusunun yaşamdaki yeri üzerine ilginç ve önemli yorumlar getiriyor. Josipovici kitaplardan, filmlerden, kültür tarihinden ve kendi deneyimlerinden hareket ederek ancak dokunma duyusunu öne çıkardığımızda ve uzaklığa saygı duyup gene de onu yenmeye çalıştığımızda dünyayla daha rahat iletişim kurabileceğimizi ortaya koyuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Ona göre, bakmak hiçbir şeye mal olmaz, oysa dokunmak hem bir seçimi hem de bir bedeli içerir. Akıcı bir dille, geniş bir hayal gücüyle yazılmış olan Dokunma, farklı okumalara açık, beden-dünya ilişkisine yeni bir açıdan bakmamızı sağlayacak bir kitap...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;“&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kitaptan bazı alıntılar da aktarmak istiyorum:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;“&lt;b&gt;Şiir, duygunun gel-git’i hakkındadır, ben ile yerin karşılıklı ilişkisi hakkındadır. Bellek, imgelem ve insanın çevresindeki dünya şiire esin kaynağı olup şiir de buna karşılık imgelemi harekete geçirdiğinde ve imgelem ödüllendirilip ödüllendirdiğinde, duygunun dumura uğraması ile duygunun geri dönüşü hakkındadır&lt;/b&gt;.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;“&lt;b&gt;Aynaların getirdiği zorluk çok fazla şey göstermeleridir. Normal yaşam akışı içinde bedenimi aynada gördüğüm gibi görmem. Bedenim aynada olduğu gibi bakışıma açık bir nesne değildir; bakan, hisseden, hareket edendir. Benim açımdan dünya, onu gördüğüm için değil, onun bir parçası olduğum için vardır…Aynaların kendilerine özgü dehşeti ve çekiciliği, bize dünyayı normalde yaşadığımız şekliyle değil, bakışımıza açık, buna karşın ulaşım alanımızın sonsuza dek ötesinde olarak sunmalarında yatar. Dünya ile olan günlük ilişkilerimizde, çerçevelere rastlamayız ve bakmayız. Bir arkadaşımla konuşurken, dikkatimi canlı tutan şey, onun yüzü ya da bedeni değil, yalnızca kendisidir. Birisiyle el sıkıştığımda, etten ve kemikten bir eli sıkmakla olduğumun değil, birisiyle karşılaşmış olduğumun bilincindeyimdir. Konuşmada da aynı şey olur. Ne söylediğini anlamak için arkadaşımın sözlerini tahlil etmem, yalnızca kastettiği şeyi kavrarım. Bir kitap okuduğumda, sözcükleri okumam, kitabı okurum…”&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Kitapta ilginç bir bakış açısı da var: İnsanın bir başkasına dokunmakla azaltabileceği bir yoksunluk duygusu ile dolu olduğunu, bunun da asıl aleminden koparılarak bu dünyaya gönderilmesi ile oluşan özlemin giderilmesi amacını taşıdığını söylüyor yazar. Bu nedenle insan bir kadını arzularken bile kadının vereceği zevki düşünmez, çünkü insan kendini düşünmez, yalnızca kendinden kaçmayı düşünür diye ilave ediyor. Bu nedenle insanın çeşitli bağımlılıklar geliştirdiğini, sigaranın da bunlardan biri olduğunu, zararları arzulanmasa da yalnızlığın, koparılmışlığın getirdiği yoksunluğun yittiği hissini yüklediğimiz sürece asla sigaranın bırakılamayacağını ifade ediyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;“&lt;b&gt;Yunan tragedyasında seyirci kahramanın öldüğünü görmez, bir ulak gelip kendisinin tanıklık ettiği ölümü anlattığında onu dinler&lt;/b&gt;.” diyor bir başka konuda da.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Dokunmanın iyileştiriciliği ve Hz.İsa’nın bu konudaki mucizeleri ile Hristiyanların hac yolculuklarında yaşadıkları dokunma konusuna da değiniliyor. Bu konuda şu linkteki ikinci film olan&amp;nbsp;&lt;a href="http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2010/05/ucan-supurgede-yolculuk-3fonda-deli.html"&gt;MUCİZE’&lt;/a&gt;ye bakılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Alıntılara devam edersek ; “&lt;b&gt;Neye hazırlanacaktır sanatçı? Elbette, geriye baktığımızda, büyük bir sanatçının kariyerinde genellikle bir örüntü görebiliriz. Proust’ un 1897 ile 1907 arasında birbirini izleyen bitmemiş yapıtlarının Kayıp Zamanın İzinde’ye doğru bir ilerleme olduğunu görebiliriz.&lt;/b&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Sadece bu alıntı bile bize, hayatta hiçbir şeyin anlamsız ve tesadüfi olmadığını hatta şu anda bu yazıyı okuyor olmanızın bile hayat döngünüzde anlamlı bir kilometre taşı olduğunu hatırlatmaya yeter. Ve bazen sadece bu gerçeği fark edebilmek için bile bir kitabı okumaya değer.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Orijinal adı TOUCH olan bu kitapta yazar bazı sessiz filmlerden ve dünyaca ünlü edebiyat klasikleri üzerinden ve tabi dininin referanslarını da kullanarak dokunma kavramını inceliyor. Tabi bir değerlendirme kitabı olması hasebiyle bahsedilen filmleri, kitapları, kahramanları bilmek alacağınız verimi artırıyor. Ama bunları bilmeyen için de durup düşünmeye sevk edecek güzel bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Özellikle psikoloji-sinema ve edebiyatın ayrılmaz üçlü olduğunu düşünüyorsanız mutlaka okumalısınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Her gün kullandığımız kavramların üzerine kafa yormak, sözlük manaları dışında yaşamlarımıza düşen anlam gölgelerini keşfetmek hayatı anlamlandırma yolculuğunda kaptanımız olacaktır. Böylece içte derinleşme sağlanacak, okuduklarımız ve seyrettiklerimiz içindeki imgeler dünyasının anahtarı elde edilecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;O anahtarla ise herkes kendi birikimi ve tercihleri doğrultusunda kendine bir yol çizecektir. Aynı kapıdan geçse, aynı kitabı da okusa herkes farklı bir tad alacak, başka başka mecralara doğru akacaktır. Hani müzik için bilgelerin söylediği bir söz vardır: Müzik nötrdür, kişinin kalbinde ne varsa onu güçlendirir diye. Aynen öyle de her kitap düştüğü gönülde farklı izdüşümler bırakır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Bizi iyiliğe ve güzelliğe taşıyacak, kişisel menkıbemizde önemli yapıtaşlarından olacak kitaplar ve insanlarla karşılaştırılmamız dileğiyle…Herkese iyi okumalar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Handan Güler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-4991022073678231220?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/4991022073678231220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=4991022073678231220&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/4991022073678231220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/4991022073678231220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/06/duyularin-zirvesi-dokunmak-uzerine.html' title='DUYULARIN ZİRVESİ &quot;DOKUNMA&quot;K ÜZERİNE ...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TCckSM2vPxI/AAAAAAAABdg/_brcuQSDOKs/s72-c/dknm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-8538458210979213998</id><published>2010-06-15T09:54:00.000+03:00</published><updated>2010-06-15T09:54:32.792+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><title type='text'>BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK; AŞK…ÇİLE…ŞİİR…HEDİYE</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_jXV7nxXdh5M/S_Ue-IR_qoI/AAAAAAAABb4/IX2In36rjX8/s400/afis.jpg" width="285" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Finallerden sonra özgürlüğüne kavuşmuş köleler gibi olur ya öğrenciler; ne yapacağını bilemez, işte öylesi bir halin içine düştüm ben de dün sınavlarım bitince. Aslında yapacak onlarca önemli işim, önemsiz ama acil gerekliliklerim hadi diye başımda beklese de önce yazmak dedim ve vurdum kendimi klavyeye. Sonunda ne çıkar bilmiyorum ama bu ara o kadar çok yazacak şey olurken ben gereklilik kiplerinin prangası boynumda tek satır yazamıyorum. Şimdi bilgisayar başında kalbim kadar temiz bir sayfada yakalamışken kendimi yükleneyim bakalım ne diyor içim: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kalabalık bu aralar gönül ülkem, hani iğne atsan yere düşmeyecek cinsinden. Herkes kendini önemli sayıp öncelik istiyor, birini sustursam diğeri fırlıyor, o sussa öbürü başlıyor konuşmaya, beni yaz diyene sıranız gelecek diyorum, hayır beni yaz bırak onu diye atlıyor meydana diğeri, ama diyorum henüz vaktin değil, bırakmalıyım seni bir kenara şimdi, bırakırsın tabi, çünkü yazamazsın ki diye nanik yapıyor küstahça. Dikkatim dağılıyor sonunda, Offff sessiz olun, zaten uykusuz, yorgun, yalnızım diyorum, çekemem şimdi kaprislerinizi, başım da zonkluyor, yumuşak bir kahve içmeli, şöyle sütlü şekerli, eritmeli derdi kederi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bilmiş bilmiş şiir oku o zaman diyor içimdeki fırlamalardan biri: Sen hep öyle yaparsın ya, üzgün ya da neşeli olduğunda, yalnızken; kalabalıklarda ya da dört duvar arasında, mutsuzken gündüzde ya da gevşediğinde koynunda gecenin şiir okursun ya! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Susmak adasına düşünce, susturmak istediğinde çevrendeki ve içindeki gevezeleri şiir okursun ya! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kimseler anlamadığında seni, nakite dönüşmeyen her şeyin değersizleştirildiği bir çağda gereksiz melankoliklikler diye yaftalandığında ruhunun sicili dağlara kaçıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istersin ya, dağlar, alıp başını gidemeyecek kadar uzaklarda… Taşıdığın kimlikleri, sırtlandığın rolleri bırakamayacak kadar sarmalanmışken hayatla. İşte tek sığınak yine şiir, gir mağarana oku bağıra bağıra. Üşüdüğünde üstüne ört, sarılmak istediğinde sarıl kelimelerin sıcak kollarına. İçindeki boşluğu doldur, hakikat arayışındaki sevdalarla. Bu fikir cazip gelince bana yine bıraktım kendimi şiirin, yani&amp;nbsp; yaşamın sularına. Aşka düştüm yine, bambaşka bir hal sarsın diye içimi dışımı. &lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Renklerin birbirine geçişi kadar naif, karanlığı silecek, soğuğu ısıtacak kadar yakıcı... Karmakarışık, sarmaşık gibi bir düş, katışıksız, yatışmasız, tartışmasız bir hal olan yaşam biçimime, şiire verdim yüreğimi yine… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Tükenme dedi mesela şairin biri, tuttu elimden kaldırdı beni, baharı müjdeledi diğeri. Bismillah de başla, götürür seni götüreceği yere şiir bineği diye fısıldadı öteki,taş gibi ol, moleküllerini değiştiremesin kimse dedi taş gazeli. Kurşun gazeli ile hasret dile geldi, yine seni özlemek birikti, bir dağ gibi yürüyüp üstüme, altına aldı beni. Kimi sevsem sensin diye hatırlattı diğeri. Gam dağları kurup, kayaları kelimeler olan zirveye, çağırdı öteki.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Firar ettim seve seve içimin zindanlarından, bir gamzelik rüzgar yetecekken ha itti beni ha itecekken, bir dolmuşta yorgun şöförler için bestelenmiş bir şarkıdan bir kelime düşünce içlerine, karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin, beton apartmanların, sağır duvarlarını yumruklayan, ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde gezinen gencecik aşıkların yürekleri gibi tutundum yine şiire.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Güçlendirsin istedim beni şiir, yaslandın mı çınar,&amp;nbsp; sardın mı umut gibi olayım, isyan şiirleri okuyayım sonra, kelimeler ki tank gibi geçsin yüreğimden, harfler harp düzeni alsın mısralarda, varlık denizindeki bülbüle sesleneyim sitemvari,&amp;nbsp; kıyametler koparmasına gönül koyayım yoklar bataklığında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Derdiyle dertlenip şairin unutayım dertlerimi, bir bomba gibi taşıdığım yüreğimle savaşa gireyim, ne denli acı varsa arayıp bulan beni, en ağır yükün altına sokan buyruk gibi, kalbi sökülmüş çağı yeniden kurmak bize düşmüş gibi okuyayım istedim mısralarını şairlerin. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Kırgın kırgın bakmasın yüzüme Roza, henüz dinlememişken her saza uymayan türkülerimi, mektup mektup büyüyüen umutlarım düşmesin aşk uçurumuna. “Bilmesin kalabalıklar yağmura bakmayı cam arkasından, insandan insana şükür ki, fark var, birine cennetse, birine zindan gelen sözler” desin şairim. Hayatla doldursun boş yelkenimi o masum bakışlar, sonunun bir kaza kurşunu olduğunu hatırlatsın süvarisiz şaha kalkan atların o yakıcı satırlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Yine sarsın beni, içinden şiir geçen şarkılar, dudaklarıyla dudaklarımın arasında kalan. “Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara; ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara” desin şair, siyah gözlerine beni de götürsün, artık bu yerlere sığamadığım demlerde, kurtuluşun mu harabın mı gözlerin, gözlerinde mi serap, serabın mı gözlerin diye inlesin içimin uçsuz bucaksız çöllerinde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Beni ırmağa karıştırsın yeniden, düşürüp düşürüp kaldırsın yeniden ve yeniden, yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi dedirtsin, güzelliğin beş para etmez bu bendeki aşk olmasa desin pervasız sözlerin. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sigara külü kadar yalnızlık sardığında kızamayayım ona, gördüğü her dilbere tutulan yüreğine, Leyla’dan Mevla’ya geçme faslının bitmek bilmeyen gelgitlerine ben de katılayım mısralarında. Şairdir, ne yapsa yeridir, ne söylese doğrudur diye biat edeyim ona, şiirin bir yalan, bir büyü olduğunu bilen aklıma sen karışma deyip çıkışayım mesela. Yürek kredimi kefilsiz vereyim, kapıma gelen şair olduğunda. Acıdan acıya, sevdadan sancıya düşürseler de vize soramıyorum hala, elinde şiir pasaportu olana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Düzenin, intizamın hakim olduğu lügatımda her şey serbest şairlerime, tabi gerçekten şiirleşmiş olanlara. Aşktan bahsederken, sevdadan, adanmaktan, yanmaktan, kalbimi eline alıp dilediği kadar acıtabilir şair mesela, varlığın da yokluğunda yetmediği bir menzile fırlatabilir beni. Kesse kanım akmaz, ağlatsa beni güldürmüşcesine severim yüreğini sergilediği şiirini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;“Bir yıldız kayıyor, bir dal uzuyor, bir gül kanıyor bir seher vaktinde, yanıyor bir ateş için için, içimde içimin de içinde, bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir ney eriyor dudaklarımda, aşkın bir adı da yorulmamaktır.” dediğinde şair kalkarım şevkle bir asker gibi girerim emrine. “Kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omuz hizana” diye seslenip sorgulamam kelimeyi kanatlandıran şiirin sağdan mı soldan mı estiğini mesela. Ruhuma deyip geçen, değmeyip delip geçen rüzgarlardır mısralar, nasılsa çıktığı yerden ulaşırlar gidecekleri noktaya.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Anlayacağınız eski bir hikaye bu. Hatta yürek kredimi sonuna kadar kullanabilecek şairlerle ve şiirlerle, tanıştığım zamanı hatırlamıyorum desem yeri var, belki anne karnından, belki ruhlar aleminden aşinayım yürek tınılarına, bilemiyorum. Bu tanışıklığı hatırlatan adamsa hala kalbimin sahibi, ilk aşkım, babam; sonraları en çok şiire düşmemden, şiirden düşmemden şikayet etse de kanıma bu zehri ilk şırıngalayan adam, babam. Okuma yazma bilmediğim zamanlarda şiirlerini ezberlediğim şairler vardı, mesela onun çabasıyla. Şiir okuyan ve okutan, kitaplığında Niyazi Mısri’ den, Yunus’a, bir çok divan bulunduran yufka yürekli bir realistti benim babam. Bir gün büyük bir üzüntü ile geldi yanıma, &amp;nbsp;Necip Fazıl ölmüş dedi, beş-altı yaşlarında bir çocuktum o zaman. Dün gibi hatırlıyorum seyrettiğim cenaze törenini…Saatlerce ağlamıştım şairimin ardından…Okumuştum ezberlediğim şiirlerini hiç durmadan, yaşım anlamaya elvermese de, ruhum kabul etmişti demek ki haykırdığı hakikatleri. Yıllarca onun kelimelerine meftun oldum sonra, her gittiğim yerde okudum usanmadan…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;O zamanlar daha bu kadar esiri değildi insanlar paranın…Genişti zamanlar, niyedir bilinmez: Yoksa şiir miydi vakti açan, bizi idealler etrafında tutan. Durun Kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak diye çığlık attığında şair dinlerdi onu kalabalıklar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bir genç arıyorum diye seslendiğinde umursamaz bir halde en hızlı mesaj atma, kontür kapma çılgınlığında değildi çocuk yaştaki sevdalılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Oğlunun, kızının kalbi olsun, davası olsun telaşındaydı anneler-babalar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Edebiyat öğretmenlerinin bile şiir okumadığı, okutmadığı hapishaneler değildi okullar. Çile’nin kutsallığına inanmış son çocuklardık o zamanlar. Oysa şimdi bu kelimeyi izah etmek istesek ne deriz, bir dediğini iki etmediğimiz efendilerimize bilmiyorum. Sadık Yalsızuçanlar’ ın bir yazısını hatırlıyorum bu noktada. Yer, beş yıldızlı bir otelin yemek salonu, konu, tasavvuf, dervişler…Yanında liseye giden büyük oğlu var. Konuklar sıcak-soğuk-ara sıcak çeşit çeşit yiyeceklerden hangisini alsam diye düşünürken tabaklarına, dar zamanlarda geniş gönül sürebilmekten bahsediyorlar konuşmalarında. “Çilehane” diye yabancı olduğu bir terim geçince sohbet esnasında babasının kulağına eğilip soruyor, sekiz yaşında ezbere bildiği şiir sayısı bugün şairim diye gezen bir çok adamdan fazla olan,o nadide genç. Ve babası yemek masasına bakıp bu kavramı nasıl izah edeceğini bilemiyor o an. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Çilehane, çile, mukaddes, derviş, dava ne kadar da uzak&amp;nbsp; şimdilerde hayatlarımızdan. Aynı adla anılan yalanlar ya da sahtecilerin çoğalttığı suretler dolaşıyor ellerimizde, okusak da hiçbir kelime inmiyor gözümüzden, dilimizden gönlümüze.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;Vakit yok diyor spiker, duran düşer, durma devam et yola. Çıkmaz sokak yok, bas üstüne şairin, geç git, mutlaka çıkar yol bulunur bu zamanda. İstediğin kişiye sekiz dakikada nasıl evet dedirtirsinizi oku, beden dilinin öğren ki, maskele kendini, farket samimi halini gizleyemeyen safi gönülleri, kullan sonra bir kenara at beceriksizleri, hala kalp taşıyan çaresizleri. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;NLP ile kontrol et kendini, CEO gibi düşün, yönet istediğini ya da yönettiğini zannet, sıradan bir şarkının klibine kadar inen bilinçdışı mesajlarla doldurulan zihnini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Galiba çok öncelerde dilimizi aldıkları gibi şiirimizi de alınca devrildi içimizdeki hakikat kuleleri. Onları yeniden inşa edecek yine, yeni şairler olacaksa, şiirlerle yürünmeli yollar. Sahih kaynaklara dönmeli, ona göre çizilmeli projeler planlar. Tanımalı, tanıtmalı gerçek şairleri, şiirleri tüm çabalar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Kendimizi yeniden bulmak için, yitirilmiş cennete giden yolu açmak için muhtacız yine şiire, eskimeyen sözden beslenen, besleyen söze. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 15.65pt; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Mesela, ARAMAK’ ta“&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Ey hep bir kelime arayan kalbim, Sonra arayan tekrar arayan kalbim” diyen şaire, &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;Erdem Bayazıt’a &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt;"&gt;tutunmalıyız yine, yeniden. BULMAK’ına kulak vermeliyiz gecikmeden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Yaşamak sandığımız kaostan yaşayamadığımız günler için, dalımıza yaprağımıza aşk suyu yürüsün diye, bir gülüş içimizdeki lambaları yaksın, göz çeşmemiz suya ersin diye, çağrılan isimler kurtuluşumuz olsun diye, bir yol bulmak için öteye, düştüğümüz kuyulardan çıkıp, ansızın patlayan bahara pencere açmak için, gözden döküleni, gönülden geçeni, ah hep o kelimeyi bulmak çabasındaki gönüllerimize sıcacık şiiri ile yeniden düşmeli şair bize bırakıp gittiği şiirleriyle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Hüngür hüngür ağlayarak dualar ederek uğurladığım ikinci şairimdir Erdem Bayazıt,&amp;nbsp; gönlümün aşk sultanları geçidinin en gür seslisi, “cankuşum, umudum, canım sevgilim” diye diye yaşadığım hayatın bestecisi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Orta okul yıllarımın içimdeki sesi, aşkın risalesini yazan edep abidesi bir fanidir bahsettiğim. Ne yazsam ne söylesem sönük kalacağını bilir onu tanıtmaktan haya edip bu işi şiirlerine bırakırken, mısralarını hala zihnime kazınan kendi sesinden, yorumundan dinlediğimi de ifade etmek isterim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Çok az şair vardır, kendi şiirini güzel yorumlayan, onlardan biridir şairim, duyduğunu duyumsatan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Onu hiç tanımadım, yıllarca ses kasetlerini dinlesem de, dergilerde kitaplarda buluşsam da gönlüyle, sezişin görselliğin önünde gittiği zamanlarda tanıdığımdan belki, tek resmini görmedim, merak da etmedim, kelimeleriydi ilgilendiğim. Yok sayılan güzel adamlardan olduğundan devlet televizyonunda seyretmedim o yıllarda, detaylı bir hayat hikayesini dinlemedim bir belgesel sunumundan. Ama onu ve arkadaşlarını, o yedi güzel adamı çok sevdim, mısralarında dolaşıp durdum, yüreğimi hangisine emanet edeyim bilemedim, en sonunda yıkıp içimin eskiyen yapılarını yer açtım hepsine. Ve itiraf ediyorum, en çok onların dostluklarına özendim, birbirine rakip olmak yerine yapbozun vazgeçilmez parçaları olmayı becerebilmelerine, muhabbetlerine imrendim. Birbirlerini bulmalarını kıskandım, hayatımın her durağında. Artık yalnızlığı içselleştirsem de, bırakın kırkı, yediyi, üçü, iki tane kalbimi anlayan adam yeterdi bana, tamam, bir de olur, dost gibi dost, adam gibi adam ya da kadın…Hiçbir şey acıtmadı gönlümü yüreğimden tutacak dost bulamadığım kadar. İnsan yalnız yaşar, yalnız ölür, konuştukça yalnızlaşır hakikatini bilsem de omzuna başını yaslayacağım, beraber ağlayacağım, sırtımı dönüp giderken yalnızlığıma dostluğuna dair en ufak kaygı taşımayacağım bir dosttur hasretiyle yandığım. Yorulsam da aramaktan, kırık dökük olsa da içim, yaşadığım sürece Sahibi’ mden ümit kesmeyeceğim. Gönül sultanlarımdan budur, devşirebildiğim. Sadakatle durma gayretime binaen belki açılacak bir gün kapılar, dostlarım olacak, sarılacak bir bir yaralar. Ama o güne kadar aşkım şiirdir, her daim şairlerdir beni anlayacaklar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Şiirden şairden bahsedince sözün bitmeyeceği bir iklime giriyor insan. Hepsinden bahsetmek, tanıtmak, alıntılarla gönül çalmak istiyor şiire aşık olan. Böyle güzel bir amaç için toprağından şair fışkıran Maraş’ın güzide bir sivil toplum örgütü olan MARAŞDER’in vefa göstergesi bir çalışmasından söz etmek istiyorum. Çok şık, çok dolu dolu bir hatırat hazırlamışlar şairim dediğim ERDEM BAYAZIT anısına. Yazıları ile devlet adamlarından dostlarına, şairlerden, yazarlardan herkesin kişisel menkıbesine düşülmüş kısa notlar gibi sunduğu ERDEM BAYAZIT’ ın seçkileri ile tarihe not düşmüş bu armağan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sözünü ettiğim eser bana da sunulunca nazik bir davetin akabinde, ne kadar mutlu olduğumu ifade etmek istedim bu satırlar ile. Geçen hafta yazmayı istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bu teşekkür yazısına verdim sırayı ve susturdum nihayet içimde konuşanları. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bu armağana ulaşma hikayem ise daha da ilginç. Birkaç haftadır blogdaki eski yazılarımı okuyan ve yorum yazma zahmeti gösteren &lt;a href="http://dilsuhan.blogspot.com/"&gt;DİLSUHAN&lt;/a&gt; isimli bir blogun da yazarı olan hanımefendi öyle heyecanlandırdı ki beni, epeydir yazı ekleyemediğim blogumla her hal ve şartta tekrar ilgilenmem için güç verdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;İstanbul’a gittiğim bir zamanda tanışıklığımızı gıyabiden vicahiye çevireceğimiz bir buluşma planladık aynı zamanda meslektaşım olan Şebnem Hanım’ la. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sonunda buluşma gerçekleşti, yağmurun bile bereket ve sel arasında huyunun değiştiği bir günde, şehirlerin şahında, doyurucu bir Maraş kahvaltısı esnasında. Sadece internet vasıtasıyla tanışan iki edebiyat sevdalısı, zor bir mesleğin icrası değildik de, sanki yıllardır birbirini görmemiş ama çok özlemiş dostlar gibiydik verdiğimiz resimde. Uzun ve keyifli sohbetimizde neler konuşmadık ki, MARAŞDER’ in başkanı avukat ve şair olan eşi ile beraber yaptıkları dernek çalışmalarından başladık mesala söze. ŞAİRİME ağabey diye hitap eden, içi dışı çok güzel bir yürekti karşımda duran. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;“Bizleri kardeş kılan Yüce Kudret’e hamd olsun” diye yazıp imzaladığı hatıratı okumaya onun &lt;a href="http://dilsuhan.blogspot.com/2010/06/once-sairimizdi-sonra-agabey-oldu.html"&gt;yazısı&lt;/a&gt; ile başladım dün akşam. Ve öyle çok ağladım ki, tıpkı şairimin ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm diye diye Hakk’a yürüdüğü günkü gibi bendini aşmıştı, gözümde duran. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bana bu armağanı sunan güzel insan, tabiî ki kişisel hikayemden habersizdi, henüz bilmiyordu şiire olan tutkumu, aşkın yaşam şeklim olduğunu…Yazılar ve sohbetimiz verse de ipuçlarını, aldığım bu güzel hediyenin manevi değerini bir nebze olsun ifade etmek istedim bu yazıyla. Yoksa ne şiir ne şairler konusunda yetkin değilim yazmaya.&amp;nbsp; İyi ki, bir gün uğradığı bu blog vesilesiyle kaynaştı ruhlarımız, kesişti yollarımız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Hepsini ayrı özenle seçip hazırladığım mektupları, başka başka şişeler içinde bırakıyorum bu blogdan açık denize…sahibine gideceğinden emin bir içsesle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Ve bir gün o mektubun sahibi buluyor şişeyi açıp okuyor bahtına düşen kelimeleri ve dönüp cevaplıyor kalbimi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;İşte bu nedenle, vakit ve dolayısıyla nakit kaybettiğimi söyleyenlere inat, devam edeceğim mektuplarımı göndermeye, yüreğim açık yedi-yirmi dört, ben de buradayım diyene.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Sevgisini sunarken vesile ettiği kitap, kaderin bir cilvesiyle beni aşka düşüren şairimden gelmiş bir mektup oluyor &lt;a href="http://dilsuhan.blogspot.com/"&gt;DİLSUHAN&lt;/a&gt;’ın ellerinde, ben de o aşkla alıyorum mektubumu elime.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Şairimi görmüş bir gözle göz göze gelmek ise ayrı bir hediye. Ben de, bizleri kardeş kılan Yüce Kudret’e, şükürlerimi sunuyor, bizi, dostluğun zamanın ve mekanın bağlarından azad edeceği güne eriştirmesi dileğiyle son veriyorum söze. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Demek ki, “Erdem’li şairler çekilse de göğümüzden” birer birer başka alemlere, sesleri davudi bir şekilde hala yeryüzünde, birleştiriyor kalpleri en içten kelimelerle. Dua ve muhabbetle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;HANDAN GÜLER&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 3.15pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 3.15pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #3c3951; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-8538458210979213998?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/8538458210979213998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=8538458210979213998&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8538458210979213998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8538458210979213998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/06/bir-yasam-bicimi-olarak.html' title='BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK; AŞK…ÇİLE…ŞİİR…HEDİYE'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jXV7nxXdh5M/S_Ue-IR_qoI/AAAAAAAABb4/IX2In36rjX8/s72-c/afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-2374444234503021501</id><published>2010-06-04T09:34:00.000+03:00</published><updated>2010-06-04T09:37:14.910+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>SANATÇININ DİNMEYEN SANCISI...YARATMA CESARETİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TAie42iDiFI/AAAAAAAABbM/f_uUYsvkBhA/s1600/YARCES.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TAie42iDiFI/AAAAAAAABbM/f_uUYsvkBhA/s1600/YARCES.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Bu kitap konusunda çevirmenin bir notunu aktararak başlamak istiyorum: ” Bu kitap topluma hitap etmez. Okurunu oldukça bireyleşmiş kişilerden seçmek zorundadır.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Zevkli bir eser lakin kolay akmıyor. Çeviri metin olması hasebiyle iyi bir çevirmene denk gelinmiş olması, çevirmenin(ALPER OYSAL) uzun bir sunuş yaparak kitabı ve yazarını tanıtması da bir şans.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Kitabı kısaca özetleyecek olsak şöyle demek yeterli olacaktır: İnsanlar, normal ve anormal (psikolojik hastalık sahibi) olarak ikiye ayrılıyormuş gözükse de bir grup daha vardır ki, yeniden meydana getirme yetisine sahip olan sanatçılardır. Bazen sanatçıların çılgınlıkları nevroz ya da şizoid görüntüsü verse de bu özel yeteneklerinin ortaya çıkmasıdır. Onları sevelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Sanatın hangi dalı ile olursa olsun ilgilenen herkese tavsiye edeceğim bu kitabın tanıtım için biraz detaylı bilgi verecek olursak: Kitap 1975 yılında Amerikan varoluşçu psikoterapisinin önemli temsilcilerinden aynı zamanda kendisi de sanatçı olan Rollo May tarafından kaleme alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Varoluşçu psikoterapi insan üzerinde çalışırken onu parçalara bölmeyen ve insanlığını bozmayan bir bilimin olanaklılığı varsayımına dayanır. Teknik kullanmaktan hoşlanmayan varoluşçu psikoterapistler “hastadan hastaya ve tedavinin her safhasında değişebilecek” bir tavır izler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Yazar bu kitabın adını bulurken esinlendiği eserin PAUL TİLLİCH’in THE COURAGE TO BE = OLMA CESARETİ olduğunu memnuniyetle belirtiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Cesaret nedir sorusuna şu cevabı verebiliriz: umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Cesaret Çeşitleri’ne gelirsek:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;1-Fiziksel Cesaret&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;2-Moral Cesaret&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;3-Toplumsal Cesaret&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;4-Cesaretin Paradoksu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;5-Yaratma Cesareti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Yaratma cesaretine sahip olanların dine karşı bir başkaldırı içinde oldukları sanılabilir. Bu bir paradokstur ama dinde en büyük değer kazananlar dalkavuklar ya da statükoya en sıkı sarılanlar değil başkaldıranlar olduğu, tarihte ermiş ile başkaldıran insanın ne kadar sık aynı kişide birleştiğinden anlaşılabilir. Sokrates, Hz.İsa gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Psikanalitik çevrelerde yaratıcılığın sık kullanılan tanımı; egoya hizmet eden bir gerilemedir. Ancak yazar empatik yaklaşmayı benimsediğinden özde nevrozun bir dışavurumu olarak kabul etmiyor. Yaratıcılığın kendi özel kültürlerinde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiği muhakkaktır diyerek Van Gogh çıldırıya kapıldı. Gaugin içe kapanık (=şizoid)ti, Poe alkolikti, Virgina Woolf ciddi bir çöküntü içindeydi örneklerini sunuyor. Bu durumların yaratıcılığın nevrozun ürünü olduğu anlamına gelmeyeceğini belirterek ikilemden bahsediyor. Yani bu yazarların nevrotik durumları tedavi edilse artık yaratma yetilerini kayıp mı edeceklerdir sorusu zihinleri tırmalıyor. Ve kendisinin de sanatçı olması hasebiyle empati kurarak yeteneğin hastalık, yaratıcılığın nevroz olduğu fikrine karşı durarak kitap boyunca sanatçıların özel insanlar olduklarını ispata çalışıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;YARATICI SÜREÇ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Bu bahse gelindiğinde şöyle bir sıralamaya gidiliyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;-Karşılaşma. İradi ya da gayri iradi olabilir lakin yoğunlaşmanın sonucudur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Kaçak yaratıcılık diye adlandırılabilecek bir durum vardır. Burada sanatçı muhteşem bir karşılaşma yaşamaz yeteneği vardır ve bir şeyler meydana getirir. Bir de tersi vardır, yani yetenek değil karşılaşma etkindir. Mesela Amerika’da yüksek düzeyde yaratıcı simalardan biri olan romancı THOMAS WOLFE’un YETENEKSİZ DAHİ olduğu söylenmiştir.Onu böylesine yaratıcı kılan, kendini malzemesinin içine tümüyle fırlatması ve bunu söylemek için gösterdiği mücadeleydi, yani büyüklüğü karşılaşmasının yoğunluğundan geliyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Bu nedenle has yaratıcılığın yoğun bir farkındalık, bir bilinç artışı ile nitelendiğini belirtir. Önemli bir nokta da farkındalığın daha derin yanlarına ulaşmak için kişi kendini karşılaşmaya tam teslim etmelidir. Ancak bu hal sarhoşlukla ya da vitalite(=canlılık, dirilik, yaşam enerjisi) ile karıştırılmamalıdır. Bir nevi vecd halidir. Gerçekten de bir nesneyi ona duygulanımsal bir bağlanışımız olmadan göremeyiz. Bu gerekçe en iyi biçimde vecd durumunda geçerli olabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Herhangi bir tarih döneminin psikolojik ve tinsel mizacını anlamak istiyorsanız bunu sanatın derinlerinde aramaktan daha iyisini yapamazsınız. Dolaysız biçimde eserlerine sembollerle yansır bunlar didaktik ifadelerle olmaz yoksa propaganda vb. hatalara düşülerek verilen eserlerde o ölçüde ifade gücü kırılır, kültürün bilinçdışı düzeyleriyle olan ilişkileri tahrip olur. Dönemsel özellikleri en iyi sanat eserlerinde bulmamızın sebebi de sanatın özünün sanatçıyla dünya arasında güçlü ve canlı bir karşılaşma olmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;BİLİNÇDIŞI: Bireyin gerçekleyemeyeceği veya gerçeklemeyeceği eylem ve farkındalık gizilgüçleri olarak tanımlıyor yazar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;BİLİNÇDIŞI VE YARATICILIK: Bu durumun aşamaları şöyle sıralanabilir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;1-   Zihinde şimşek çakar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;2-   Çevresindeki her şey aniden canlılık kazanır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;3-   Kavrayış hiçbir zaman ıskalayan ya da denk gelen bir şey değil, kavrayışın belirişi asıl unsurlarından biri de kendimizi verişimiz, bağlayışımız olan bir model uyarınca gerçekleşir. Bu hamle sadece “oluruna bırakarak”, “işi bilinçdışının halletmesine bırakarak” çıkıp gelmez. Kendimizi en yoğun biçimde bağladığımız alanlardaki bilinçdışı düzeylerden doğar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;4-   Kavrayışın çalışma ve gevşeme arasındaki bir geçiş anında gelmesi; iradi çabanın kesintiye uğradığı ara zamanlarda olması da dördüncü aşamadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Psikolog POİNCARE şu soruyu soruyor: Fikirler ileri fırladıktan sonra zihinde neler oluyor? Cevabı özetlersek bu deneyimin özniteliklerini şöyle sıralarız;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;1-   Aydınlanmanın birdenbireliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;2-   Kavrayışın kişinin kuramlarında bilinçle sarıldığı şeye karşı çıkıp gelişi; bir bakıma da ona karşı gelmek durumunda oluşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;3-   Olayın ve onu sarmalayan sahnenin capcanlı oluşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;4-   Kavrayışın az ve özlükle ortaya çıkan dolaysız kesinliğinin yaşanması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;5-   Konu üzerinde bilinçdışı hamle öncesinde harcanan yoğun emek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;6-   “Bilinçdışı emeğe” kendi başına öne çıkma fırsatının verildiği ve ardından bilinçdışı hamlenin oluşabileceği bir istirahat (ki daha genel olan meselenin özel bir durumudur) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;7-   İstirahat ve çalışmayı değiştirip durma gerekliliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;İnsanın bu süreçte yapacağı hatalardan biri tek başınalığın kaygısını sürekli kışkırtılan oyalanma ile önlemek olur. Bilinçdışından gelecek kavrayışları yaşamımıza alabilmek için kendimize tek başına olabilme yetisini kazandırmak zorunda olduğumuz aşikardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Yaratıcı karşılaşmanın muhteşem örneği iki sanatçının yaptığı bir çalışmada verilmiştir. Yazar JAMES LORD ressam ALBERTO GİACOMETTİ’ye poz vermiş ve eserin çizimi esnasında ressamın yaşadıklarını açık açık anlatmıştır.(10. alıntıda bu notlardan biri verilmiştir.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;YARATICILIĞIN SINIRLARI:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Yazar, “insanın olanakları sınırsızdır” tezine katılmıyor ve bunun şevk kırıcı olduğunu söylüyor. Bu birini kayığa oturttuktan sonra “Hadi bakalım, tek sınır gökyüzü!” diyerek İngiltere’ye doğru okyanusa itmeye benzer diye ekliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Oysa kayığın içindeki diğer kaçınılmaz sınırın okyanusun dibi olduğunun da pek tabi farkındadır. Bu da bize sınırların sadece önlenemez değil bir de değerli olduklarını gösterir. Yaratıcılığın kendisi sınırları gerektirir; çünkü yaratıcı edim insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar. (Geniş bilgi için 19. alıntıya bakınız)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Hasıl-ı kelam; sanat eserinin özgün olabilmesi için karşılaşmadan doğması, yeterince demlenmiş duygu yoğunluğunun olması,  bilinçdışını harekete geçirmesi ortaya çıkanın biçimle sınırlanması ama sınırların tutkuların denetiminde biçimlendirilmemesi gerekir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Yaratıcı süreç biçim için duyulan bu tutkunun dışavurumudur. Parçalanmaya karşı bir mücadeledir yaratıcı süreç: Uyum ve bütünleşmeyi doğuracak olan yeni varlık türlerinin varoluşa getirilmesi mücadelesi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Platon’un bize özet olacak çarpıcı bir öğüdü var:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Bir yolu hakkınca yürümek isteyen biri gençliğinde güzel biçimleri ziyaret ederek başlamalı; eğer ilk başta eğitmeni tarafından yolu ona bu güzel biçimlerden sadece birini sevecek şekilde doğru olarak gösterilirse, bu tek sevilenden doğru ve güzel düşünceler yaratacaktır; ve sonra o tek olanın biçiminin güzelliğinin bir diğerinin güzelliğine benzer olduğunu ve her biçimdeki güzelliğin tek ve aynı olduğunu kendi kendine algılayacaktı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-2374444234503021501?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/2374444234503021501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=2374444234503021501&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2374444234503021501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/2374444234503021501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/06/sanatcinin-dinmeyen-sancisiyaratma.html' title='SANATÇININ DİNMEYEN SANCISI...YARATMA CESARETİ'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/TAie42iDiFI/AAAAAAAABbM/f_uUYsvkBhA/s72-c/YARCES.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-8136290015464148173</id><published>2010-05-12T01:34:00.000+03:00</published><updated>2010-05-12T01:40:27.079+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>"İlacın kendindedir farketmiyorsun" diyor arif, ayna olurken hakikate "ARİFLERİN AYNASINDA"N sesleniyor bize</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S-nYQpWspmI/AAAAAAAABYU/i5ev3TOfb2k/s1600/arif.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S-nYQpWspmI/AAAAAAAABYU/i5ev3TOfb2k/s320/arif.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_editdata.mso" rel="Edit-Time-Data"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:1;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-format:other;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-GB;	mso-fareast-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;}p.MsoTitle, li.MsoTitle, div.MsoTitle	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-link:"Title Char";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	text-align:center;	mso-pagination:none;	mso-hyphenate:none;	tab-stops:-36.0pt;	font-size:24.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-US;	mso-fareast-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;	font-weight:bold;	mso-bidi-font-weight:normal;}span.TitleChar	{mso-style-name:"Title Char";	mso-style-unhide:no;	mso-style-locked:yes;	mso-style-link:Title;	mso-ansi-font-size:24.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-ascii-font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-hansi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;	font-weight:bold;	mso-bidi-font-weight:normal;}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Sadrettin Konevi’nin bu kitabında Kur’an, Efendimiz(sav), fatiha, besmele, ba harfi, ba’nın noktası silsilesinden bahsedilmekte belli daireler çizilerek konu izah edilmektedir. Aklıdan ziyade kalbe, delilden ziyade zevke bakan bu konuları yazarın su içme kolaylığında anlattığından bahsedilmektedir. Tabi anlamak için arif olmanın gerektiği bu mevzuda sadece aktarımlarda bulunup hissetme mevzunu kalplerimize bırakmak en doğru yol olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Mevlana ile Münasebetleri konusuyla başlayalım:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ahmed Eflaki, Menakıb’ül-Arifin isimli eserinde Mevlana ile ilişkileri ve muhabbetleri konusunda bir çok menkıbe nakleder. Karşılıklı hürmet ve incelikle doludur diyalogları. İşte bir tanesi: S.Konevi Cuma namazlarından sonra bir meclis oluşturur, bir çok insan buraya gelirdi. Bir gün Mevlana da bu meclise geldi Konevi yerinden kalkıp seccadesini ona vermek istedi.O buna razı olmadı.S.Konevi birlikte oturalım dediyse de Hz. Mevlana kabul etmedi. Bunun üzerine Konevi onun oturmadığı seccadeye kendisinin de oturmayacağını söyleyerek seccadeyi kenara attı. Mevlana vefatına yakın cenazesinin S.Konevi tarafından kıldırılmasını istedi. S.Konevi namazı kıldırırken hıçkırarak ağladı ve kendinden geçti. Bir sure sonra kendine gelip namazı kıldırdı. Rivayete gore o sıradaki sarsıntı halinin sebebi, namaz kıldırmak için ilerlediği vakit önünde sıra sıra dizilmiş melekleri ve Hz.Peygamber’i (sav) görmüş olmasıdır.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoTitle" style="margin: 7pt 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: #414141; font-size: 12pt;"&gt;MUHAMMED HACEVİ’NİN MİR’ATÜ’L ARİFİN HAKKINDAKİ TAHLİLİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu, S.Konevi’nin bir talebesinin Ümmül Kitab (Kitabın anası, özü) diye isimlendirilen FATİHA SURESİ ve KİTABÜL MÜBİN’in (her şeyi açıklayan Kitap- Kur’an ) hakikati ile ilgili sorduğu bir soru üzerine kendisine verilen sırların izin ölçüsünde paylaşılarak sorunun cevaplanmasından ibarettir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Konevi alemin emr(kün:ol) ve halk(fe-yekun:oluverir) olmak üzere ikiye ayrıldığını, Fatiha’nın tüm Kur’an’ın özünü taşıdığını, Kur’an’ın da Fatiha’nın geniş bir açıklaması olduğunu ifade eder.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İnsan-ı kamil Zat için tam bir ayna olduğundan ilim açısından da aynadır. Ancak burada ittihad, hulul ve birbirine dönüşüm sözkonusu değildir. Zira varlık tektir. Eşya Hak ile mevcut fakat kendi zatında na-mevcuttur.Bu tek olan varlığın bir ortaya çıkma yönü vardır-ki, bu alemdir-, bir gizli kalma yönü vardır –ki, bu esmadır- ve bir de her iki tarafı içine alan bir berzah ara alem vardır-ki, bu da insan-ı kamildir. O hem zahirin hem batının, gerek tafsili, gerekse külliyen aynasıdır. Ey oğul! Senin kendin hakkında düşünmen, tefekkür ve teemmül etmen sana yeter.Çünkü senin haricinde bir şey yoktur. Ariflerin önderi ALİ BİN EBİ TALİB şöyle demiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“ &lt;/span&gt;&lt;b&gt;İlacın kendindedir farketmiyorsun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İlletin kendindendir görmüyorsun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zannedersin ki sen küçük bir parçasın &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Halbuki sen büyük bir alem saklarsın”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Allahü Tealanın şu ayetini bilirsin: “Kitabını oku; bugün sana hesap sorucu olarak o yeter.(isra 17/14) Bu kitabı okuyan, olmuşu, olanı ve olacak olanı bilir, bu kitabın tamamını okumayanlar ise, “O kitaptan okuyabildiklerini, kendisine kolay geleni okumalıdırlar.(müzzemmil 73/20)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:1;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-format:other;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-GB;	mso-fareast-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;(MUHAMMED HACEVİ diyor ki: Ey okuyucu! Bu kitabın kıymetini hakkıyla bil. Çünkü o öyle bir kaynaktır ki, ondan Allah’ın kulları içerler; güzel yollar açarak onu akıtır da akıtırlar…Yazarının aziz kalbine, latif bir melek tarafından ilham edilmiştir…Yine bu kitapta rabbani marifetin öylesine meseleleri vardır ki, kalp varidatları o meselelerle aydınlanır. De ki, O kitabın kabından sızan damlalara ya da sırların ışıltılarına kim ulaşabilir? Ancak zeki, akıllı, kalbi nurlu ve basireti aydınlık bir kimse, değil mi? –syf 30-)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Kitabın orjinal ismi; ABİDLERİN ÖZÜNÜ ARAYANLAR İÇİN KAMİLLERİN MAZHARI VE ARİFLERİN AYNASI’dır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:1;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-format:other;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-GB;	mso-fareast-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;İşte ey oğul! Kitap odur ve söylediğimiz üzere sen de kitapsın. Senin kendini bilmen, kitabı bilmendir. “ Yaş( ki alem-i mülktür) ya da kuru ( ki alem-i melekuttur ve öncekinden daha yücedir) ne varsa, hepsi Kitab-ı Mübin’dedir. (ki o da sensin) “En’am 6/59&amp;nbsp;&amp;nbsp; -syf 37&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Casus%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:1;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-format:other;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-ansi-language:EN-GB;	mso-fareast-language:EN-US;	layout-grid-mode:line;}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Bu anlatılması zor, okuması zevkli olan kitabı hepinize tavsiye ediyor, gönül gözlerimizin açılıp hakikati idrak noktasına lütüf olarak erdirilmemizi diliyorum. İlim&amp;nbsp; insana verilen bir nimettir, İlahi aşk rızıktır. Ve bu basiret gözünün açılması ancak bu nimetle şereflendirilerek kazanılır. Yoksa kitap okuyarak ilim elde edilmediği alimlerce söylenmiş bir hakikattir. Ama okumak, ibadet etmek gibi kulluk formları ile insan bu ilmi almaya açık hale gelir, bir nevi fiili dua olan bu yolu takip etmek insan için gereklidir. Rabb’im akibetlerimizi hayr eylesin.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt;HANDAN GÜLER&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-8136290015464148173?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/8136290015464148173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=8136290015464148173&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8136290015464148173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8136290015464148173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/05/ilacn-kendindedir-farketmiyorsun-diyor.html' title='&quot;İlacın kendindedir farketmiyorsun&quot; diyor arif, ayna olurken hakikate &quot;ARİFLERİN AYNASINDA&quot;N sesleniyor bize'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S-nYQpWspmI/AAAAAAAABYU/i5ev3TOfb2k/s72-c/arif.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-8618154845133955666</id><published>2010-05-03T10:30:00.000+03:00</published><updated>2010-05-03T10:31:35.880+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='denemeler'/><title type='text'>HAYAT AKIYOR İÇİME, RÜYADAN DÜŞÜYORUM RÜYA İÇİNE...</title><content type='html'>(HANDAN GÜLER'DEN...EDEBİSTAN.COM-http://www.edebistan.com/index.php/handanguler/hayat-ve-ruya/2010/05/ ADRESİNDE MAYIS 2010 TARİHLİ SAYIDA YAYINLANMIŞTIR)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S9561iRLQXI/AAAAAAAABXA/8F7W4Gf5FNw/s1600/R%C3%9CYA.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S9561iRLQXI/AAAAAAAABXA/8F7W4Gf5FNw/s320/R%C3%9CYA.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gülümsedi gözleri, “Hayat bir rüya.”, dedi. “Rüyanın içindeyiz şimdi.” Beraber ilerliyoruz görüntülerde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden geçen nehirler coşkun, umudum taze, rüyanın gizinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun başındayım henüz, uzun aydınlık bir yol var önümde ve bambaşka bir eve götürüyor beni bugünkü “yazgı”m rüyamın içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapılar var evde, herbiri başka bir hayata açılan. Her pencereden başka bir hülya esiyor gönlüme, gülümsüyorum o neşve ile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kapıdan ayrı bir rüya akıyor zamanın içine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her odada başrol başka, figüranlar kesişiyor ama. Çünkü o odadaki ana karakterken rüyasında, başını uzattı mı dünyaya, diğerinin senaryosunda figüran oluyor aynı zamanda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Torununu ayağında sallayan anneanne sesleniyor diğer odaya, “Sütü getir!”, diyor, “Isıtıp koydum biberona.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbür odanın sert kadını geldiğinde annesinin yanına gülümsüyor ona, sarılıyor oğluna, yumuşacık hissediyor tenini, içine çekiyor cenneten gelen mis kokunun lezzetini, siliniyor az önce trafikte gerilmiş yüzünün çizgileri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi odasına çağırınca gereklilik dedikleri, bir digital belleğin içinde, kalbini annesinin kucağında bırakıp çantasından çıkardığı küçük dertlerini koyuyor masanın üstüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi belleğinde ne kadar boş yer kaldı acaba diye düşünecekken açılıyor masa üstü, düşüyor önüne işten getirdiği sahtelikler, rüyanın sarhoş edici güzelliklerini silercesine. Sanki şimdi yapacakları, yazacakları gerçekmiş gibi başlıyor eritmeye bir bir, çayının şekeriyle birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir oyunun içinde olduğunun bilgisi belleğinde ama idrak; zihin-kalp ortak yapımı bir zeminse emek, vakit bir de lütüf birleşince yansıyorsa perdeye, dişliler arasında ezilirken bile verim düşmemeli diyen sistem çıkıyor her fırsatta insanın önüne. Zamanın öğüttüğü değirmenden idrak noktasına varmak ancak lütüfkar bir aşk ile…ama o da, nasip ölçüsünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odalar çok kapılı ve biri daima açık girmek isteyene, yolu fark edene. Ama o odadan tekrar çıkmak için kendi yalanına, başka bir kapı bulmalı insan. İstesen de aynı yerden aynı kişi olarak çıkamazsın başkasıyla kesiştiğin kümeden çemberin dışına. Ya artmış olursun acılarla ya da eksilirsin yanlış adımlarla yürüdüğün odada, düşersin rüyadan rüyaya. Nasıl da yakalayamazsın hani kendini, dokunamazsın birine, tutsun istersin ellerini ki, düşme boşluğun derinliğine. Ama tutmaz kimse, rüyanın içine gelip, vermez elini eline. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer odadan sesi gelir annenin, “Na’pıyorsun hala sen, topla kendini!” diyen. Aynana bakarsın, yazıya yani, sonra kitaba, göremezsin suretini parlayan kelimeler arasında. Bir başka ayna ararsın sonra, dost adında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey vardır o küçücük dünyanda ama hep bir özlem sarar insanı etrafına baktıkça. Ait olduğu yeri arar insan yaşarken daima. Ama ruhunun yapbozunda hep eksiktir o parça bu rüyada kaldıkça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık çınlarken kulaklarında, tanıdık bir ses gelir üst kattaki pencereden çağırır seni rüyasına, ayna olsun diye sana, gidersin kapısına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığını yalnızlığınla takas eder, çaya banarsın sohbet koyulaştıkça. Neden sonra konuştukça büyüyen tortuyu farkedersin; eriyen yalnızlığın önce çöker bardağın dibine bir yanılsamayla. Fakat birden taşar içinden gönlünün, muhabbet sürerken daha. Derinleşen yalnızlığın sırtına pişmanlığı da yükler dönersin başrolde olduğun oyuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de koşar insan, tutar her daim dostluğun zeytin dalından, bazen eline sadece yeşili bulaşır zeytinin, kokusu siner içine kimi zaman. Zeytin ise sadece bir görüntüdür, zihnin mağara duvarında oynayan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa doyurmaz insanı bu aleme yansıyan görüntüler, asıllarını tatmadıkça. Ama farkedemez bunu, rüyanın yirmidört kareye sığdırılmış hareketinden gözünü ayıramayan, saatinin yirmidördünü de çarçur edip harcayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gevşemişken bir başkasının rüyasında, başını koymuşken dizlerine, dalmışken görüntüler aleminin en yalanı dizilerin içindeki rüyanın riyakar repliklerine, diğer odadan bir ses girer içeri akşam indiğinde ve söyler ezberini “Bu gün yemekte ne var?” diye. Ne fark eder oysa, yediğin ruhunun açlığına perde oluyorsa. Her lokmada derinleşiyorsa rüyan, arttırıyorsa gerçekliğin acı illüzyonunu kaşığa dolan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse ne anlamsız sorudur bu, Kimdir bunca yanlış soruyu sorduran, bir sahteliğin içinden, bir başka sahteliğe kapı aralayan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular üşüştükçe beynime yol almaya devam ediyorum dairesel bir labirentte. Bambaşka bir evde, geziyorum odaları, rüyamın içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönerken kendi eksenimde, güneşe bakarken buluyorum yüzümü, ısınıyor içim gülümsemesinde, anlatıyor sürekli bu kurgunun döngüselliğini, rüyanın gizlerini kelimelerin içine gizlediklerinde. Çıkıyoruz odaların kargaşasından sonra ve bir trende beraber devam ediyoruz yolculuğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, diyorum tren yolu düz bir hat, çapı mı bu rüyanın. Hayır, diyor, uzun ya da kısa yolculuklar yapsak da geleceğimiz yer bu nokta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dışarıya bakıyorum bir içeriye, iki yanımdan akıyor coşkun nehir, bir bilge edasıyla konuşuyor sağımda, solumdan akan görüntülere seslendirme yaparcasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bozkıra dönünce resimler yolculuk içinde, kulağımı verdiğim bilgeye dönüyorum yüzümü, ruhumun istifadesi artsın diye, dalıyorum sesinde, içinde bir daha yıkanılamayan o söz nehrine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal kelimelerin arındırmasıyla çoğalırken içim birden duruyor tren, geldik diyor, iniyoruz beraber. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bakıyorum ki, yine o ev, içiçe odalarla biribirine geçen rüyalar aleminin mekanı. Gülümsüyor ve ekliyor, ”Bak işte yine aynı yere geldik, dümdüz giden tren raylarının üzerinden rüyalar dairesine.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıya geçmek için önce sağa, sonra sola, sonra ona bakıp adım atıyorum caddeye. Yolun yarısındayken birdenbire, “Ben sizi çok seviyorum sayın bilge” diyorum yüzüne. Yine gülümsüyor, “Ben de seni, ben de seni çok seviyorum” diyor. Sıcacık bir duyguyla açıyorum gözlerimi rüyadan asıl rüyanın içine. Sevdiğimiz, rüyaya düşmüş gölgelerin ötesinde hep “O” aslında diyorum kendi kendime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odadan çıkıyorum sonra, çay demliyorum, kayboluyorum suyun hal değiştirirken yaptığı buhar dansında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer odaya ulaşan davetkar kokular rüyalarının başrolündekileri çağırıyor figüran olsunlar diye rüyama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişlerimizin arasında ezdiklerimizle bir perde daha çekiyoruz gözlerimize, hava güzel nereye gitmeli diye düşünürken yine düşüyoruz gerçek sandığımız rüyanın içine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her öğrendiği bilgiyle geldiği yerin gerçekliğinden, sürekli yeni sorgulamalarla yaşam rüyasının içine düşme telaşındaki oğlum soruyor elinde satranç tablası, sence ne yapmalıyım bu tabloda, diye. Bilmiyorum diyorum, strateji geliştirecek kadar bilmiyorum hiçbir şeyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem bilsem ne farkeder, rüyanın senaristi biz değiliz ki. Öyle bir oyun ki içine düşürüldüğümüz alem ne kazananı belli ne kaybedeni. Bir şey anlamadan bakıyor gözleri, “of, anne ya!” deyip gidiyor içeri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey bağlıyken görünmez zincirlerle, içiçe geçmişken rüyalar, odalar, hayatlar, karışmışken replikler birbirine, aydınlık yollar, o yola açılan kilitli kapılar açılacaktır zamanı geldiğinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anahtar hep O’nda. O’ndan dilemeli bu yolculukta, ihtiyacımız ne varsa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O’ndan bahsetmeli sözler daima, rüyayı hakikat kılmalı insan, bu tavrıyla, bilgeler bunu yapıyor sahte dünyamıza sundukları tek gerçeklik olan muhabbet oklarıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HANDAN GÜLER&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-8618154845133955666?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/8618154845133955666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=8618154845133955666&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8618154845133955666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/8618154845133955666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/05/handan-gulerden.html' title='HAYAT AKIYOR İÇİME, RÜYADAN DÜŞÜYORUM RÜYA İÇİNE...'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S9561iRLQXI/AAAAAAAABXA/8F7W4Gf5FNw/s72-c/R%C3%9CYA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-5992526284677367192</id><published>2010-04-17T14:01:00.000+03:00</published><updated>2010-04-17T14:01:25.249+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='içdöküsel'/><title type='text'>DOSTLUKLAR ÜZERİNE!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SzPNZVaiugI/AAAAAAAAA7U/Li8muCHOy7w/s1600-h/dostluk0hn6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SzPNZVaiugI/AAAAAAAAA7U/Li8muCHOy7w/s320/dostluk0hn6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;DOSTLUKLAR ÜZERİNE!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılına  girdiğimizin ilk günleriydi, bir önceki yılın yaralarını sarmaya  çalışıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sürü şey üst üste gelmiş kalbimi,  ruhumu yormuş, hayatın dışına fırlatmıştı. Yıllardır kendimi dahi  duyamayacak kadar yoğun bir çalışma temposu içindeyken biranda sadece  beynimin içindeki seslerin olduğu bir diyara sürülmüş, öylece, oracıkta,  yapayalnız kalmıştım. Kafamın içinde dolanan neden, niye soruları  attıkları voltalarla kalp konforuma zarar verirken etrafımdaki herkesin  yoğunluğu beni kalabalıklar içinde yalnızlık kavramı ile tanıştırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes  o kadar çok koşuşturuyordu ki, en yakın arkadaşlarımı aramaya  çekiniyor, ziyaret ettiğimde işlerine engel oluyorum hissi ile iki  büklüm oluyor ve kendimi eve kapatıyordum. Yalnız ve sessiz olan bu  ortamda beynimdeki aktörler yine sahneye çıkıyor ” iyi de ama, niye sen?  “ sorusuyla kemirme operasyonuna başlıyorlardı. Zihinden kalbe inen  sorular saatler içinde zehirli bir sarmaşık gibi kalbimi sarıyor,  sıktıkça sıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi  dinlemekten kurtulmalıydım. Mevsimlerden kıştı ve yalnız bir yere  gitmekten çekiniyordum. Geriye tek alternatif televizyon kalıyordu.  Zamanla o odada olmasam bile televizyonu kapatmaz oldum.Gürültüsünde,  başkalarının dertlerinde kendimi unutuyor, yalnız insanların evlenme  programlarına gelişlerini anlayabiliyor, halime şükrediyordum. Ancak bir  süre sonra en değerli varlığımı boş yere yitirdiğimi fark ettim ve  televizyonu kapattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sıralarda  kötü bir haber aldım. En az benim kadar talihsiz olan sevgili kuzenim  MS hastalığına yakalanmıştı. Çocukluğumun birlikte geçtiği aynı yaşlarda  olduğumuz genç bir adam çaresiz ve ilerleme şekli belirsiz bir durumla  karşı karşıya kalınca hayatın aslında belirsizlikler üzerine kurulu  olduğunu, geri dönüşlerin olmadığı bir sınavın içinde olduğumuzun  ayırdına varmıştım.O günlerde kuzenimin eşi yazdıklarımı okuyunca bir  blog yazsana sen böyle günlüklere biriktireceğine, ablam yazıyor bak,  ondan detayları öğren dediğinde blog nedir ne işe yarar bunu bilmeyecek  kadar internetten uzak bir durumdaydım. İş için maillerime bakar, birkaç  haber sitesine göz gezdirir, en fazla yarım saatte internetten reele  geçerdim o güne kadar. Bu tavsiye üzerine konuyla ilgilenmeye başladım  ve o gün okuduğum şiirin bir dizesinden yola çıkarak belirlediğim  adreste başladım yazmaya.Blogu kurduktan sonra arkadaşlarıma mail  yoluyla haber versem de pek ilgilenen olmadı doğrusu. Haklıydılar da,  hayatın keşmekeşi büyük şehirde öyle bir sarmalamıştı ki herkesi, ev,  iş, trafik, çocuklar, arasında edebiyata ayıracak vakit bulmak için ona  aşık olmak gerekiyordu. Gençlik yıllarında herkes edebiyata bir yakınlık  duysa da hayatın getirdikleri, incelikleri götürdüğünden edebiyatla  olan ilişik “Amannn, edebiyat yapma! Gibi söylemlerle zaman içinde  kesiliyordu. Ama dostlarımdan biri, edebiyatın aşığı bir kalp, kışımın  en soğuk zamanlarında girip hayatıma, yazdıklarıma cevap verdi, destek  oldu, yol gösterdi iletileriyle bana.Ve işte nedenlerin beynimi  kemirdiği, yalnızlığın ruhumu daralttığı o noktada bir kurtuluş ipi  uzatan eski dostumun ipinden tuttum sıkıca, bir daha bırakmama duasıyla.  Dostluğumuz yazdığı samimi ve sade maillerle derinleşti zamanla. Bana  yol gösterdi hep, muhabbetle dolu ışığıyla. Önce daha çok okumamı salık  verdi, listeler gönderdi, beni televizyonun önünden çekti aldı,  edebiyata olan aşkımı hatırlattı, aşkı anlattı, kuzenim hasta olduğunda  bir o her gün nasıl olduğumu sordu. İletisinde “Hastan nasıl?” demedi  mesela, “Hastamız nasıl?” sorusuyla kalbimde taht kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun  emeğiyle, sevgisiyle kabuğumdan sıyrıldım ve tekrar yazmaya başladım  şevkle. Blogda izleyicilerim olmaya başladı sonra. Yorum yazanlar,  söylediklerimi duyanlar, duyduklarıyla mutlu olanlar arttıkça benim de  aşkım arttı yazmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeki değişiklik gözle görülür  oldu zamanla, dostumun varlığıyla. Etrafımdaki herkes memnundu bu olumlu  başkalaşıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor geçen bir yılın ardından hiçbir maddi  şartım değişmese de bakış açımın farklılaşmasıyla tünelin sonundaki  ışığı görür gibi oldum. Bir de daha önce katıldığım mesleki bir proje  sebebiyle üç hafta süreyle İngiltere’ ve İskoçya’ya gitme şansı  verilince bana, daha bir mutlu olmuştum o ay.”Bahar Gelsin” ismiyle  yazmaya başladığım zamandan sonra tam vaktinde kapımdaydı bahar, umuda  taşıdı beni Nisan da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009’dan  en etkileyici sahne olarak zihnime İngiltere uçağında, cam kenarında  yaptığım dört saatlik yolculuk geliyor mesela. Bir masal alemine geçmiş  gibiydim; bembeyaz bulutlar arasında. Daha önce yurtiçi uçak seyahatleri  yapmış olsam da, kısa süreli olduğundan bu kadar büyüleyici gelmemişti  gökler bana. Bir de tüm Avrupa’yı uçağın alçaldığı yerlerde kuşbakışı  seyretmek çok hoşuma gitmişti. Evet, İngiltere güzel bir yerdi,  grubumuzla geçirdiğimiz vakitler keyifli. Bana iyi gelen bu zamanda dahi  halimi hatırımı sormuştu dostum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun yolculukları  arasında bana vakit ayırmasının ne de büyük bir incelik olduğunu o  gezide anlamıştım mesela, malum seyyahlık zor ve yorucu ne kadar keyifli  olsa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz başı kardeşimi  evlendirip İstanbul’a gelin göndermek bu yılın en güzel olayları  arasında yer aldı. Artık aşık olduğum şehirde kanımdan kan canımdan can  vardı.Tabi daha bebek diye gördüğüm laf aramızda küçükken çok da eziyet  ettiğim kardeşim büyümüş, üniversiteyi bitirdiği hafta evlenmiş ve  ablasının en yakın dostu oluvermişti bir anda.Zamanın geçiciliğini  gösteren bu güzel olay faniliği hatırlatmasıyla bir şamardı aslında  ruhuma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişliğine üzülüp  Ah’larla andığımız güzel günlerden ziyade, iyi ki geçti, hamdolsun  dedirten, bizi şükre götüren zor günler daha da fazlaydı bu yıl aslında.  Ve bu zor günlerde dostum yanımda olmasa, her daim dua ve dilekleriyle  gönlüme ferahlık verecek kelimelerden köprüler kurmasaydı bu gün burada  olamazdım galiba. Şairin dediği gibi diyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hamdolsun,  Yaradan’a hamdolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıp imtihan edene, imtihandan  geçirip zafere erdirene,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahman olana, Rahim Olana  hamdolsun.”(ERDEM BAYEZIT’a rahmetle…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle  hiç layık olmasam da gönlüme inşirah için gözü gönlü hakikate açık bir  dostu ruhuma dost eylediği, beni benimle bırakmadığı için kainatın  zerratı adedince şükürler sunuyorum Rabb’ime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmek  bilmez kışlarımda bile benden vazgeçmediği, kendime tahammül edemediğim  zamanlarda bana tahammül ettiği, ruhumun elini hiç bırakmadığı için tüm  kalbimle, tüm muhabbetimle teşekkürü bir borç biliyorum dostuma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice  zamandır yazdığım rutin dert dolu iletilerimi cevapsız bırakmadığı,  varoluş sebeplerimizi hatırlatarak beni her daim diri tuttuğu,  tabularımı yıktığı, okuma serüvenimi hızlandırdığı, aşka aşık bir  yürekle yaşamayı öğrettiği için minnettarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SzPNN46wRkI/AAAAAAAAA7Q/uLT2EXm_WcY/s1600-h/b-341689-DOSTLUK.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SzPNN46wRkI/AAAAAAAAA7Q/uLT2EXm_WcY/s320/b-341689-DOSTLUK.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de sanal alemde adını  bile bilmediğim ama hikayelerini tüm açık yüreklilikle anlatan dostlarım  oldu bu blog vasıtasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbretlik hikayeleriyle hep  ihtiyacım olduğu anlarda çıktılar karşıma. Tanımadığım kardeşlerime dua  etmeyi öğrendim ben burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı aşk hikayeleri  dinledim, onlarla ağladım, onlarla sevindim, bazen yazdıklarımda  buldular kendilerini bazen katkılar sunup zenginleştirdiler  düşüncelerimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim sayamam tabi, hem çoklar hem de  onlar kendilerini bilirler, söyleyebileceğim tek şey; iyi ki bu blog  yazılmış bahtıma, iyi ki bu dostlarla yalnızlığın kör kuyularından  çıkarılmış, paylaşmanın zevkine varmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana  demiş ki; “Ben dostlarımı ne kalbimle, ne aklımla severim. Olur ya kalp  durur, akıl unutur… Ben dostlarımı ruhumla severim, o ne durur ne  unutur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de Mevlana gibi  diyorum; adını, sanını, yüzünü, evini, işini bilmediğim nice güzel  insanla tanıştığım siber alemde sizleri ruhumla seviyorum. Sayınızın  izleyici sayımın çok üstünde olduğunu da bizatihi yaşayarak görüyorum.  Varlığınıza, sağlığınıza duacıyım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen  zamanların, gidenlerden daha kazançlı olması için kalplerimizin  Hakikat’e ayarlı kılınması niyazıyla,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4153724256955353169-5992526284677367192?l=sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/feeds/5992526284677367192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4153724256955353169&amp;postID=5992526284677367192&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5992526284677367192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4153724256955353169/posts/default/5992526284677367192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sensizyildizlarabakamam2.blogspot.com/2010/04/dostluklar-uzerine.html' title='DOSTLUKLAR ÜZERİNE!'/><author><name>bahar gelsin-HANDAN GÜLER</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04504742899828134830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SmJn0NhyUdI/AAAAAAAAAFY/GX0mURO31pA/S220/IMG_2595.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/SzPNZVaiugI/AAAAAAAAA7U/Li8muCHOy7w/s72-c/dostluk0hn6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4153724256955353169.post-2262299606335072371</id><published>2010-04-08T20:52:00.000+03:00</published><updated>2010-04-08T20:52:03.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar üzerine'/><title type='text'>"Hal"in kağıda düşmüş gölgesi...YEŞİL DERGAHIN AYNASI...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S74XYwpqDxI/AAAAAAAABUI/AIAQEw-ikLs/s1600/salmalh.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_z_WVa7llt10/S74XYwpqDxI/AAAAAAAABUI/AIAQEw-ikLs/s1600/salmalh.jpeg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sade, samimi ve akıcı bir uslupla yazılmış bir kitap okudum bugün. Adı; YEŞİL DERGAHIN AYNASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarı, SALİHA MALHUN. Sanki adım adım O'nunla dolaştım Bursa'nın sokaklarını. Oysa bu şehrin içinden çok uzun yıllar önce sadece bir kez geçip İstanbul'a gitmiştim bir okul gezisinde. Tarihi bir çarşı hatırlıyorum can arkadaşımla bir kaç parça güzellik almıştık oradan. Bir yerde yemek yemiş, Ulu Cami'nin bahçesinde biraz oturmuş, su içmiş, tarihin o kuşatıcılığında manevi havasını içimize çekmiş, ancak kalabalık sebebiyle içeri girememiştik, dönüşte detaylı gezeriz demişti öğretmenlerimiz ama olmadı.Ve o gün bugündür yolum düşmedi şanlı Osmanlı şehrine. Bu kitabı okuyunca ilk hissettiğim biran önce oraya gitmek arzusu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duyguya bir de NİHAT DAĞLI'nın ödüllü öyküsü "AŞK İLE BURSA, AŞK İLE..."yi okuduğumda kapılmıştım.Bilmiyorum ne zaman nasip olur ama galiba önce hazır hale gelmeli, liyakat kesbetmeli ki şehir çağırsın beni... &lt;br /&gt;&lt;
